Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '20

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
187
 

Dün-gün sarkacında anılar

Dün-gün sarkacında anılar

Gazanfer ERYÜKSEL

Dün-gün sarkacında akıl, kendince karşılaştırmalar yapar. Örtüşen ve ayrışan resimler süzülüp gelir belleğin kuytularından.

Karşılaştırma ise soruları beraberinde getirecektir kaçınılmaz olarak. Dünde günü, günde ise dünü sorgularız.

Anılar, ister yazan için ister okuyan için bir karşılaştırma metnidirler. Zamana yolculuk.

31 Aralık 1975’de piyasada çömez kanuncu olarak işe gittim. Ne oldu şimdi hatırlamıyorum ama piyasayı bırakmaya karar verdim. Ellerim cebimde gezip duruyordum. Bir karar vermenin eşiğinde olduğumun farkındaydım.

İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirmem için ise Şubata kalmış bir dersim vardı. Bir akşamüstü eve giderken tam da bizim sokakta hem konservatuardan hem de Üniversite Korosu’ndan arkadaşım Ümit Aktop ile karşılaştım.

“Ne işin var bizim mahallede?” diye sorduğumda “Üç hafta önce buraya taşındık” dedi.

“Hangi apartman? “ diye sorduğumda, “Bahar apartmanı B Blok” der demez “Yahu ben de A Blokta oturuyorum” dedim.  İkimiz de çok sevinmiştik.

Hemen sordu, “Nerede çalışıyorsun, kimlere çalıyorsun?” diye.

Piyasayı bıraktığımı söyledim. Üzüldü. İnen akşamın alacasında bir ışık belirdi gözlerinde. “Şehir Tiyatrolarında çalsana” dedi, “Oyun çıkacak kanuncu bulamadılar.”

“Ben garip bir dervişim kim alır beni” oraya desem de ısrarcıydı. “Yarın muhakkak Fatih Şehir Tiyatrosu’na git ve yönetmen Hamit Akınlı’yı gör. Benim gönderdiğimi söyle” dedi.

İstanbul’un çetin kışlarından biri. Sabah belediye otobüsleri sefere çıkmamıştı. Yürüyerek Fatih Şehir Tiyatrosu’na gidip yönetmen Hamit Akınlı ile görüştüm. “Nota biliyor musun?” diye sordu. “Evet” deyince de “Yarın sabah 9.30’da kanunun ile burada ol” dedi.

Benim kanun oldukça eski bir saz. Ne yapsam diye düşünürken aklıma Asım Bozkurt geldi. Üniversite Korosu’ndan arkadaşım. Hukuk Fakültesinde okuyor. Kanun da çalıyor. Asım’ın evinin yolunu tuttum. Her zamanki güler yüzüyle karşıladı. Kitaplara gömülmüş ders çalışıyordu. Kanununu emanet istedim. “Yahu kaç aydır çaldığım yok, al götür” demesiyle rahatladım.

Ertesi sabah kanunla birlikte Fatih Şehir Tiyatrosu’ndaydım. Yönetmen Hamit Akınlı beni oyunun müziklerini yazan besteciyle tanıştırdı. Arif Erkin. Son dönem televizyon seyircileri onu oynadığı diziler ile tanıdı. Dostlar Tiyatrosu’nda oyunculuk da yapan bir sanatçı.

Oyunda bir de klarnet olacakmış, ama onu henüz bulamamışlar. Biz Arif Erkin yönetiminde müzik provalarına başladım.

Provaları şarkısı olan oyuncu arkadaş ve Arif abiyle üçümüz yapıyorduk. Üçüncü gün prova bitince Arif Erkin, “Hamit” dedi, “Biliyorsun benim bir de belediyede işim var. Her gün sizin provalara gelemem. Müzikler Gazanfer’e emanet.”

Hamit Akınlı ekibe seslendi “Şarkısı olan arkadaşlar yarın sabah 9.30’da provaya gelecekler. Gazanfer ile çalışacaksınız.”

Birkaç gün sonra bize bir de klarnet sanatçısı Hasan Bademcioğlu katıldı. Asıl görevi Belediye bandosundaymış.

Bunları anlatırken oyunun adını ve yazarını söylemeyi unutacaktım. Vedat Türkali’nin yazdığı “Bu Ölü Kalkacak” adlı bir oyundu bu.  Kadroda kimler yoktu ki? Zihni Küçümen, Haldun Ergüvenç, Hale Akınlı, Zihni Göktay, Sezai Altekin, Sükan Kahraman, Bercis Fesçi, Sadık Gürbüz… Sadık Gürbüz daha sazı ve sözüyle tanınmamıştı Türkiye’de.

Ve oyun planlanan tarihte seyircisiyle buluştu. Bir akşam Zihni Küçümen beni çağırdı. “Midas’ın Kulakları”nı biliyor musun?” dedi. “Biliyorum” cevabını verince “Teke zortlatmasını biliyor musun?” diye bir soru daha geldi. Onu da “Biliyorum” diye cevaplayınca, “Ben Midas’ın Kulakları’nı radyoda yöneteceğim. Oyun için müzik yazmanı istiyorum ve teke zortlatması iyi incele. Yarın akşam saat altıda müziği senden istiyorum” dedi.

Gece oyun çıkışı eve gider gitmez Muzaffer Sarısözen’in “Halk Müziğinde Ritimler” adlı kitabına baktım. Yanlış hatırlamamışım, kitapta teke zortlatması var.

Sabah ilk işim müzik için çalışmak oldu. 9/8’lik ritimde ve Türk Müziğine göre Hicaz makamında (halk müziğindeki adı garip ayağı) bir ezgi tasarlayıp notasını yazdım. Geceden klarnetçi Hasan abiden de saat altıda tiyatroda olmasını istemiştim.

Akşam saat altıda tiyatroya gittiğimde Hasan abi gelmişti bile. Kanunla çaldığım ezgiyi nefesli bir çalgıdan duymak istiyordum. Hemen notasını verdim. Hasan abi daha bir tur ezgiyi çalmış, ikinci tekrarına yeni geçmişti ki Zihni Küçümen odaya girdi. “Çal bakalım Bademcioğlu, “dedi.

Ben de pür heyecan, dinlemekteyim. Müzik biter bitmez Zihni Küçümen hayli sert bir ses tonuyla “Nerden çaldın bunu?” bunu demez mi?

“Zihni abi, bu işi söyleyeli daha 24 saat olmadı. Çalmaya vaktim yoktu. Kendim yazdım” dedi.

Yarın sabah saat 9.30’da notayı al, İstanbul Radyosu’na gel. Darbukanı da getirmeyi unutma. Keçilerin ayak seslerini sana canlı efekt ile yaptıracağım. TRT sana telif vermez. Bir de küçük rol veririm olmazsa, bari birkaç kaşe ücreti alırsın” dedi.

Tiyatroya gireli bir ayı biraz geçmişti. Zihni Küçümen ile hiç sohbetimiz olmamıştı. Karşılıklı çay bile içmemiştik. Benim kanun yanında vurmalı saz çaldığımı bilmesinden daha da ilginci Midas’ın Kulakları için müzik yazmamı istemesi nasıl bir bakış açısının ürünüydü?

İşte dün ile günü karşılaştırma burada başlıyor. Günümüzde Zihni Küçümen gibi sanatçılar, aydınlar niye yok veya eğer varsa niye sayıları az?

Bu olay benim sanat yaşamımda tek de değil.

Ertesi sabah 9.30’da radyodaydım. Opera ve Baleden bir flüt sanatçısı yazdığım müziğin ses kaydını yaptı.

Bu radyo tiyatrosunu dinlemek yıllarca nasip olmadı. Bir gece ressam arkadaşım Esin Saydam gündüz Midas’ın Kulakları sohbeti yaptığı kızını gece uyuturken bu oyunu dinletmek ister ve internette de benim müzik yazdığım kayıt çıkar karşısına. Bana da linkini gönderdi. Bu sayede 1976’da yazdığım müziği 2019’da dinleyebildim.

Meraklısı için ek: Midas’ın Kulakları oyunun linki: https://youtu.be/RhBtn9DJ3BI  

Gençlere bakıp da ondaki yeteneği görmek ve onu üretime teşvik etmek bir kültür boyutudur. Bu anlayışın hayat yolculuğumdaki örneklerini yazacağım. Düz yazıya başlamamda sinema yazarı Nezih Coş’un 1979’da Aydınlık gazetesinin sanat sayfasını yönetirken yaptığı ısrar, Münir Özkul ile 1980’de Kanlı Nigar adlı oyunda beraber çalışırken TRT’den aldığı dizi önerisi üzerine bana dizi yazmam için yaptığı ısrar… Evet, gelecek yazılarda anlatacağım konular. Pek yakında bu sinemada!
 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 131
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 286
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster