Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '12

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
456
 

Dost mu tost mu...

Bir hikaye üzerinden kıssadan hisse yapayım dedim bugün…

Geçenlerde başım sıkıştı, fena içim daraldı. Sorunlar bir anda büyüdü sanki ve nefes alamıyorum gibi geldi. Evde bir sağa döndüm bir sola döndüm, bir yerlere sığamadım. Hadi dedim dostumun yanına gideyim de bir soluklanayım. Merak etme her zaman yanındayım, paylaştığımız ne de olsa güven ve sevgi değil mi diyen dostlardan birisinin.

Bazen insana bir saflık, iç temizliği çöküyor olsa gerek inanası geliyor. İzlediğimiz dizilerden midir nedir bilinmez hala umudumuz var galiba iyiye ve güzele, doğruya ve dürüste. İşte öyle bir ruh hali ile gecenin bir vakti, dayandım bir dost kapısına..

Bundan sonrasını ne siz sorun, ne ben söyliyeyim. Etkilendiğim diziler, kitaplar ya da filmlerden olsa gerek, ilk olarak ‘iyi misin’ cümlesini bekledim. Hiç gelmeyen ve gelmeyecek olan o güven verici cümle. Baş daha omuza düşmeden, kalbi omuza düşüren cümle.

Klasik büyük şehir sendromu desem toparlar mı acaba, yoksa haksızlık etmiş olur muyum metropol insanına? Oysa yaşadığım tüm deneyimler büyük kentler ile daha küçükleri arasında kavram farklılıkları olduğunu öğretti bana. Olmadığını sandıklarımız hala duruyor memleketin bir köşesinde, keza olduklarını sandıklarımız da kaybolmuş büyük şehrin koşuşturmacaları ve telaşlarında. Buralarda dostluğun ipi pazara çıkarılalı çok olmuş da hala var gibilerinden dolaşıyoruz ortalıkta melun melun. Dillere sakız olmuş sadakat, sevgi ve vefa. Rakı masalarında kolay tüketiliyor kavramlara dair kelimeler, oysa uygulamada kimse elini taşın altına koymak istemiyor. Zaman harcamak, emek harcamak, gecenin bir vakti uyanmak, belki rahatsız edilmek yoruyor şehir insanını. Günlük hayatın mesai saatleri dahilinde klişe sohbetlerde uzanabiliyor sana eli ancak.

Ya da belki kendisi seninle aynı yerde iken senin de baktığın noktayı görüyor ve işittiklerini işitiyor. Yeri değişmişse artık ve hayatına başka birilerini, başka sevgileri sokmuşsa; ikisini ayıramıyor, ikisinin ederini ayrı ayrı ödemeyi beceremiyor. Becermeyi denemiyor. Nasılsa birisi gidiyor arkadaşın, diğeri geliyor. Kısa dönemli paylaşımlar, iki ilişki ya da iki hayat arasında gerekli mola süresini veriyor. Mola biter, raf ömrü dolan gider..Kankalık dediğin müessese zaten adı üzere gevşektir, kapısının yayları tutmaz. Girdiğin kadar kolay çıkarsın.

Neyse ki ömrüme serpiştirilmiş çok uzun süreli, güzel dostluklar mevcut. Kardeş gibi olduğum, beni kardeşten öte tutan dostlar mevcut. Sadece İstanbul’da yaşamış olsam, belki hiç tadamayacağım dostluklarım var. Temeli yalan üzerine kurulmamış, kandırılmadığım, yoğunluk çarklarında ezilmeyen dostluklar. Sevgili, eş ya da yeni hevesler dönemecinde duvara toslamayan dostluklarım.

Herkes adına dileğim, yalancı baharlarda üşümemeleri. Üşüdüm gecenin bir vakti, kolay olmuyor. Bu da böyle bir anıydı… Aman siz siz olun, ensenizi kalın tutun. Elinizde tuttuğunuz dost mu yoksa tost mu, ayırımına erken varın ki yemesi acı olmasın. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 916
Kayıt tarihi
: 18.03.12
 
 

Edebiyatı, okumayı ve yazmayı çok seviyorum... Günlük hayata ve kavramlara dair söyleyecek sözüm ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster