Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Haziran '16

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
83
 

Düğünler ve yuva yaparken yuva yıkanlar

Yaz geldi. Yavaş yavaş düğünler planlanıyor, davetiyeler gönderiliyor. Herkesin ayrı zevki, ayrı sosyal ilişkileri var. Aldığım düğün davetiyelerinde hemen adrese bakıyorum. Bir düğün salonu mu yoksa bir bahçe mi? Düğün salonuysa rahatlıyorum, bir bahçeyse aklıma korkunç sahneler geliyor: Yavruların çaresizce yerlere atıldığı, annenin ümitsiz çırpınışlarla yalvardığı cinayet sahneleri... Düğün müziğinin kulakları sağır eden perdesi altında suya, ağaçların arasına düşen yavrular ve sevdiği, okşadığı, beslediği yavrularını kaybetmiş zavallı bir anne ve boş kalan bir yuva, yuvalar...

Evet, düğünlerden, düğünlerde saygısızca kullanılan havai fişeklerden ve bu patlamaların bozduğu kuş yuvalarından, öldürdüğü yavrulardan bahsediyorum. Birbirini seven ve evlenmek üzere olan insanlar, evlendikleri günü daha da renkli hale getirmek için cinayetler işliyorlar. Ardı ardına patlayan fişekler, gecenin bir yarısında kuşları öldürürken, kulaklarını sağır ederken, yavrularını yuvadan düşürüp annelerini kaçırırken, çiftler ve yakınları mutluluk içinde gülümseyip fotoğraflar çektiriyor.

Metropollerin dışında, hemen her şehirde ya da kasabada düğünler şehrin kenarındaki, ırmağa yakın çay bahçelerinde, lokantalarda ya da düğün salonlarında yapılıyor. Etrafta yüzlerce kuş yuvası var. Düğünlerin yoğun olarak yapıldığı mevsim, aynı zamanda kuşların yumurtladığı ve yavruların yumurtadan çıktığı mevsime denk geliyor. Yüksek sesle çalınan her müzik, göğün bir yarısında patlayan ve parlayan havai fişekler yüzlerce kuş yavrusunu sakatlıyor ya da öldürüyor.

Hz. Peygamber kırda bir yerde iken bir kuşun telaşla etrafta uçtuğunu görür. Ne olduğunu sorduğunda iki kişinin kuşun yavrularını yuvadan aldığını öğrenir. Yuvadan yavruları alanları azarlar ve yavruları hemen götürüp yerine koymalarını söyler. Bu olay, büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplum için belli ki hiç bir anlamı olmayan, tarihselliği içinde hapsedilmiş bir olaydır.

Kuş öldüren insanlarla kuş evleri ve garip leyleklere yuva yapan insanların aynı kültürden, aynı iklimden olduklarına inanmakta zorlanıyorum. Garip kuşun yuvasını Allah yapar cümlesinin dilde hala yaşamasını anlamakta zorlanıyorum. Mevlam ayrılık vermesin, gökte uçan kuşa Leylam gibi türkülerde, şiirlerde kuşlarla bu kadar hemhal olan, kendini bin bir kuşla özdeşleştiren insanların torunlarının kuş öldürmesini anlamakta zorlanıyorum.

Müslümanların perişanlığını anlamak için siyasi haritaya, siyasi olaylara bakmamıza gerek yok. O tür konularda kolayca başka özneler suçlanabiliyor. Tüm fatura falan ülkeye ya da filan güce kesilebiliyor. Müslümanların çevreyle, kadınla, çocuklarının eğitimiyle ilgili tavırlarına, boş zamanlarını nasıl geçirdiklerine bakalım. Devletlerarası perişanlığın, itibarsızlığın, sadece içeridekilere hava atmak acziyetinden çok daha fazlasının bu alanlarda olduğunu göreceğiz.

Biz modern zamanların zavallı insanları! Arabalarımızla hız yapıp kuşları eziyoruz, suları zehirliyor kuşları öldürüyoruz, ormanları, ağaçları yok edip kuşları öldürüyoruz, bu nasıl bir aymazlık ve zalimlik ki en mutlu günümüzde birazcık eğlenebilmek için de kuş yavrularını öldürüyoruz. Bir cinayet, hatta cinayetler işlediğimizin farkında mıyız? Bir kuş yavrusu da en az bir insan yavrusu kadar saygıyı hak etmiyor mu? Yavrusu ölen bir kuşun yavrusu ölen bir anneden daha az acı duyduğunu nereden biliyoruz?

Siz sayın belediye başkanları, siz sayın valiler, sayın okul birincileri, lacivert elbiseli, terfi odaklı ciddi adamlar! Sözlü bir talimatla, iki satırlık bir yazıyla halledebileceğiniz bir konuda neden bir şeyler yapmıyorsunuz, neden zevahiri kurtaran kararlar almaktan başka bir adımınız yok? Tamam, çevrecilik Batı’dan gelme bir şey diye itibar etmiyorsunuz, ama boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı bir günden de mi çekinmiyorsunuz? Allah’ın insanda gösterdiği sanata saygı duyuyorsunuz da bir serçede, bir üveyikte, bir bülbülde gösterdiği sanata neden saygı duymuyorsunuz? “Yaratılanı hoş gör Yaratandan ötürü” ya da “benim bir karıncaya bile ulu nazarım vardır” sözleri sizin için sadece milleti ütmek için kullanılan kullanışlı bir siyasi replik mi? Bu dünyada belki size bunun hesabını soran olmaz, ama öbür tarafta nasıl savunacaksınız kendinizi?

Bile bile kuş öldüren, toprağı kirleten insanların insanlığı da, dindarlığı da beni ürkütüyor. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 138
Kayıt tarihi
: 11.05.16
 
 

Lisansını Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde, Yüksek Lisansını ABD Ohio State..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster