Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '14

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
2179
 

Dünü unut, bugünü yaşa!

Dünü unut, bugünü yaşa!
 

"Günlerini yargılayarak, kılıflar uydurarak, kaygılanarak geçirir oldun. Oysa sıçraman, dans etmen, oyunlar oynaman gerekirdi." diyor Robin Sharma. Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda hemen hemen hepimizin de aynı hataya düştüğünü söyleyebiliriz. Günümüzü yaşamak yerine sürekli birşeylerden şikayetçi olup mahvediyoruz. Şükran duyacağımız tonlarca şeyimiz olmasına rağmen eksikliklerimize odaklanıp sahip olduklarımızı göremiyoruz. Hayatı bize verilen bir ödül olarak görmek yerine sanki tarafımıza zorla verilen ve acı duyduğumuz bir ceza olarak görüyoruz. Oysaki, hayatta olmak, nefes alabilmek başlı başına bir sevinç kaynağı olmalıdır. İnsanoğlu eğer herşeyin gerçek anlamda farkında olsaydı sahip olamadıklarına üzülüp hayatını zindana çevirmezdi.
 
Robin Sharma, "Anladım ki, dünyanın en zengin adamı, en çok şeye sahip olan değil, ihtiyaçları en az olandır." diyor. Mutlu olmak için çok şeye sahip olmaya gerek yok. İnsan sadece sahip olduklarıyla da mutlu olabilir. Ancak bizler mutluluğu hep kendi dışımızda ararız. Oysaki, mutluluk içimizdedir.
 
Robin Sharma, "Ferrarisini Satan Bilgeden Liderlik Bilgeliği" adlı kitabında mutlulukla ilgili bir anısını anlatır: "Sivana Bilgeleri'nin yanında geçirdiğim zamanlardan beri her günün bir armağan olduğunu öğrendim, hepsi bu. Her gün şükredilecek küçük nimetlerle doludur. Zaman kıtlığı yaşayan, dengesi şaşmış bir avukat olduğum günlerde sürekli para ve başarı peşinde koşmaktan, hayatın basit zevklerini görmez olmuştum. Ailemin ellerimden kayıp gitmesine göz yumdum. Dostluklarımın ellerimden kayıp gitmesine göz yumdum. Ve sonunda sağlığımın ellerimden kayıp gitmesine göz yumdum. Kuşkusuz çok para kazanıyordum ve herkesin hayalini kurduğu oyuncaklara sahiptim ama mutlu değildim."
 
Robin Sharma'nın da belirttiği gibi başkalarının sahip olmak istediklerine sahip olsak da bu tek başına bizi mutlu etmeye yetmez. Mutlu olmak için herhangi bir nedene ihtiyacımız yoktur aslında. Bazen nedensizce de mutlu olunabilir. O anki ruh halimize bağlı olarak mutlu ya da mutsuz olabiliriz.
 
David Ricko, "Önemsiz konularda endişeleniyor, değersiz şeylere odaklanıyoruz. Gemişteki başarısızlıklarımızı düşünüyor, gelecekteki olaylar için kaygılanıyoruz." der. Ricko'nun da ifade ettiği gibi önemsiz şeyler üzerinde fazla duruyor, geçmişte kalarak kendimizi sürekli suçluyor, geleceğe de çok şeyler bağlayıp bugünü yaşamayı unutuyoruz. Geçmişi düşünmek bize önce şimdiyi sonra da geleceği kaybettirir. Mevlana, "Asla geçmişte yaşama; ama daima geçmişten ders al..!" der. Balzac da yine bu konuda der ki: "Dünü unutmalı, bugünü yaşamalısınız. Çünkü dün ile bugün arasında bir kavga çıkarsa; yarını kaybedersiniz."
 
"Hayatımın çoğunu hiçbir zaman gerçekleşmeyen şeyler için endişelenerek geçirdim." diyor Mark Twain. Bizler de aynı hataya düşmüyor muyuz? Mesela, olaylar karşısında sürekli kaygılanıp kendimizi heder etmiyor muyuz? Gelecekten sürekli endişelenip bugünümüzü stres çekerek heba etmiyor muyuz? İyi ya da kötü nasıl sonuçlanacağını bilmediğimiz olaylar için peşin hüküm verip sonra da hayal kırıklığı yaşamıyor muyuz? Olaylar karşısında böyle yersiz kaygılar duyarak ancak mutsuz oluruz.
 
Can Dündar, bir yazısında bu konuyu öyküleyici bir anlatımla gayet güzel ifade eder: "Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı. Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı... Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün!"
 
Eğer düne esir düşmeyip yarını da tutsak olmadan içinde bulunduğumuz anı yaşarsak yaşamın sırrını çözüp bir ömür mutlu yaşarız. Adam Fawer, "Geride bıraktıkların ileriye gitmeni engelleyecek. Unutma; ileri gidebilmen için arkadakileri unutman gerek." der. Artık tüm bu ifade ettiklerimize dayanarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:
 
Mutluluk konusunda ne yapacağımız belli, hatta mutlu olmak için sloganımız da belli: "Dünü Unut, Bugünü Yaşa!"
 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şükrü Bey,yazınızı çeşitli yazarların görüş ve düşüncelerini de kanıt göstererek güçlendirmişsiniz .Doğru diyorsunuz.Dünü unutamıyoruz.Yaşantımız keşkelerle dolu.Oysa,yaşam dediğin üç gün.Geçmiş geride kaldı.Geleceği bilmiyoruz.Günü yaşamak gerekir de üreterek yaşamak.Selamlar.

Hüseyin Başdoğan 
 22.01.2015 11:30
Cevap :
Teşekkürler Hüseyin Bey.Çok sağolun.Hayat biz onu sorgulayıp eleştirirken maalesef tükeniyor farkında olmadan.Geçmişte kalarak sadece geleceğe zarar veriyoruz.  02.02.2015 20:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1101
Kayıt tarihi
: 07.05.13
 
 

1977 doğumlu. Atatürk Üniversitesini bitirdi.Öğretmenlik ve yöneticilik yaptı.2007'de Ankara Üniv..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster