Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '14

 
Kategori
Sağlık
Okunma Sayısı
572
 

Dr.Oruç, Dr.Sabır, Dr. Egzersiz, Dr.Sebze, Dr.Meyve ile 'Sağlık Pınarı' Ayhan Eyikan

Dr.Oruç, Dr.Sabır, Dr. Egzersiz, Dr.Sebze, Dr.Meyve ile 'Sağlık Pınarı' Ayhan Eyikan
 

'İnsanlar ikiye ayrılır; yaşamak için yiyenler, yemek için yaşayanlar!'

Yaşamımızın ilk evreleri olan çocukluğumuzdan itibaren edindiğimiz yanlış ve abartılı beslenme yöntemleri nedeniyle sağlığımızı ve aslında doğumla bize bahşedilmiş olan ana gücümüzü günden güne kaybettiğimiz doğrudur. Ve kendimizi sağlığımızı kaybetmeye başladığımız ölçüde güçsüz, halsiz, isteksiz ve depresif hissetmeye başlarız. Ve en nihayetinde değişik hastalıklara yakalanmak kaçınılmaz olur!

Çocukluğumuzda savunmasızdık. Şimdi büyüdük ve nasıl beslendiğimizin sorumluluğu sadece bize ait. Değiştirmemiz gereken şeyler var! ''İlaçlar ve ameliyatlarla yeniden sağlığımıza kavuşacağımıza olan yanlış ve köklü inançlar geliştirmiş olmamız evrim sürecinin hangi evresinde ortaya çıkmış olmalı? Bu sorunun doğru cevabını bilmek zor belki ama atalarımızın yiyeceklerini doğal ortamda bitkilerden koparıp toplayarak sağladıkları dönemlerde hastalanmadıklarını tahmin ediyorum. İnsanların yerleşik düzene geçmekle birlikte hastalıkların da başlamış olma ihtimali yüksektir. Bazı hayvanların evcilleştirilmesi de bu süreci hızlandırmış olabilir. Yerleşik düzene geçen insan için yiyecek depolama aç kalma korkusunu azalttı. Depolanan ve evcil hayvanlardan elde edilen yiyecekler insanların gereğinden fazla yeme alışkanlığını başlatmış ve beslenme konusundaki doğal ve doğru içgüdüsel yeteneklerini azaltarak gereğinden fazla yeme alışkanlığını başlatmış olabilir. Gerektiğinden fazla beslenen insanlarda emilim ve boşaltım dengesi bozulmuş ve vücutlarından atılamayan toksik maddelerin atılabilmesi için doğa hastalık dediğimiz sağlığı koruma önlemlerini yaratmış olabilir'' diyor Ayhan Eyikan 'Sağlık Pınarı' adını verdiği kitabında.

Ayhan beyi senelerdir tanırım. Ancak bu yönünü hiç bilmezdim. Kitabını okuduktan sonra yaptığımız uzun bir sohbetin ardından beslenmeye olan bakışım daha bir netleşti. 65 yaşından sonra doğru beslenme yöntemlerini oldukça uzun bir süre araştırmış, incelemiş, karşılaştırmış. Geçirdiği ameliyat ve ilaçla tedavi yöntemleri ile elde edemediği sağlığına doğru beslenme dediği bir dizi yöntem ile birlikte su orucu tutarak ulaşmış. Her gün ılık suya bir miktar sıktığı limon ile güne başlıyor. Şu anda 79 yaşında. 10 yıldır hiç hastalanmamış, ilaç almamış ve ameliyat olmamış. Hala bisiklete biniyor, zorlu dağ yürüyüşlerine gidiyor.

İnsanların birbirleriyle eşleştirilmemeleri gerektiğine inanırım ancak oruca olan inancı, niyeti, kararlılığı ve kendi bedeni ile kurduğu doğrudan ilişki nedeniyle Ayhan bey bir açıdan bana Gandhi'yi çağrıştırdı. Hem de çoğu insanın güçten düştüğü, ihtiyarladım deyip kendini bıraktığı bir dönemde...

Şimdi Ayhan beyin sağlığa olan, beslenmeye olan ve vücudu temizleyen oruca olan görüşlerinden kısaca bahsetmek istiyorum. Bu yazıyı yazmamın nedeni, insanların doğru beslenme ve doğru oruç ile bilgi sahibi olmalarına esin vermek, ilaç ve ameliyatla belirtileri kaybolan ama ana nedenleri kaybolmayan hastalığa okuyucunun doğru bir bakış açısı ile bakmasına yardımcı olmak içindir. Hele de sağlık açısından ki ruh, beden ve zihin sağlığı bir bütünse ve bunlar bir diğerini doğrudan etkiliyorsa hepimizin doğru haberlere hayati derecede ihtiyacı var. Zira hepimiz yanlı ve ticari bir döngünün içinde yaşıyoruz ve aslında buna mahkûm değiliz!

Ayhan bey kitabında şunları yiyin, bunları yemeyin demiyor. Her insan dilediğini yemekte özgürdür ancak hastalığı yaratan yiyecekler ile sağlığı yaratan besinleri ayırıyor. ''Hastalığı yaratan yiyeceklerden uzaklaşan her insan sağlığı yaratan besinlere yönelmeli, hastalandığını veya vücudunda yolunda gitmeyen bir şeyleri sezinlediği an oruca başlamalıdır'' diyor.

İnsanın tarihler boyunca ot ve et yeme durumunun farklı bir seyir alması hastalıklara olan mesafemizi belirlemiştir hiç kuşkusuz! Genel bilgi, proteinin yalnızca ette olduğunu, otta yeteri kadar bulunmadığını söyler. Bu yanlış ve yanlı bir bilgidir. Hayvansal protein, işlenmiş protein olup vücuda girdiğinde aminoasitlere çevrilmek zorundadır. Beden, bunun için yoğun bir enerji harcar. Oysa bitkilerdeki protein doğrudan bize ulaşır. Bitkisel beslenmenin, çiğ beslenmenin, işlenmiş yiyeceklerden, hazır üretilen her türlü yiyecekten sağlıklı ve doğal olduğunu bilmiyoruz! Sorunumuz yeme alışkanlıkları ve yanlış bilgileri genetik bir şekilde taşımaya olan cahilce eğilimimizden kaynaklanmakta.

Besinlerden enerji alırız. Bu doğru. Asitli yiyecekler(düşük enerjili besinler) ile beslendiğimizde -ki bunlar aşırı yağlı, kızartılmış, pişirilmiş, doğalarından uzaklaştırılmış, işlenmiş yiyeceklerdir- enerjimiz düşer Düşen enerjimiz ise mikrop ve virüslerin vücudumuza girmesine imkân sağlar. Böyle hastalanırız. Bu, bu kadar basittir. Alkali yiyeceklerle(yüksek enerjili besinler) beslendiğimizde ise -ki bunlar sebze, meyve, pişirilmemiş, çiğ yenen, doğal yiyecekledirr- enerjimiz yükselir. Mesele sadece birini tercih etmek de değil vücuttaki asit-baz dengesini bozmamak, gözetmektir.

Yemekten sonra tatlı yemenin, yemekten sonra meyve yemenin, acıkmadan yemek yemenin yanlış olduğunu görmezden geliyor, aynı anda birçok değişik yemek yemenin mideye ne kadar yüklendiğini umursamıyor, birbirleriyle uyumsuz tatların arasında bile isteye kayboluyoruz! Yediğimiz her fazla yiyecek bizi daha da ağırlaştırıyor. Yedikçe ağırlaşıyor, ağırlaştıkça yiyoruz. Bunlar uzun vadede ölümcül hatalardır. Yaşam süremizi kısaltan hatalar!

Ve ilaçlar. Aldığımız her ilaç inorganiktir. Ve beden bunları doğrudan zehir olarak algılar ve dışarı atmaya çalışır. İlaçların hastalık dediğimiz öğretici süreçte yalnızca belirtileri ortadan kaldırdığı ve gerçek nedene ulaşamadığı doğrudur. Aldığımız her ilaç bir organ üzerinde çalışır. Diğerlerine olan zararlı yan etkileri ise aşikardır. Bir yerimizi iyi etmeye çalışırken diğer yanımızı bozarız böylelikle. Ve vücudumuzu hastalıkla uğraşacağı yerde, toksinleri atmasına yardımcı olmamız gerekirken ilaçla uğraşmaya yönlendiririz ve böylelikle beden kendi kendini iyileştirme erdeminden yoksun kalır.

Yine de her tedavinin her insan için uygun olduğunu söylemek hatalı bir yaklaşım olur.Yıllarca bedenini dinlememiş, yanlış yöntemlerle beslenmiş, hızlı yiyen, asidik beslenen insanların bir anda doğru beslenmeye geçip oruç tutarak iyileşmeleri mümkün görünmüyor! Zira, insanın önce kendisine ve sonra tedaviye ve pek tabii bu tedavinin kendi eğilimleriyle doğrudan ilişkisi olduğuna inanması gerekir. Ve elbette sorumluluğu üzerine alması da! Bu durum ve koşullarda modern tıp tarafından kullanılan tedavi yöntemleri kimi insanlar için daha doğru bir seçim olacaktır.

Diğer usülde, insanın beslenmeye ilişkin yanlışlardan geriye dönmesi, sağlığına yeniden kavuşması için bedenin toksinlerden arınması ve kendini temizlemesine ancak oruç yardım ediyor. ‘’Aslında hastalıkların tamamına yakınının yanlış beslenme nedeni ile oluştuğunu anlayan ve bu nedenleri ortadan kaldırmak isteyen bedenin bilgeliğine teslim olmaktır’ diyor Ayhan bey oruç için. Nasıl bir oruçtan bahsettiği ise can alıcı bir nokta. 'Tam Oruç' dediği sadece su ile tutulan bir oruç var. 3 ila 7 gün arasında tutulan bir oruç bu. Daha fazlası kişinin genel dayanıklılığı ile ilgili olarak değişiyor. 21 gün boyunca yinelenirse eğer oruç muazzam bir şey. Vücudun işleyişinin değişmesine neden oluyor. Ancak her insanın metabolizması farklı seyirler izleyeceğinden insanın kendisini gözlemlemesi ve iradesini kullanması çok önemli. Burada amaçlanan şey vücut aç kaldığında önce mikropları, sonra, virüsleri, sonra yağları yediğini anlamak meselesidir. Diğer türlü hasta bir insan dışarıdan yiyecek almaya devam ettiğinde vücut, kendi kendini iyileştirecek enerjiyi dışarıdan gelen besinleri öğütmek için kullanır. Doğayı izlediğimizde esasen hasta hayvanların hiçbir şey yemediğini görürüz. Asla yemezler. Ölecek olsalar bile yemezler. İçgüdüsel olarak yaparlar bunu. Su orucu ile amaçlanan yolculuk, vücudun aç kaldığında mikropları, virüsleri ve yağları yemesini sağlamaktır.Kendi kendini iyileştirmesine destek olmaktır. Sürecin tamamlanması müthiş bir yolculuk esasında.

Orucun açılması ve sonrasında yenilen şeyler oruç kadar önem arz ediyor. Oruç sebze suları, olgun meyveler ve çiğ sebzeler yani salatalarla açılıyor. Ve çok yiyerek değil ki bu hayati önem arz ediyor, 'besinlerin yavaş yavaş çoğaltarak yenildiği' bir oruçtan söz ediliyor. Ayhan beyin yarım oruç olarak bahsettiği de sebze suları ve meyvelerle ve tabii su ile tutulan bir oruç. Ancak bu hastalığı tedavi eden bir oruç değil. Vücudun hastalıkla savaşması ve onu yenmesi için yani vücudu toksinlerden arındırmak için 'tam oruç' tutmak gerekiyor.

Şİmdi; gelelim neden hastalandığımıza. Tüm hastalıkların evet tüm hatalıkların ana nedeni vücudumuza giren ve vücudumuzdan çıkan besinlerin arasındaki dengesizlik. Yani kandaki asit-baz dengesinin uyumsuzluğu. Bize doğumla birlikte verilen ana gücümüz emilim ve boşaltım yoluyla sağlıklı kalmamızı sağlıyor. Ana gücümüz bu iki işlemi dengeli bir şekilde yapabildiği zaman hastalanmıyoruz. Ancak çok ya da yanlış beslendiğimizde boşaltmanın düzenli bir şekilde olmaması durumu vücutta toksinlerin birikmesine neden oluyor. Toksinler çöplerdir, zehirli maddeler. Bunların bir bölümü vücudumuzda birikmeye başlıyor, bu birikintiler o bölgedeki organları zehirlemeye başlıyor ve vücut TOKSEMİK hale geliyor. Toksemik bir vücut zehirli maddelerle tıkanmış vücuttur. Beden bu durumda sıkıyönetim ilan edip bu zehirli atıklardan kurtulmaya çalışır. Ve bütün rahatsızlıkların, hastalıkların ana nedeni vücudun toksemik hale gelmesinden başka birşey değildir. Bizim yeni yiyecekler yiyerek bedenin bu çalışmasına engel olmak yerine oruç tutmak suretiyle içerdeki savaşa yardımcı olmamız gerekiyor. Oruç, vücudu temizleyen ve bedeni toksik maddelerden arındıran yegane yöntem. Doğru uygulandığında eşsiz bir tedavi. İlaçsız, ameliyatsız!

Ayhan beyin kitabı ''Sağlık Pınarı'' adını taşıyor. Kitabı bir tıp kitabı değil. İddiası da yok. Uygulayın ve sonucu kendiniz görün derken, insanın kendi kendinin doktoru olmayı öğrenebileceğini söylüyor aslında. Ve o kadar doktor varken diyor; Dr. Oruç, Dr. Sabır, Dr. Egzersiz, Dr. Meyve, Dr. Sebze... 

Doğru beslenmeyi öğrenmek, orucu anlamak ve bedenin bilgeliğini kavramak için bu kitabı okumanızı öneririm.

Okumak yeterli değil tabii uygulama gerekir. Uygulayanlar ancak sağlığın, zindeliğin, hafifliğin ne demek olduğunu bilebilir!

Ve de öyledir..

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 473
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster