Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
69
 

Dünya dönmüyor!

Dünya dönmüyor!
 

Dünya dönüyor mu?


Tübitak Bilim ve Teknik dergisinde Darwin'in evrim teorisinin 200. yılı dolayısıyla hazırlanan sayı değiştirilip bu konudaki yazılar çıkarılmış. Yayın yönetmeni görevden alınmış. Galileo'nun dünyanın döndüğünü söylediği için yargılanmasından yüzlerce yıl sonra doğrusu bilim adına hoş(!) bir gelişme. Üstelik evrimi bilimin dışında sayma çabaları ABD'de bile olabiliyor.

Bazı yayın organları olayı eleştiriyor, bazıları görmezden geliyor. Oysa dünya işlerinde bilimden yana taraf olmak gerekir.

Kuşkusuz inanç ve bilim üzerine sayısız çalışma vardır. Ben inanç adına bilime müdahaleyi de, bilim için inancı yargılamayı da anlamsız buluyorum. İnançları desteklemek ya da çürütmek için bilimsel kanıtlar bulmaya, deney ve bulgulara dayanmaya  çalışanlara şaşıyorum. Evrim teorisinin bazı inançlarla çelişir görünmesi gerçekten inanmak isteyen birisi için engel olamaz. Temel sorun inancın dünya işlerine ve maddi gerçekliğe biraz fazla karışması, dünyayı yönetmeye gönüllü olanların da inançlardan yararlanma konusunda çok istekli olması.
 
İnanç bireysel bir seçim olduğu sürece toplumsal yapının ve kişinin iç dengesinin sağlıklı bir parçası olacaktır. Toplumsallaştığındaysa baskı kurma ve hükmetme eğilimleri ister istemez öne çıkacaktır.

İnancın toplumsallaşmasının sakıncalarını görmek için basit bir yerine koyma testi yeterli olabilir. Sizden farklı olanların çoğunlukta olduğu bir ortamda karşılaşacağınız psikolojik baskıyı düşünün. Modern giyimli genç kızların arasında türban taktığınızı ya da yemekhane ramazan nedeniyle kapalıyken oruç tutmayan biri olduğunuzu. Görüşünüz, inancınız ne olursa olsun, eşit uzaklıktan bakarak her iki yanı da anlayabiliyor musunuz?

Yapılan bir araştırmada başka insanlarca kabul görmenin ya da reddedilmenin insan beyni üzerinde yol açtığı değişimler bilimsel olarak saptanmış. Biri ne kadar olumlu etki yapıyorsa diğeri de aynı oranda yıpratıyormuş.

İşte bu, inançları ve toplumsal yapılanmayı bir ölçüde açıklayabilir. Hep birlikte inanıyoruz; çünkü başkalarının bizi onaylayıp desteklediğini hissediyor, birbirimizden güç alıyoruz. Ulus, din, parti, aşiret, futbol takımı, yaşadığımız ilçe, sevdiğimiz müzik yıldızı; bizi birleştiren (öğe) ne olursa olsun, bunun varlığı daha güçlü ve daha mutlu olmamızı sağlıyor. Kendi dünyamız aydınlanıyor.

Ama geleceğimiz kararıyor. Birbirlerini onaylayıp destekleyerek güçlenenler dışarıda kalanları acımasızca yargılıyorlar.

Günümüzde devlet desteği olmadan herhangi bir araştırmanın yapılması ve sonuca ulaştırılması olanaksız.

TÜBİTAK'ta ve üniversitelerde yaşananlar basit bir yönetim anlayışı farklılığı ya da politik seçim sorunu değil. Kararları bilime, yeterliliğe ve nesnel gerçeklere dayanarak alma yaklaşımının reddedilmesi. Galiba insanları inançlarına göre değerlendirip seçmek, yeterliliklerine ve olgunluklarına göre seçmekten daha kolay.

TÜBİTAK Başkanı Nükhet Yetiş ve Başkan Yardımcısı Ömer Cebeci'nin pek bir akademik yayını yokmuş. Doğruluğu yanlışlığı bir yana, bu durum elbette tek başına bir görev için yeterlilik ölçüsü olamaz. Ama görevini yapıp bilimsel bir konuda çalışan yayın yönetmenini görevden almak bir yetersizlik göstergesi olabilir.

Domuz gribi terimi H1N1 Grip A olarak değiştirilmiş. Dünya Sağlık Örgütü kararı domuzları korumak adına aldığını açıklamış.

Aslında TÜBİTAK'ta Darwin sansürü, ABD'de evrim karşıtı yaklaşımlar görülürken virüslerin "evrimleşerek" insanı tehdit eder bir boyuta gelmesi ilginç bir yalanlama oluşturuyor. Acaba evrime inanmayanlar virüslerle ilgili araştırmaların sonuçlarını da yadsıyor, insanların hastalanmaması ya da iyileşmesi için kullanılabilecek bulguları da yasaklamayı planlıyorlar mı? Örneğin virüsün evrimini geri çevirip insandan insana geçmesini önleyecek bir aşı bulunsa kullanmayı ret mi edecekler?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Bilim ve Teknik Dergisi'nin uyguladığı Darwin sansürü için ilkokul mezunu İzzet Arıkan'ın suç duyurusu üzerine soruşturma başlatmış.

TBMM Araştırma Merkezi "Ders Kitaplarında Darwinizm" konulu bir araştırma yapmış. Evrim teorisinin cumhuriyetin kuruluşundan günümüze ders kitaplarında nasıl ele alındığını incelemiş. Kuram 1938'den beri ders kitaplarında yer almış. 1985'ten başlayarak "bilimsel olarak kesinlik kazanmadığı ve öğrencileri inançsızlığa götürdüğü" gerekçesiyle yaratılış kuramıyla birlikte öğrencilere okutulmaya başlandığı vurgulanmış.

Bilim insanları evrimin yaygın olarak tanınmasını sağlamak için özel bir çaba harcamıyor. Herhangi başka bir konuyu ne kadar gündeme alıyorlarsa buna da aynı ölçüde yer veriyorlar.

Oysa evrim teorisi karşıtları onu çürütmek ve toplumda benimsenmesini engellemek için önemli paralar harcıyorlar, çalışmalar yapıyorlar. Bunun nedeni yaratılışa duyulan kuşkunun dinin diğer öğretilerinin de sorgulanmasını getirebileceği korkusu olmalı. İnançsızlığa götürdüğü pek doğru bir değerlendirme değil; çünkü bilim evrenin, geçmişin ve geleceğin sırlarını henüz tümüyle aydınlatamadı. En azından öngörebileceğimiz bir gelecekte bu durum değişeceğe de benzemiyor. Bilinmezlikler oldukça inançların yeri de hep olacaktır.

Yine de kendi konumlarıyla birlikte inançların da sarsılacağını düşünenlerin korkulu sesleri sık sık yankılanıyor: "Dünya dönmüyor, evrim bilimsel değildir!"

Mehmet Arat, http://www.facebook.com/mehmetarat2000X

(Geçmiş yazılardan izler, http://blog.milliyet.com.tr/gecmis-yazilardan-izler-1/Blog/?BlogNo=358427 )

Matilla, Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Din ve bilim üzerinde elbette ki tartışılacaktır ve tartışılsında. Çünkü tartışma olmadan aydınlanma olmaz. Bence en büyük sorun bu tartışmalar değil daha çok laiklik kavramının benimsenmesi ve uygulanmasıdır. Laiklik kavramı ise ne dinden yana ne de bilimden yana değildir. Ben laikim diyenin dindar mı, dinsiz mi, bilimden yana mı evrim teorisinden yana mı olduğu anlaşılmamaktadır. Hal böyle olduğu için laiklik kavramı Türkiyenin kültürel bir dönüşüm sağlamasına imkan tanımamıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan 93 sene sonra halkımızın dindarlık oranı İran ile aynı seviyededir. Türkiye Milli eğitimi maalesef hiçbir zaman BİLİM'den yana taraf olmamıştır. Biz hala sanat ve edebiyat ile gelişeceğimizi zannediyoruz. Oysa örneğin İskandinav ülkelerinde halkın en fazla % 20-25 i dindardır. Oysa bizde bu oran hâlâ % 95'in üzerindedir. TÜBİTAK'a da bu nedenle hiç şaşırmamak gerekir. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 29.10.2016 13:54
Cevap :
Konuşmadan ve tartışmadan iletişim kurulamıyor ve ortak bir yere gelinemiyor. Bu anlamda elbette haklısınız. Ancak olumlu sonuç almak için inançların kendisinden çok, bunlardan yola çıkılarak insana zarar verebilen yaklaşımların ve yanlışların gerçeklere ve bilgiye dayalı olarak değerlendirilmesi daha doğru olabilir. İlginiz ve katkınız için çok teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla.  30.10.2016 15:42
 

Araştırılmaya değer...

Abdülkadir Güler 
 29.10.2016 9:30
Cevap :
İlginiz için çok teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla.  30.10.2016 15:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 251
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster