Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
34054
 

Dua'nın ya da Beddua'nın kabul olmasının şartı nedir?

Dua'nın ya da Beddua'nın kabul olmasının şartı nedir?
 

İnsan, tarihten günümüze hep bir Yaratıcı'ya, İlah'a sığınma ihtiyacı duymuştur. İnsanın içine Allah tarafından verilen iz olan Ruh, insanda Allah'a kulluk etme, dua etme ihtiyacı oluşturmuştur.

İnsanlar o yüzden gelen tarihteki uyarıcı Peygamberleri kabul etselerde, belli bir zaman sonra o peygamberin getirdiklerini önceki inanış ve gelenekleriyle harmanlayarak gelen peygamberin mirasına göz boncukları, ağaçlara çabut bağlamak vb şirk bulaştırmışlardır.

Sonradan yeniden bir peygamber gelerek bunu düzeltsede her seferinde tahrifat olmuş ve Peygamberilerin mirasları gelenek ve göreneklerle ya da önceki inanışlarla kirletilmiştir.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yaşamlarını antik çağlarda sürdüren İsrailoğulları en çok uyarıcının geldiği nesillerdendir. İbrahim Peygamber'in soyundan bir çok peygamber gelmiş ve her seferinde bu peygamberlerin miraslarına sahip çıkılmayarak öncekilerin veya gücü elinde bulunduranların ilahlarına meyledilmiştir.

Bunun en önemli kanıtlarından biride Musa Peygamber'in dağa çıkıp 10 emri getirdiğinde Musevi Monoteist Müslümanların daha sonradan Altın Buzağı inek yaparak tapmaları olmuştur. Zira bu Firavun'un kavminin putuydu.

Musa tekrar onları tevhit akidesine yönlendirsede İsrailoğulları ne Mısır'ı ne piramitleri asla unutmamış piramitleri simgeleyen iki eşkenar üçgenden Davut'un yıldızı olduğu iddiasıyla Yahudiliğin simgesini oluşturmuşlardır.

Hz. İsa, bu inanışa karşı İsevi Müslümanlığı getirsede zaman içinde İsevilik özünden sapıp şimdiki St. Peter'ci ve St Paul'cü Teslis Hıristiyanlığına dönmüştür.

İslam, hem Yahudiliğin hem de Hıristiyanlığın yanlışlarını Fatiha'dan sonra Bakara suresi ve Ali İmran'da vererek Müslümanlarıda öncekilerin tuzaklarına düşmemeleri konusunda uyarmıştır.

Peki ben neden bunları yazdım ve hemen sadede gelmedim?
Çünkü dua demek ibadetin özüdür ve dualara şirk bulaşmaması önemli bir şarttır.

Dua eden kişi öncelikle ettiği duanın hayırlı sonuçlar dilemesini istemelidir. Zira insan Allah'tan çoğunlukla kendisi için hayırlı olmayan şeyleri de dileyebilmektedir.

Dua ederken tekil ve özel şeyler istemekten ziyade çoğul ve tüm iyi ve inanan insanlarıda duanın içinde yer vermek çok önemlidir. Aksi takdirde edilen dua BENCİL dua olur. İnsan, duasında sadece kendisine yer verirse bu son derece çirkin ve ne imana ne ihlasa yakışan bir tarzdır.

İnsan ettiği duada kesinlikle tüm, iyilikleri, bağışlanmaları, kaza ve belalardan korunmaları tüm Müslümanlar için istemelidir.

Duanın kabulünde önemli şartlardan biride işte bu çoğulcu olması gereken "Bencil" olmayan "Bizcil" olması konusudur. Zira bu yüzden Fatiha da sürekli "Biz yalnız sana kulluk eder yalnız senden yardım dileriz", "Bizi doğru yola ilet, gazaba uğrayanların ya da sapanların yolundan değil" denilerek aslında bunun bir tüyosu insana verilmektedir.

Söylemeden geçemeyeceğim bir diğer konuda insanın elleriyle, aklıyla elinden gelen herşeyi yaptıktan çabaladıktan sonra sonuç için Allah'a yalvarması önemlidir. Eğer bizim kendimizin elimizde yapacak bişeylerimiz varsa önce onları yapıp sonra dua etmemiz lazım.

Mesela, ekinleri attıktan sonra yağmuru dilemek, kalbimizin ısınmasını istediğimiz insana güzel söz söyleyip hediye almak gibi. Önce filli dua edilmeli sonra gönülden dille dua etmek gerek.

BEDDUA'NIN KABULÜ

İslam inancı beddua etmeyi hoş görmesede, zulme uğramış insanların beddualarının kabul olduğunu bilmekteyiz.

Gerçekten bunun örnekleri çoktur. Zulme uğramış anne ve baba, zulme ve haksızlığa uğramış komşu, haksızlığa uğramış evden kovulmuş misafir, yolda zulme uğramış yolcu, hamile kadın ve yetimin haksızlık sonucu edeceği beddualar kesinlikle ve kesinlikle kabul edilirler.

Bunun gibi bir çok canlı olaya tanık oldum hayatımda.

Bununla beraber inanan insanların başlarına gelen kötü gibi görülen bazı olaylar onun daha büyük belalardan sakındırılması veya olgunlaşması içindir. Bu konu ayrıdır. Buna bela veya şer demekte doğru değildir. Zira zorluklar, acılar, sıkıntılar hep bizim ruhsal eğitimimizin bir parçasıdır.

Mesela büyük bir inanca sahip Yusuf Peygamber'in başına gelenler bu konuda en büyük örneklerdendir ve onun inançsal olarak yetişmesinin birer parçasıydı yaşananlar, sadece onun değil babası ve kardeşleri hatta Züleyha'da bu eğitimin içindeydi.

Yıllarca her durum ve şartta asla inanç çizgisi dışına çıkmayarak YUSUF'un hayatı bugün bile kutsal kitaplarda en az tahrif edilerek ulaşabilmiştir. Çünkü Yusuf'un hayatı o kadar çok açık ibretler barındırmaktadır ki hayatı en çok hafızlara kazınan ve üç semavi dinde de ismi en çok konan ve hala ismi eski olarak görülmeyen eskimeyen bir isim olarak çocuklara konmaktadır. Kabe'nin içinde üç tane direk vardır, bu direk o çatıyı nasıl ayakta tutuyorduysa Yusuf kıssasında bulunan üç tane gömlek bu kıssanın bozulmasına izin vermemiştir.

Bu yüzden benim bu yazıma okuyan insanlara tavsiyem asla adaletsizlikler yapmamalarıdır, zira birisine adaletsizce ve haksızca davranan insan mutlaka edilen BEDDULARIN yüzünden, az ya da çok yaptığı zulmün karşılığını Allah tarafından görecektir.

Beddua eden haksızsa o zaman Allah bedduayı edene ceza verecektir.

Beddua etmeden önce dikkatli olmalı ve kesinlikle haklı olduğunuzda ve zulme uğradığınızı kalbiniz ve adalet duygunuz onaylıyorsa edin. Zira aksi takdirde bunun cezasını Allah sizden veya daha kötüsü sevdiklerinizden çıkarır.

 

Mediha Kubali bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bir yazı ve güzel bir tespit."Dua bencil olmaz" Dua ben ve biz kavramlarını kapsasa bile maddi kavramlardan uzak ve hayır dilekleri üzerine olmalıdır. yazınız için teşekkürler...

hssensoz 
 26.01.2012 19:13
 

Yazınızdan, duanın kesin kabul olacağı gibi bir anlam çıkarmak zor. Gerçi doğrusu da budur. Onu kabul edecek olan Allah'tır. Nasıl bir sonucu bize reva göreceğini bilemeyiz. Ama bedduanın kesin kabul olduğunu söylemenize şaşırdım. Bunun delili, zulüm yapanların bir şekilde cezalandırıldığını hissetmemiz mi? Bu, Allah'ın zulmedenlere karşı genel bir tavrı olamaz mı? Ben duayı özel isteklerden çok sizin de işaret ettiğiniz gibi iyi ve hayırlı şeylerin genel olarak arzulanması şeklinde anlıyorum. Zaten her namazda dua diye okuduğumuz âyet de bunun kanıtı: "Ey Rabbimiz, bize dünyada da âhirette de güzellikler ver!" Bu güzelliklerin içini doldurmak, Allah'a aittir. Allah kullarının kendine dua etmesini ister. Bu bir anlamda onların kul olmalarını hatırlamalarına ve bağlılıklarını, imanlarını ifade etmelerine vesile olur. Ama beddua?.. Sanki Allah'ın bilmediği, görmediği yanlışlıkları ona hatırlatmak ve ona akıl vermek gibi bir şey... Bence kabul edilmesi zor bir hadise... Selam ve saygıyla.

Ahmet YILMAZ 
 16.01.2012 11:13
Cevap :
Kuran'da Allah, kötü sözü sevmediğini söyler ama zulme uğrayanların durumunu farklı yere koyar. İnsan zulme uğradığında karşısındaki insanı Allah'a havale etmesi yeterlidir. Allah ceza verenlerin en hayırlısı ve hükmün sahibidir. Dolayısıyla Beddua etmek yerine Yaratıcıya havale etmek en iyisi diye düşünyorum. "Allah razı olsun" demek ne büyük bir dua almaksa, "Allah müstehakını versin" demek zalim olan birini bitirmeye yeter. Zulm etmemek lazım...  16.01.2012 11:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 739
Toplam yorum
: 364
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1887
Kayıt tarihi
: 23.01.09
 
 

A.Ü İktisat Fakültesi mezunuyum, daha önce Kazakistan ve Hollanda'da eğitmenlik ve tercümanlık iş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster