Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mayıs '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
169
 

Dün

Dün yine Kurban Bayramlarının ilk gününden birincisi ve Mart’ in son günlerinden biriydi. Ben İzmir’ deydim ve hayatımı İzmir’ de akıtıyordum yağmurla beraber. Bu koca Mart ayı boyunca kedilerin bebek yakarışlarını hiç mi hiç hissetmedim ve dün hiç bir kurbanlığı tanrı adına öldürülürken görmedim. Yağmur inanılmaz yağıyordu ve biz Yiğit ailesi “Şu an da evde yokuz” mesajıyla beraber soluğu İzmir sokaklarında almış, ailenin en yaşça küçük direği Mert ile bütünleşmiştik. Dün 1995 yılının ardından ilk kez ailesel anlamda bir bayramda kenetlenen ve gıpta edilen aile potresi çizebilmiştik, yıllardan sonra inanılmaz şekilde ilk kezdi. Ben 28 yaşında sakallarında 13 adet beyazı olan bir orta yaş, Mert artık iş hayatı ile yoğrulmuş ve yaşadıklarını algıladıktan sonra büyümek zorunda kalmış bir orta yaş adayı, 25, ve en son annem ve babam, tecrübeleriyle değişmiş, huysuzlaşmış, kaprisleşmiş ve çocuklarını görünce mutlanmış birer ebeveyn: tam 53 yaşında. Yağmur bulutların arasından sınırsızca yağarken biz taksiye binmeme inadıyla beraber sokakta İzmir sinemasını bulmaya ve ıslaklık molünü azaltmaya çalışıyorduk ki nafile! Dün İzmir sinemasına varabildiğimizde, dışarıdan rahatça farkedilen ve içten içe donduran ve ayakta, uzuvlarımız boyunca akabilen yağmur sanki hiç geçmeyecekti. Kuruması da öyle, keza hiç bitmeyecek gibiydi. Ancak öyle bir film seyrettik ki kurumaması da mümkün değildi açıkçası. Film 3 saat kadar öyle duygu yüklü sürdü ki ısı katsayımız 1.5 katına çıktı. “Red thin line”, Türkçesi “ince kırmızı hat”. Farklı bir savaş filmi. Bu film savaşçı askerlerin bakış açısından yönetiliyor. Savaşlarda alışılmış değerlendirmelerin dışında insan faktörü var. Yoksa vatan yahut silistre hiç değil. İnsan sayısı arttıkça duygular çeşnileşiyor. Filmin özeti hayata karşı donuk bir gülümsemeyle bakış: “neden, niçin” sorularının örgüyü kurduğu, sabit kameralarla çekilmiş yalın anlatım. Fazlaca tekniğe ihtiyaç duyulmamış. Gerçek olan hislerdir ilkesinden yola çıkılmış. Karakterlerden tek tek bahsetmek istemiyorum zaten hepsi içimdeler. Ancak bir sahne var ki pas geçilemeyecek: ”(Toprak elinde süzülürken, ayakta Tanrıya yakarıyor) “Niye şu anda canımı almıyorsun oysa bir saat evvel 12 adamımın canını almaktan hiç vazgeçmemiştin”. “Ölmemek ya doğru yer, yada doğru zaman meselesi”. Hayat bir kader, kabul etsek de etmesek de! Bu film biz insanları anlatıyordu. 

 

29/03/99 

İZMİR 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 624
Toplam yorum
: 1660
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 292
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric'i külden yarattım. Tamamıyla benim eserim. Söyleyeceği çok sözü, söylemek istediği az sözü. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster