Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '20

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
56
 

DOSTLUK MU? AL SANA ELMAS GİBİ

DOSTLUK MU? AL SANA ELMAS GİBİ
 
“Bu gün hissettiğinde; ortasından dostluk şırası akan bir yaşanmışlığın öyküsünü anlatacağım size.”
 
Yıl 1981 Buz gibi soğuk bir kış mevsiminin “Şubatında” Erzurum-Kandillide buluşturmuştu bizleri.
Hani daha önce anlatmıştım yaş tashihi yaptırıp küçük yazılan yaşımdan dolayı. Mahkeme kararı onanıp yaşım büyütüldüğünde otomatikman “Bakaya” durumuna düşmüştüm. Bakayayı merak edenler için yazayım. (Asker Kaçağı) 
Karanlık bir akşamüzeri tüfekleri tersten omuzlara asılı iki “Jandarma” kapımızı çalıp sevk teskeremi tebliğ etmişlerdi. Günün sabahında verilen üç günlük yol iznimin birisini dost ve akrabaların yemek davetlerine ayırarak geçirip, ikinci günü Kahramanmaraş Otobüs terminalinden peşimde bir çift gözyaşı ile uğurlanmıştım. Çantamda bir kutu ağrı kesici, birkaç yara bandı, on paket “Maltepe” sigarası ile.
23 saatlik bir kış yolculuğu ile ulaştığım Erzurum’dan Kandilliye küçük bir Minibüsün arka koltuklarında yer bulup bir saatlik yolculukla ulaşmıştım “Minik Kasabaya.”
İki yüz elli metrelik bir ana caddesini, bir çırpıda yürüyüp adımladıktan hemen sonra, hallice büyüklükteki bir “Bakkal” dükkânına girip selam verdim. Yaşları yaklaşık benim dengimde güleç yüzlü “Taşkın” isminde bir çocuk; selamımı aldıktan sonra ver bakayım sevk pusulana dedi. Çekingenlik içerisinde uzattım sevk pusulamı.
Tamam dedi. Karnın aç mı? Yemek söyleyeyim dedi. Yok dedim karnım tok. İhtiyaç malzemelerin tamam mı dedi? Tamam dedim. Bir tıraş takımı, rulo köpük sabunu, bir tıraş fırçası, birkaç permatik-jilet, diş fırçası ve diş macunu verdikten sonra parasını almam deyip tuttursa da cüzi bir miktarını zorla ödedim.
İkindi sonrasına kadar sohbet ettik. Sonra açtı tanıdığı askeri inzibat noktasına, iki “İnzibat Askeri” geldi onlara teslim etti. Bak bu benim akrabamdır Anne tarafından bilmem kim Ast Subay’a teslim edin selamımı söyleyin dedi.
Vedalaşıp teslim olduk. Sevk Pusulamda “Topçu” yazıyor. Girdik devasa bir binaya, içindeki ofislerden birine. İki masada askerler daktilo şakırtıları ile inletiyorlar. Ben girince kestiler. Ver bakalım sevk kâğıdını dedi birisi. Uzatınca bakıp masaya koyup odadan dışarıya çıkıp kısa bir müddet sonra geri döndü.
Peşinden neredeyse iki metre boyunda iri pençeli omuzunda üç yıldız bulunan beyaz tenli artist gibi bir kumandan girdi içeriye. İki yazıcı da hemen ayağa kalktılar. Yazıcının biri “Komutanım Ticaret Lisesi Mezunu” dedi. Uzandı Kumandan masanın üzerinden beyaz bir kâğıt alıp uzattı bana, bir sayfada sıkı yazılmış müsvedde kâğıt yaz bakayım dedi çıktı gitti.
Ben kâğıdı alıp daktilonun “Şaryosunu Enter kamyonların kollu vitesi gibi boşa alıp” taktım ayarladım. Yazıyı soluma alıp; başladım on parmak takırdatmaya daktiloyu. Bir çırpıda bitirip başımı kaldırdığımda, iki yazıcı yazmalarına ara vermişler beni seyrediyorlarmış. Yazıcıların birisi “Amcaoğlu” sen Liseyi nerede okudun dedi. Bende İskenderun Ticaret Lisesinde dedim. 1978-1979 dönemi deyince. Daktilo Hocan namı diğer “Fantom muydu dedi? Şimdi de şaşırma sırası bana gelmişti. Meğer o da aynı okulumuzdan mezunmuş.
Sonra uzun boylu üç yıldızlı Kumandan girdi içeriye. Hepimiz ayağa fırladık. Bana neden yazmıyorsun dedi? Yazdım efendim dedim. Baktı inceledi hatasız yazılmış. Oooo dedi. Bunu G-4’e verin hemen dedi.
İşlemlerim yapılıp ilgili yerlere gönderildikten sonra da “Karargâh Bölüğüne” alındım. Hafta sonuna denk geldiği için askeri elbise alamadan er gazinosunda krom bardaklarla bolca çay içerken çantamda götürdüğüm “Maltepe” sigaralarını ikram ederek hafta sonunu geçirdim. Berberin keyfi yetince de Gazino sandalyesine oturtup, boynuma bağladığı haki bezi elime tutuşturup çeke çeke üç numaraya kesti lüle-lüle saçlarımı.
Kısa sürede alışmıştım yazıcılığa. Hem okulda, hem de çalıştığım şirkette yazışma kısmında çalıştığım için hiç zorlanmadan girizgâh yapmıştım G-4 yazıcılığına. Birkaç ay geçmişti ki usta yazıcı Nazmi terhis olunca yalnız kalmıştım. Yazışmaları yetiştirmekte zorlanınca bir yazıcı göndermişlerdi şubeye.
 
Gözleri çakmak-çakmak. Saçları üç numara, alnına doğru okun ucu gibi alnının ortasında sivri bir şekilde birleşiyordu. Dikkatimi çekmişti. Sanki bu kafa çok sağlam bir kafa, bu gözler cin gibi der gibi işaret ediyordu sanki alnının çatını.
 
Urfa şivesinin tam aksanı ile buğulu bir sesle tanıştık. Siye (sen), biye (ben), yapıysen, ediysen, gidiysen derken kısa sürede kanımız kaynadı birbirimize.
Vurduk daktilo tuşlarına yirmi bir ay kesintisiz. Kimi zaman yemek saatlerini kaçırıp tam ekmeğin arasına sürülmüş, acılı biber salçasının üzerine kırılmış bir çift yumurtalı tostun yanına da: “Erdoğan’ın” hemen giriş merdiveninin altındaki, iki buçuk metrekarelik çay ocağında demlenmiş krom bardaklı çaylarla karnımızı doyurarak. Kimi zaman gecenin geç saatlerine kadar; Karkuvrap, Lojanduralp, Lojgünduralp, lojduralp diyerek mesajları yazdık mumlu kâğıtların üzerine çektik haber merkezlerinden ilgili yerlere. Kimi zaman dağıtım gereği sekiz on nüsha yazıları itina ile yazıp koyduk sarı zarfların içine dağıttık tek tek tüm birimlere. Yazma ustalığımızı bolca pekiştirdi. Miatlı evrakları, gelen evrakı, giden evrakı derken geçen zamanın içine eritilmiş yıllanmış “Kars Kaşarı” gibi dostluğumuzun terini içine akıtarak çeşni oldu askerlik arkadaşlığımız. İçinde hayallerini kurduğumuz yavuklulardan aldığımız mektupları “Er Mektubu Görülmüştür” kaşesi yemeden birinci elden Yusuf’tan aldık göğsünün içinde saklayarak getirirdi bize.
Kimi zaman hafta sonlarında yapılan “çiğ köfteleri” yapıştırdık sota da görünmeyen tavanlara, kimi zaman harladık köylerde, mahallelerde bırakılan perçemleri alınlarına düşmüş çift belikli yavukluları konuştuk. Kimi zaman olası hayallerimizi kurup paylaştık, dost ve kardeşlikle bezeli muhabbet sofralarımıza. Cebimizdeki üç kuruş asker harçlıklarımızı katıştırıp çeşni ettik damaklarımıza. Kimi zamanda “Disiplin Subaylığının duruşma Salonundaki” bankonun arkasında Penthaus dergileri karıştırdık gizli, gizli.
Yoklukları, varlıkları, hayalleri bölüştük. Beklentileri dizdik boncuk gibi iplere. Hayallerimizi yıkadık meydan çeşmelerinde bir kalıp sabun ile soğuk mermerlerin üzerinde. Erzurum-Kandilli de Palandökenden esen rüzgârlarla kuruttuk ip niyetine ağaç dallarına asarak çamaşırlarımızı. Savurduk dostluk ateşinin çıtırtıları eşliğinde en gençlik enerjimizin ucunda işaretli kurşun gibi hayallerimizi.
 
Nihayetinde…..!
 
Sayılı zamanı da tükettik her şeyi tükettiğimiz gibi…
Teskereye ramak kala yazdığımız hatıra defterlerinin renkli sayfalarına;
“ASKERLİK HATIRA DEFTERİ” yazan ciltli defterin sayfalarına o anki hissiyatımızı yazdık tüm samimiyetimizle. Bir daha görüşmek üzere… Bir daha görüşmek üzere… Bir daha görüşmek üzere diyerek… Arkamızda unutulmayacak bir dostluk, arkadaşlık, kardeşlik bırakarak…
 
Dündü…! Tarih.. 29 Mayıs 2020’yi gösteriyordu….
 
Telefonum çaldı peş peşe birkaç kere. Açtığımda karşımda hem yakın köylüm, hem tanıdık, hem de askerliği aynı birlikte olmasa da aynı Tugayda yapmıştık. Hal hatır faslından sonra şöyle dedi…
 
Ya hu sosyal medyada rastladım, arkadaş grubu kurmuşlar, bu grupta arkadaşın birisi… Yahu Allah rızası için Adil Bozkurt’un telefonunu bilen, nerede olduğunu öğrenen varsa bana bildirir mi yazıyordu. Tanıyor musun deyince. Tanımam mı? O benim “Askerlik Arkadaşım” dedim. Meğer bu arkadaşımda onu tanıyormuş görev yaptığı yıllarda Urfa’dan.
 
Telefonunu alıp çevirdim merakla. Hemen girdim nasılsın, iyi misin, ben şuyum, ben buyum demeden. Her zaman kendi aramızda o askerlik yaptığımız dönemde birbirimize kullandığımız kelimeleri peş peşe sıralayınca kısa bir şok dalgası yaşadık karşılıklı.
 
O arkadaşım sıkıntılı anlarında düşünürken hep yanağına işaret parmağıyla bastırıp içinden dişleri ile yanak etini ısırır bir parça kopartırdı. Yapma şunu yahu bir gün yanağın delinecek derdim. Hemen onu sordum. Yanağın yerinde sağlam duruyor mu dedim? Çok şaşırdı.
 
Peşinden bana sorduğu soru daha da ilginçti!
 
“Adil (A’sı baskılı ve gırtlaktan çıkartarak) senin gözlerin hala yeşil mi? Diye sordu.”
 
He “Mamo” dedim. Gülüştük. Yaşlandın mı dedi? He dedim. Hemen Watshaptan görüntülü aramaya dönüştürdük. Saçlarımıza düşen akların altında tam 37 sene evvel temellerini sağlam attığımız dostluk ve kardeşlik üzerine kurduğumuz tertemiz arkadaşlığımızın dost ateşinin kıvılcımı ile tutuşan ateşin etrafında harladık sohbetimizi.
 
Bu hoş sohbetin 37 yıllık kardeşlik öyküsüne bilem şaşırmıştır belki Watshap hatları. Kaldı mı ki demiştir böyle içten dostluklar, arkadaşlıklar. Peşimden karıştırılan “Albümlerin” sayfalarından her bir satırı koç gibi dostluk kokan sayfa, sayfa yazılar, siyah-beyaz resimlerle özenle saklanan resimler paslaştı karşılıklı. Gözlerim nemlendi, yüreğim sırtımda attı, hık, mık etti böğrüm sevinçten burnumun direği sızladı bree.
 
İşte dostlar bizim zamanın insanları altmışına-yetmişine merdiven dayasa da böyle yaşanırdı dostluklar “Askerlik Arkadaşlıkları.” 
 
Bizi buluşturup, konuşturan o güzel yürekli can dostuma da müteşekkirim. Ne güzel adamlarsınız be dostlar…
Şimdi hedef ilk fırsatta buluşmak…
 
Telefonu kapatırken şöyle dedi! “Mamo”
 
“Siye şöyle sımsıkı bir sarılıp göğsümün üstünde seni bir sıkarak sıkıca sarılsam dedi…”
Ömrüne bereket olsun…
30.05.2020 Adil Bozkurt
Saygımla…
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Askerlik yapmadım, yatılı okulda da okumadım ancak gurbeti ve hasreti iliklerime kadar yaşadım. 17 yaşımda ailemden uzak yaşamay başladım. Yıllar sonra bir öğretmenler günü etkinliğinde kendi öğretmenimi kutlanan öğretmenler arasında gördüm. Bütün şehrim, mahallem, ailem arkadaşlarım etrafıma doluşmuştu sanki, O yüzden hiç yabancı gelmedi bu muhteşem yazı, dostluğunuz daim, ömrünüz bereketli olsun dilerim emeğinize saygımla

Cemile Torun 
 22.10.2020 22:38
Cevap :
Dost yüreğiniz ve insan yanınız hep olsun Cemile Hocam, ömrünüze bereket olsun. Saygımla.  23.10.2020 10:10
 

Duygularınızı o kadar iyi anladım ki bizde yatılı okul arkadaşlarımla bu sıcaklığı yakaladık ve aslında askerlikten bir farkıda yoktu yaşadıklarımızın , örneğin eşimin dolap üstünde fotoğrafı var benimde var:)) ranzalarda çeşit çeşit pozlar botlu bıyıklı 90 lar , çarşı izinleri izinsiz kaçmalar, lahmacun yeni moda üçer beşer atıştırmalar ....Daha neler neler ve muhteşem anılar ...Kaldığın yerden devam edebilmek çok güzel dostluklarda , umarım ölene dek devam edersiniz

jale kasap 
 20.10.2020 14:54
Cevap :
Dostluk insanın çıkınında biriktirdiği en kıymetli birikim değerli yazar Jale hanımefendi. Çok yıllar sonra bile tadını yürekten hissettiriyor. Dostlukla bezeli bir ömür diliyorum saygımla, selamla.  20.10.2020 17:15
 

Merhaba Adil Bey bu anınızı bir kere daha okudum. Siye ' size) selam ve selamlarımı gönderiyorum. Güzel bir askerlik hatırası... Ellerine ve yüreğine sağlık. Selam ve sağlık dileklerimle...

Abdülkadir Güler 
 20.10.2020 13:08
Cevap :
Ömrünüze bereket değerli yazar Abdulkadir bey, dostluk hayatın içinden bir ırmak gibi ne mutlu her daim hissedip, hissettirene. Saygımla, selamla.  20.10.2020 17:18
 

Dost kara günde belli olur. Başka söze gerek yok...Sayın yazarım. Esen kalınız...

Abdülkadir Güler 
 20.10.2020 12:54
Cevap :
Her sevincini, üzüntünü beraber paylaştığın dostlar çok olsun hayatta. Saygımla, selamla değerli yazarım.  20.10.2020 17:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 176
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 397
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster