Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '16

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
234
 

Dost'umsu

Dost'umsu
 

Bugünlerde sık sık üzerinde düşündüğüm bir konu oldu  “arkadaşlık” ve “dostluk” kelimeleri. Aslında aşina olduğum bu kelimelerin anlamlarını bana bir kez daha düşündüren şeyler oluyor her gün. Acaba ben mi yanlış biliyorum ki diye düşünmedim değil. Öyle ki tavırlar, sözler “ dost” kelimesinin anlamıyla bağdaşmıyor. Adını tamda koyamadığım nedenlerin açtığı çukurda yok olup gidiyor dost bildiklerim.
 
” Yazık!” dedim içimden. Çok yazık, paylaşılan her saniye, her kahve zerresi, her anı boşunaymış demek. Değeri olsaydı böyle gereksiz tavırlar içerisinde benliğini unutamazdı çünkü. İlk arkadaşlığı öğrendiğim, dostu düşmanı ayırt ettiğim zamanı hatırlayınca, ilkokul deyip geçtiğim o sıralardaki dostlarımı şimdilerde aramıyor değilim. Belki oradaki dostlarımın gösterdiği dostluktan ötürü müdür bilmiyorum ama insanların “dostluk” kavramıyla benim ki pek uyuşmuyormuş. Ya da belki insanlar anlamını bilmediğinden değil de öylesine güzel bir kelimenin anlamını kaldıramadıklarından bayağılaştırıyorlar bu kelimeyi.
 
Dostun ne demek olduğunu benden öğrenecek değilsiniz ama emin olun bunu lafla sözle öğretebilecek insan yok. Ancak benim gibi bir gün dostum dediğiniz insanın bir başka yanını görürseniz işte o zaman “ dostluk” un ne olmadığını anladığınızda, yanınızda olan insanlar öğretir size gerçek dostluğu. Bunların yanında dostumsu varlıkların laflarına kanıp içi boş bir çuval gibi ne konulursa onu taşıyan insanlara bir çift laf etmeden geçemeyeceğim. “ Boş bir akıl bile, yanlış doldurulmuş bir akıldan daha kıymetlidir.” diye bir laf var ya hani, onun bedene bürünmüş hali gibi dolaşıyorlar ortalıklarda. Kim neyle beslerse, onu kusuyorlar. Bunların yanında birçok şeyi daha anlamama yardım ettiler. Mesela, karşındaki eski bir “ dost” olunca daha sabırlı oluyormuş insan ve en yakınım dediğinin, sokakta “tanımadığı insanlara havlayan köpeklerden” bir farkı kalmayabiliyormuş, fikirlerinin sahibi değil kölesi olandan ne arkadaş nede dost olmazmış mesela.
 
Bir de teşekkür ediyorum, bu süreçte o kadar küçüldüler ki bana kendimi büyük hissettirdiler. Onlar alçaldıkça ben yüksekte kaldım ve şuan o kadar uzağız ki ne söylenen sözler, ne kurulan stratejiler, ne de o basit kişiliklerinden çıkan kahkaha seslerini işitemiyorum. Benim silahım dediklerimi bana karşı kullanırken “ o silahı nasıl etkisiz hale getireceğimi” bildiğimi de akıl edebilmiş olmalarını yeğliyorum. Bu durumda söylenecek tek şey:  kocaman bir ev olan dostluğun altında barınmaya çalışan bu insanlar o evi hak etmiyorsa, onların yerine içeri bir hayvan almanızı öneririm zira pek bir şey kaybetmezsiniz. Bir gün sizin de “ dost” kelimesi altında ezilmemeniz dileğimle…
 
semra kocabaş, Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Üzülerek malesef diyorum.

semra kocabaş 
 18.04.2016 11:35
 
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 235
Kayıt tarihi
: 18.09.15
 
 

İnşaat Mühendisi'yim, yüksek lisansıma devam etmekteyim. Fotoğraf çekmeyi, yeni yerler keşfetmeyi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster