Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '08

 
Kategori
Dünya Kadınlar Günü
Okunma Sayısı
979
 

Dünya kadınlar günü - 2

ATATÜRK VE KADIN HAKLARI

"Bir toplum, kadın ve erkek cinsinden yalnızca birinin modern gerekleri kazanmasıyla yetinirse, o
toplum yarıdan fazla zaaf içinde kalır...

Bir ulus, ilerlemek ve uygarlaşmak isterse, özellikle bu noktayı esas olarak kabul etmek zorundadır.

Bizim toplumumuzun başarısızlığının nedeni, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan kaynaklanmaktadır....

Bir toplumun bir organı çalışırken diğeri hareketsiz kalırsa, o toplum felce uğramiş demektir" (M.K.
ATATÜRK)(1)

Bu nedenle, kadın hakları ve kadının toplumdaki konumu üzerinde önemle duran Atatürk, geçmiş toplumsal yapının, gereğinden fazla katı kurallarıyla sarmalanmış ve toplumdan soyutlanmış kadının, iş ve sosyal yaşamı ile erkeğin yanında genel yaşama katılmasını istemiştir.

Kadının çevreleyen dar kalıbı kırmak, kadını ve düşüncesini dört duvar arasından çıkarmak gerekiyordu. Türk kadınını ikinci sınıf durumdan kurtarmanın bir zorunluluk olduğuna inanan Atatürk, önce 1926'da Meclis'ten geçirdiği
Medeni Kanun ile, kadına toplumdaki gerçek yerini kazandırmak istemiştir. Ancak, kadın ve erkek eşitliği temeline dayanan ve o güne kadar kadınların kullanmadığı birçok hakları içeren Medeni Kanun, yine toplumsal ve kültürel yapının hazırlıksızlığı nedeniyle ülkenin her yerinde arzu edilen düzeyde uygulanamamıştır.

Bernard Lewis, kara ve demiryollarına yakın kasaba ve köylerde Medeni Kanun'un çoğunlukla uygulandığını, buna karşın kendilerine verilen bu yeni ve geniş hakları kocalarına, babalarına ve kardeşlerine karşı kullanmaya cüret eden -veya bunu isteyen- pek az köylü kadını olduğunu söylemektedir. Taşra şehirlerinde bile, çok karılılık, kalkmış olmakla birlikte batılılaşmamış sınıfların kadınları, uzun süre, kendi statülerindeki bu gerçek gelişmeden çok az yararlanmışlardır(2).

Gerçekten de, Atatürk bu konuda köy kadınını zorlamamıştır. Devrimciliğinde, evrime bıraktığı tek şey belki de budur. Köyde çok evliliğe bile göz yummuştur. Köy kadınının kurtuluşu, ekonomi ve eğitim koşullarının tamamlanmasına bağlı kalmıştır. Tarlada çalışan kadının sonunda hür olacağı ve bütün haklarını alabileceğini düşünmüştür(3).

Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal'in, Medeni Kanun'la Türk kadınına, Batı kadınının bütün haklarını vermesine, onun hür ve erkekle eşit olmasını istemesine, Türk kadınının aşağılık duygusundan kurtarılması görüşünde olmasına rağmen, kadın anlayışında pek Batılı olmadığını söyler: O'nun son derece kıskanç olduğunu, hatta hanımların tırnaklarını boyamasını bile istemediğini ifade eder.Atatürk'ün -kendi ilişkilerinde- bırakınız yabancı uyruklu erkekle evlenen Türk kadınını, yabancı uyruklu kadınla evlenen Türk erkeğine bile tahammül edemediğini belirtir.O'nun
kendi koyduğu kanunun sonuçları ile karşılaşmak gerektiğinde;"- Bize göre değil ha, çocuklar..." diyerek kişisel duygusunu açığa vurduğunu söyler(4).

Atatürk'ün akılcı düşünce yapısı ve olaylara bakış tarzı, kişisel duygusallığının çok üstündeydi. Değişim eyleminin genel yönünü, kişisel istekleri ile sağlaması mümkün değildi. Bu nedenle, toplum yaşamının iki cinsin birlikteliği ile şekillendiğine inanan Atatürk, kişisel görüşlerini bir yana itmiş ve kadını çevreleyen çemberin kırılması için kadın hareketini hızlandırmıştır.

Kadına sosyal haklar sağlayan Medeni Kanun'u, siyasi alandaki haklar izlemiştir.3 Nisan 1930'da belediye seçimlerinde; 5 Aralık 1934'te milletvekili seçimlerinde, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.(O yıllarda Avrupa, Amerika ve Asya'da ve diğer birçok ülkede kadınlar bu haklarını henüz elde edememişlerdi.)

Her yıl kutlanan Kadınlar Günü'nde, kadının konumu, kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği konularında, bazı kadın derneklerinin yoğun çalışmaları dikkati çekmektedir.Ancak kadın konusunda söylenenler, yazılanlar ve yapılanlar, önceden olduğu gibi, belli bir çevrenin dışına çıkamamakta ve toplumun geniş tabanına istenilen ölçüde yansımamaktadır.

Kırsal kesimde, köylerde, kasabalarda hatta şehirlerde bile, birden fazla kadınla evlilik, "dini nikah" işlemi ile sürmektedir.Dört karısı ve 30-40 çocuğu ile televizyonlarda görünen palabıyıklı adamın, kadınları aşağılayıcı görüntüsü hala akıllardadır.Bir belediye başkanının iki karısı ile birlikte bir törende boy göstermesini ben hala unutmadım.Bir otomobil sergisinde, yarı çıplak bir kadının arabanın motor kaputu üzerine oturtularak poz verdirilmesini de anlamış değilim.Sevgilisinden dayak yediğini televizyon kanallarında açıklayan bir magazin yıldızının neden reyting aldığını hiç düşündünüz mü? Anlamadığım bir konu da, kadın hakları savunucuların bu ve bunun gibi durumlar karşısında tepkisiz kalmasıdır.(Ara not:Bu bloğu yayına vermeden önce son düzeltmeleri yaparken, bir televizyon kanalında, Türkiye'de kadınların % 58'inin şiddet gördüğü
haberi duyuluyordu).

Bu nedenle, sağlıklı bir toplum için, devletin, hükümetlerin ve kadın hakları konusunda çalışan derneklerin, çalışma alanlarını genişletmeleri ve kentler dışındaki büyük kadın kitlesine de ulaşmaları ve onları bilinçlendirmeleri gerekir.Kadının saygın konumunun zedelenmemesi için de özel çalışmalar da yapılmalı, kadının ticari bir mal gibi kullanılmasını önleyecek tedbirler alınmalıdır; kadının saygınlığı korunmalıdır.

Buna rağmen, bugün ülkemizde kadın hakları konusunda ulaşılan yer, önceki dönemlerle kıyaslanmayacak derecede ilerdedir.Ancak ne yazık ki, bu konuda birbirini izleyen yasalar, hala "erkek egemen" nitelikli toplumumuz-da, yeteri kadar uygulanamamaktadır.

Kadının toplumdaki konumu, yalnızca kadınları ilgilendiren bir konu değildir.Kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği bilincini, her iki kesimde de olgunlaştırmak bir zorunluluktur.Çünkü bir toplumun çağdaşlığı, ayrım gözetmeden, o toplumu oluşturan bireylere verilen değer ile ölçülür.Uygarlığın ölçüsünü ise, o toplumda kadına verilen ve ve kadına gösterilen tavır belirler.

Erkek ve kadınlarımız bilmelidirler ki, kadın hür olmadıkça, erkeğe eşit ve onun yanında genel yaşama katılmadıkça toplumun durgun suyu dalgalanmaz.

Atatürk'ün deyişi ile, "Bir toplum, aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse, ilerlemesine ve uygarlaşmasına teknik bakımından olanak ve ilmi bakımından olasılık yoktur"(5).


Bütün blog arkadaşlarımın, kadın-erkek ayrımı yapmadan, Dünya Kadınlar Günü'nü kutlarım.



cdenizkent
__________________

(1) M.Kemal Atatürk, Söylev ve Demeçler, Cilt II, s.89
(2) Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, s.272
(3) Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul:Beta Yayınları, s.414
(4) A.g.y., s.410
(5)M.kemal Atatürk, A.g.y., s.153

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Arkadaşım çok teşekkürler sana,bende kadınlar günü hergün birgün olmamalı diyenlerdenim,ve ayrım gözetmeksizin bu kutlamaları insan günü olarak yapabilirsek ne mutlu bize,,,sevgiler,,,

Alyoşa-Sevmek Güzeldir. 
 10.03.2008 16:40
Cevap :
Merhaba..Evet haklısınız.Biliyorsunuz,Duygu Asena'nın bir kitabı vardı;adı,"kadının Adı yok"..Ben diyorum ki,kadının adı olması için yalnızca kadının uğraş vermesi yetmez..Erkekler de bu mücadelede kadının yanında yer almalıdırlar.Ama,elbette ki,otomobil sergisinde,motor kaputu üzerinde poz veren kadınlarla ve evde karısına üç öğün dayak atan erkeklerle bu mücadele yürümez...İyi günler  10.03.2008 18:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 931
Toplam yorum
: 2429
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1382
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster