Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '20

 
Kategori
Çevre Bilinci
Okunma Sayısı
90
 

Dünya Nasıl Etkilenecek?

İklim Değişiklikleri uzun vadede dünyayı nasıl etkileyecek?
Kyoto Protokolü Sonrası Küresel Isınma Ve İklim Değişikliği ile ilgili olası Son Gelişmeler nasıl olmuştur? Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamındaki yükümlülükleri nelerdir? 
 
Küresel ısınmaya bağlı olarak iklimlerin değişimi insan yaşamı ve yer yüzündeki canlıların hayatlarını devam ettirebilmeleri açısından oldukça önemli bir konudur. Bunun sebebi insan sağlığını etkilemesidir. Son günlerde popülerliği artan çevre sorunlarına insanların kayıtsız kalması beklenilmeyen bir durumdur. Farklı bir durum gözlenmesi beklenemez. Hatta duyarlılığın küresel hale gelmesi oldukça elzemdir. Bunun yanı sıra iklim değişikliği konusuna bilimsel araştırmalarla birlikte çözüm yolu bulmak ve tedbirler için gerekli kaynakların oluşturulması da oldukça önemlidir.
 
Küresel ısınma sebebiyle dünya üzerinde hava sıcaklığında artış görülmüştür. Sağlam(2008),“2000 yılında sona eren yüz yıllık süreçte 0,6 iken 0,2°C olmuştur”. Sağlam(2008),“Aynı yöntem ile küresel ısınma konusunda yapılan araştırmalar 2005 yılında da yapılmış” ve 21. Yüz yılın başında yapılan araştırmalara göre hava sıcaklığının artmasında daha da artış görülmüştür. Sadece 2000 ile 2005 yıllarına bakıldığı zaman bile kısa bir süre gibi görülse de tehdidin oldukça fazla olduğu gözle görülebilir haldedir. Haliyle günümüze kadar ve hatta gelecek yıllarda da küresel ısınmanın dünya üzerindeki etkisinin artacağı gerçeği ortadadır.
 
1950’lerde başlatan endüstriyel atılımlar sebebiyle 1950’lerden bugüne sürekli olarak küresel ısınmada artış görülmektedir. Bunların başlıca sebebi plansız ve kuralsız işleyen fabrika bacaları olarak görülebilir. Yapılan araştırmaların genelinde ise içinde bulunduğumuz 21. Yüz yıl’da dünyamız 1,2 ve 6,5 dereceleri arasında daha da ısınacaktır.
 
Bu değişimin yüksek derecelere çıkması sera gazı emisyonlarının varlığıyla ilgilidir. Başka bir değişle iklim hassasiyetinin artacağıyla alakalıdır. Tüm araştırmalar yüz yıllık yapıldığından ve araştırmaların 2000 yılından başladığı için genel olarak 2100 yılına yoğunlaşılmaktadır. Isınmanın etkisiyle kutuplardaki buzullların erimesi sebebiyle deniz seviyesinin yükselmesi sera gazlarının stabil düzeye ulaşması halinde bu ısınmaların bin yıllık zaman diliminde de devam edeceği varsayımı yapılmaktadır.
 
Bu süreçte dünya üzerinde yaşayan tüm canlılar ve öncelikli olarak insanlar yukarıda bahsedilen ısınma probleminden etkilenmiş ve etkilenmeye devam edecektir. Isınma problemi ve buna bağlı olarak iklim değişikliğinden etkilenen insanlar buna kanıt teşkil etmektedir. Isınma problemine etki eden faktörlerden entüstriyel gelişmelerle birlikte insanların kömür ve petrol gibi yenilenemeyen kaynakları kullanımının artmasıyla etkisini göstermiştir. Bu sebeplerden dolayı Endüstriyel gelişmelerin yaşandığı yıllardan itibaren ikilimin doğal değişimlerinden ziyade insanların etkisi oldukça fazladır. Dolayısıyla dünya iklim değişikliğinde yeni bir boyuta evrilmiştir.
 
Yukarıdaki açıklamalarla birlikte, “küresel ısınma” insanların çeşitli etkilerinden kaynaklı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çeşitli sera gazlarının gereğinden fazla kullanılması, plansız bir şekilde şehirleşmenin artması da küresel ısınma problemlerine bir etken hatta etkenlerin başında gelmektedir.
 
Dünya nüfusunun artış göstermesi buna bağlı olarak ulaşım modellerinin gelişmesi ve endüstri bakımından dünyanın gelişmesi, gün geçtikçe tüketimin artması gibi etkenler küresel ısınma problemini artırmıştır ve insan eliyle gerçekleşmiştir. Küresel ısınmaya insanın etkisi fazla olduğu geçeğiyle beraber yine insanların ve diğer canlılarında etkilendiği bir gerçek vardır. Isınmaya bağlı olarak, Kutupların erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi gibi etkenler ile; insanları sel kuraklık gibi problemlerle yüzleşmesi kaçınılmaz olmuştur.
 
Küresel ısınma gündemi insan hayatında 100 yıllık bir geçmişi olmasına rağmen (Ayten Cesur), “1896 yılında Uluslararası çalışmalara başlanmıştır ancak ilk uluslararası toplantı 1972’de BM’de Çevre Konferansı başlığı altında ozon tabakası gündeme gelmiştir”. Birçok Uluslararası çalışmalara Çevre konu başlığı altında küresel ısınmaya yönelik çözüm arayışları olmuştur. Deniz üstüne düşen ışıkları engelleyen bulutlar,okyanus döngüleri, okyanus kimyası gibi konular’a özellikle dikkat çekilmiştir.
 
Sera Gazları konusunda da 1985 yılında bir çok ülkeden bilim insanlarının çalışmalarında sonuç; bu gazların küresel ısınmayı olumsuz yönde etkilediği ve devletlerin sera gazları üzerinden enerji politikalarını gözden geçirmesi gerektiği yönündedir.(Ayten Cesur), “1988’de BM tarafından kurulmuş olan İklim Değişikliği Paneli iki yıl sonra 1990 yılında raporunu sunmuştur”. (Ayten Cesur), Dünyanın hemen hemen her yerinde sera gazlarının giderek artması ve buna bağlı olarak iklim değişikliklerinin sürekli etkilerinin hissedilmesi üzerine gelişmiş ülkelerin bağlayıcı yaptırımlar almaları ve BMDÇS kapsamında güçlenmesi amaçlarıyla 1997 yılında Kyoto’da gerçekleşmiş BMİDÇS üçüncü Taraflar Konferansında bu protokol kabul edilmiştir. Bu protokol 2005 yılında yürürlüğe girdiği gibi, endüstriyel anlamda gelişmiş olan devletlere sera gazları konusunda sınırlama getirilmiştir. Türkiye’de 2009 yılında protokole dâhil olan ülkeler arasına girmiştir.
 
Yukarıda bahsedildiği üzere, Kyoto Konferansı iklim değişikliği geçmişten bu güne kadar insanların ve canlıların hayatlarını etkilediği ve uluslararası çalışmalara konu olmuştur. Ancak 1950’lerden başlayan endüstriyel gelişmeler sebebiyle bugüne kadar uzanan ve giderek artış gösteren hatta insan sağlığını etkileyen ısınma problemine bağlı iklim değişiklikleri insanların çevreye müdahaleleriyle gerçekleşmektedir.
 
İklim değişikliği sebebiyle, çevre döngüsünün sağlığının bozulması, su kaynaklarının giderek azalması, buzulların erimesine bağlı olarak deniz seviyelerinin yükselmesi gibi sorunlara ek olarak aşırı sıcaklık sebebiyle salgın hastalıkların nüksetmesi toplumu ekonomik açıdan da etkilemektedir.
 
Türkiye açısından Küresel ısınmanın etkisine bakacak olursak balıkçılık örneği yerinde olacaktır. Türkiye’de küresel ısınmanın denizlerdeki etkisi 1940’larda görülmeye başlamıştır. Mesela Hint okyanusuyla kızıl denizden gelen ve Süveyş kanalından geçip denizlerimize ulaşan deniz ürünleri çeşiti fazla olmasına rağmen Akdenize ulaşabilen balık türü sadece elli dokuzdur.
 
Sıcaklığın artmasıyla iklim değişikliği yaşanmakta ve su sıcaklığının dengesizleşmesiyle birlikte tarımsal kirlilik ve su seviyesi yükselmektedir. Dolayısıyla denizbitkileri çoğalıyor ve denizler karasallaşmaya doğru gidiyor. Birde iklim değişikliğinin sebep olduğu düzensiz yağışlar bir diğer balıkçılık kaynağı olan nehirleri ve gölleri kurutmaktadır.
 
Denizlerimizin, göllerimizin ve nehirlerimizin biyoçeşitliliği küresel ısınmaya bağlı olarak etkilenmişlerdir. Bu sebeplerden dolayı ekosistemin bozulduğu bir gerçektir. Dolayısıyla iklim değişikliğiyle mücadele küresel bazda olması zorunludur. Bu açıdan Kyoto Protokolüne tüm devletlerin dahil olması ilk adım olabilir. Bu bağlamda STK’lar bireyler, devletler hatta bunun içine yerel yönetimlerde katılabilir ortak amaçla çalışmaları koordineli olmaları oldukça önem arz etmektedir.
 
Çünkü iklim değişiklikleri tüm dünyayı etkisi altına alma yolunda ilerlerken birden fazla iklim gözlemlenen Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün değildir. Birden fazla iklim görülmesinden dolayı en fazla etkilenen ülkelerin başında gelmektedir.
 
Sonuç Olarak; küresel ısınmayla birlikte iklimlerin değişmesi dünyadaki canlıların sağlığına etkileri hakkında DSÖ ve BM Çevre Programı gibi uluslararası kuruluşların öncülüğünde bir çok araştırmaya imza atılmış ve bölgeler halinde ayrıntılı raporlar halinde iklim değişikliğinin üzerinde durulmuştur. Bu Kurum ve Kuruluşların uluslararası arenada sıkça akademik çalışmaları olup iklim değişikliği konusunda derinlemesine incelemeler yapmışlarıdır. Sadece çevre konusuyla yetinmeyip, bu sorunlara bağlı olarak toplumsal, ekonomik ve sosyolojik etkilerine de değinilmiştir.
 
Son olarak Küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişikliğinin bize olumsuz yönlerinin ortaya çıkması kaçınılmaz bir durumdur. İklim değişikliğinin tarıma olan etkisini anlatmaya ihtiyaç duyulmadan bilinmektedir. Küresel ısınmayla dünya yüzeyindeki ısınmanın yükselmesi orman yangınlarına, temiz su kaynaklarının giderek kuraklaştığı da ayrı bir gerçektir. Temiz su kaynaklarının azalması ormanların giderek azalması haliyle insan sağlığını da olumsuz bir şekilde etkilediği de açıkça ortadadır.
 
Sadece çevreye ve insana etkisiyle kalmayıp, toplumun yaşamlarını doğrudan etkileyen iklim değişiklikleri sosyo-ekonomik açıdan da insanları zarara uğratmıştır ve devam etmektedir. Küresel ısınmanın potansiyel olarak etkilerini tek tek sıralayacak olursak, kutupların erimesiyle deniz seviyelerinin yükselmesi ve sellere neden olur, yenilenemeyen enerji kaynaklarında tüketim artar. Tarımsal verimliliğin düşmesiyle, gıdalardaki hormon artar ve gıdalara güven azalır. Denizlerdeki biyoçeşitlilik giderek azalır. Su kaynakları neredeyse bulunamaz hale gelebilir. Hepsine bağlı olarak insan sağlığında ciddi izler bırakabilir.
 
Güncel bilgi olarak, geçtiğimiz yıl COP25 zirvesinde (BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı) Küresel ısınma meselesi için toplanmıştı. Toplantıya damga vuran konu ise bu mücadelenin finans sorunuydu. Gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkeler tarafından finansman sağlanmasını savunurken, Gelişmiş ülkeler eylem planının 2020’den 2023’e ertelenmesi üzerine talepte bulunmuşlardı. Bunun yanısıra iklim değişikliğine neden olan zararlı maddeler konusunda bir komisyon kurulması yönünde de bir karar çıkmadı.
 
Nisan 2020’de euronews’te yayınlanan habere göre kışın sıcaklık rekoru kırıldı. Kutupların ısındığına vurgu yapılmış ve 1960 yılından bu yana dünyadaki ısınmanın hızla arttığına vurgu yapılmıştır. Tüm akademik çalışmalara rağmen, iklim değişikliği konusunda bir adım ileriye gidememiş olmamız sanırım COP25 Zirvesinde saklıdır. Çünkü gelişmekte olan ülkeler ağır ekonomik bedeller ödeyemeyeceğinden finansmanın gelişmiş ülkeler olsun diyor. Gelişmiş ülkeler ise ekonomik açıdan kısıp çevre sorunlarına para aktarmak istemiyor. Biz bireyler ne kadar dikkat edersek edelim iklim değişikliğine engel olacak ana aktör devletlerdir.
İklim değişiklikleriyle birlikte insanların zarar gördüğü aşikar bir durumdur. Uzun vadede kaynakların azalmasından dolayı çevre güvenliği neredeyse kalmayacaktır. Kaynağı olan bölgelerde insanlar çatışma içerisinde olacaktır. Dolayısıyla göçmen krizleri, yoksulluk ve açlık beraberinde gelecektir.
 
Kaynaklar:
Dr. Mehmet Akalın- İklim Değişikliği ve Sağlığımız
Naciye Erdoğan Sağlam, Ertuğ Düzgüneş, İsmet Balık- Küresel Isınma ve İklim Değişikliği
Ayten Cesur- Küresel Isınma ve İklim Değişiklikleri
Derya Sürmelioğlu Parlar, Oğuzhan Aslantürk- Çevresel Güvenlik Kapsamında Su
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Kayıt tarihi
: 15.03.19
 
 

Ben Mehmet Salkım. 23 Nisan 1997 doğumluyum. KKTC YDÜ Siyaset Bilimi öğrencisiyim. KKTC Gazeteler..