Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '09

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
820
 

Dünya neden sallanıyor

Dünya neden sallanıyor
 

MGD Altın Objektif Ödülleri- " İnternet En İyi Serbest Yazı " dalında ödül...

Dünya sallanıyor, sadece depremlerle değil, seller, kasırgalar, ozon tabakasında hızla büyüyen delik, kutuplardaki buzların erimesiyle dünyanın bozulan dengesi, salgın hastalıklar, deniz sularının yükselmesi, yok olan bitki, hayvan türleri nedeniyle ekolojik dengenin bozulması, insanların giderek daha fazla negatifleşen duyguları ve artan korkuları... İşte bunların hepsi dünyayı sallıyor... Neler olacak ve neler yapılmalı? Bu sorulara yanıt aradık.

Dünya... Güzel, mavi gezegen... O, bize yaşayabilmemiz için gerekli olanları sunan dev bir anne gibi... O kutsal, sabırlı bir anne, bizlerse hayırsız evlatlar... Ama sonunda onun da sabrı tükendi. Kendi yaşamını koruyabilmek ve tekamül edebilmek için bizleri feda etmeye hazırlanıyor. Tıpkı daha önce burada olma amacını, sevgiyi, merhameti unutan çocuklarına yaptığı gibi bizleri de yok etmekten çekinmeyecek. Zamanında Kızılderili reisi şöyle söylemişti; "Dünyanın başına ne gelirse, dünya çocuklarının başına da o gelecektir." Ve işte şimdi Dünya çocukları ektiklerini biçmeye başladılar. Geçmişin kadim çağlarında, dünya çocuklarının başına gelenler bu gün bizim başımıza neden gelmesin? Şimdi biraz geçmişe dönelim; yaşadığımız tarihten 50 bin yıl kadar önce çok büyük bir uygarlık vardı. "Güneş İmparatorluğu"nun yönettiği "Mu Uygarlığı". Araştırmacı James Churcward, bu uygarlıktan, dünyanın en yüksek seviyeli uygarlığı olarak söz eder. Bilimde, sanatta, ticarette oldukça ileri olan Mu Uygarlığı, üzerinde yaşadığı kıta itibariyle cennetten bir mekan gibiydi. Bereketli ovalara, düzgün sürülmüş tarlalara, düzgün yollara, büyük ve gösterişli mabedlere sahipti. Genellikle açık tenli, güzel yüzlü, uzun boylu olan insanları pahalı mücevherlerle süslü giysiler giyerlerdi. Hizmetkarların hizmet ettiği büyük ve gösterişli saraylarda otururlar, gecelerini eğlence ile geçirirlerdi. Zamanla bu uygarlık paranın, safahatin ve hırsın kurbanı olmaya başladı. Zamanın rahiplerinin, bu durumun felaketler getireceğini anlatmaya çalışmalarına karşın onları dinleyen olmadı. "Mu"lular dünyaya hükmetme planları yapmaya başladılar. Bu amaçlarına yönelik silahlar, güç merkezleri oluşturmaya çalıştılar. Ama sonunda olan oldu. Ve bu hırs onları yok edilişe götürdü. Maya, Uygur, Mısır Uygarlıkları'nın bu kıtadan ayrılan insanlar tarafından oluşturulduğu sanılmaktadır. Burada bizi ilgilendiren, bilim ve uygarlıkta son derece ileri olan bu insanların zaman içinde ruhsal tekamülün gereklerinden sıyrılarak, maddi çıkarları doğrultusunda hareket etmeleridir. Çünkü bu tutumları onları bir gecede gerçekleşen yok oluşa götürdü. Mu'nun yok oluşu araştırmacılar tarafından şöyle anlatılır; “Altında bulunan gaz cepleri boşaldı. Volkanik patlamaların, yanı sıra büyük depremler başladı. Kıtanın her yanından dev dalgalar yükselerek kıtanın üzerinde ne var ne yoksa okyanusun derinliklerine çektiler. Ve o insanları; ne altından inşaa ettikleri mabedleri, değerli mücevherleriyle süslü elbiseleri, ne de köleleri kurtarabildi. Bu kıta üzerindeki canlı ve cansız her şey bir gecede yitip gitti. Maya dilinde yazılmış bir ilahinin sözleri, bu tufanı şöyle anlatıyor: Ağır, ağır yarıldı sular /Düzlüklere yayılarak/Kapladı her yanını toprakların/Plajlarla, tepelerin olduğu /Alçak yerlerde hortumlar oluştu/Ve suları, toprağı kapladı./Yaşayan ve ne varsa kımıldayan/Sular örttü üzerini. /Tortular kaldı geriye. /Batan sulara/Mu'nun topraklarıydı/Sadece tepeler çıktı/Sudan dışırı/Islık çaldı girdaplar/Orada, burada/Soğuk hava gelinceye dek. /Ipıssız vadilerde/Şimdi buzlu uçurumlar var/Delikler kille dolu/Bir ağız açılıyor;ve dumanlar/Fışkırıyor volkan çamuruyla..”.

Atlantis Uygarlığı da benzeri nedenlerle okyanusa battı. Para, mal mülk hırsı, tabiatı kendi çıkarları için tahrip etme, dünyaya hükmetme isteği ve yine büyük yer sarsıntıları... Atlantis'in ilk kez 11.500 yıl önce bir dip yükseltisi oluşturarak battığı kabul edilir. Sonra da bu gün bulunduğu düzeye battığı anlatılır. Oldukça büyük bir kıta olan Altantis, okyanusun dibine batınca Kuzey Atlantik'in ortasında büyük bir delik oluşturmuştur ki, Gobi Gölü'nün sularını çekerek, bugün ki Gobi Çölü'nü meydana getirmiştir. Florida sahilleri de, bu çukura dolan dolan sular nedeniyle okyanus seviyesinin aşağı inmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Tarih bu ve buna benzer doğa olaylarıyla doludur.

Doğa; o büyük ve kutsal ana, kendisine ne kadar kötü davranırlarsa davransınlar, dünya çocuklarına daima büyük bir sabırla yaklaşıyor. Fakat sonra, eğer bir düzelme olmaz ve tahribat artarsa onları yok etmekte hiç bir sakınca görmüyor. Çünkü doğa kanunları, öncelikle tüm dünya canlılarının ve Doğa Ana'nın kendi yaşamının korunmasını öngörüyor.

Bu gün de benzeri felaketler yaşanıyor. Çünkü, Dünya çocukları bu kutsal anneye el kaldırma günahından bir türlü vazgeçmiyorlar. O yıllardan bu yana, insanlardan gelen darbelere sabırla dayanmaya ve yaralarını kendi gücüyle onarmaya çalışıyor. Ama artık olmuyor. Ve Doğa Ana'nın, sabrı artık taşmaya başladı. Günümüzde, hem bu sabrın taşması hem de dünyanın bir tekamül sürecine girmesi nedeniyle doğal afetlerin giderek daha da artacağı söyleniyor. Spiritüel bilgilerde de , 98 yılından itibaren dünyada bir değişim ve felaketler zamanının başladığına ve bunun gerekli bir dönem olduğuna dair bilgiler veriliyor. Eric Klain'in "Yükseliş 3" isimli kitabında da şöyle bir anlatım yer alıyor "Dünya Gezegeni'nde görünüşte belirgin bir karmaşa ve kaos yaşanacak ve sizin "Yerküre değişiklikleri" dediğiniz, Dünya Gezege'ninin bedeninin temizlenme faaliyetleri artacak. Geçmişte olduğu gibi sizin aktif katılımınızla bu faaliyetler büyük ölçede azaltılabilir. Siz bir sisteme bir hayli ışık kanalize ettiğinde, o sistem polarize olur ve temizlenip arınır. Karanlık daha fazla kasılıp büzülür, ışık daha fazla genişler ve parlaklaşır. Böylece ışıkla uyum içinde olanlar daha parlak ve ışıltılı hale gelecekler. Karanlığa uyumlanmış olan ise daha fazla kasılıp büzülecek ve daha zor bir zaman geçirecekler".

Nostradamus'da kehanetlerinde, içinde bulunduğumuz dönemde başlayacak bir felaketler döneminden ve büyük felaketlerin ardından dünyada uzun yıllar sürecek bir barış, sevgi döneminin başlayacağından söz eder. Yaşanan bu felaketlerin ardından, böyle bir dönemin gelmesi son derece normaldir. İnsanlar büyük acılar ve felaketler sonucunda dünyanın, yaşamın, Tanrı'nın gerçek anlamını ve önemini kavrayacak ve içlerindeki tanrısal sevgiye ulaşacaklardır.

Bu konuda sizler için üç isimle görüştük. Sanatçı İlhan İrem, UFO araştırmalarıyla tanınan, Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Haktan Akdoğan ve müziğinin yanı sıra, mistik yönelimleriyle de tanıdığımız Ümit Sayın... Bakalım onlar bu konu hakkında ne düşünüyorlar?

İLHAN iREM- Sanatçı "ALTINÇAĞA KÖPRÜ"

Bugün insanoğlu, kendi yarattıkları yüzünden kendini toptan yok etme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Teknoloji artık insanın kontrol sınırlarından daha ileriye gitmiştir. Ozon tabakası yırtılmış, yeraltında yapılan atom bombası denemeleri nedeniyle tüm dünyadaki fay hatları harekete geçmiştir! Artık çok tehlikeli bir noktadayız! Ruhsal, dinsel, teknolojik ve askeri kirlenmelerin nasıl öldürücü bir silaha dönüştüğünü kavradığımız zaman, üzerinde yaşadığımız ve tüm varılğımızı borçlu olduğumuz gezegeni yok ettiğimizi anlamaya başlayacağız! Yarattığımız gücü kontrol etmekte başarılı değiliz. İcat etme yeteneğimiz, avare aklımızın çok ötesinde ilerliyor! Yaşam kaynağı atomu parçalayarak, onu yok edici bir hale getirip, kozmozun yasalarını kötüye kullanan bir canlı türüyüz!! Bugünkü görüntümüzle kainat örgüsünün zararlı düğümünü oluşturuyoruz. İyi-kötü bütün duygularımızın, dünyanın bir yerinde yaşanan bir olayın, güzelliğin, çirkinliğin, gezegenimizin ve evrenin her noktasına yayıldığını, tepkiler yarattığını duyumsayabilen, kainat bilincine ulaşmış evrensel sevgi birliği insanları olabilmeyi öğrenmeliyiz!.. Yoksa! Kainat, yasası gereği bizi hiçleyerek, yokederek güzele dönüşmeyi sürdürecektir... Eğer biz, bütün nükleer oluşumların uzağında çok etkin bir çevre korumaya ve küreselleşme yalanlarının ötesinde gerçek evrensel kardeşliğe uyanmazsak; doğa, felaketlerle bezenmiş yok oluş senaryolarını acımasızca sahnelemeye devam edecektir. Yakın semalarımızda gezinen tanımlanamayan uzay ışıkları; bizi kainatın barışçıl dokusuna uymamız için uyarmak isteyen evrensel dostlarımız olabilirler... Bütün bu felaketli gidişe karşın, evrensel sevgi planetinin ışıklı geleceğinden yana olan umudumu hiç yitirmedim! Çağı yakaladığımız güzelliklerin yanı sıra, hayatlarımıza duyarsızlıklar ve felaketler taşıyan bindokuzyüzlerin artık geçmişte kaldığı bir büyülü milenyum miladı sonrasında, başka türlü bir sabaha inanıyorum... Bütün bu yara berelere karşın “Altın Çağ”a ulaşacağız!.. Işık ve sevgiyle...

HAKTAN AKDOĞAN-Araştırmacı "DOĞAL FELAKETLER TÜM DÜNYA'DA ARTARAK DEVAM EDEBİLİR"

Son dört ayda dünya üzerinde 35-40 tane deprem gerçekleşti. Dört yanardağ faaliyete geçti. Su ve çamur selleri binlerce can aldı. Kasırgalar yıkıyor, yaşamları bitiriyor. Ama tüm bu olumsuz tabloya karşın Dünya'da ne oluyorsa olması gerektiği için oluyor. Çünkü, Güneş Sistemimiz ve Dünya, Samanyolu Galaksisi'nin bir bölümünü içine alan Foton Kuşağı denilen bir enerji kuşağının içine girdi. Bu çok yüksek titreşim ferekansına sahip süptil bir enerjidir. Dünya Ana' da bu enerjiye uyumlanmaya çalışıyor ve kabuk değiştiriyor. Bu da bazı doğal felaketlerin meydana gelmesine neden oluyor. Bununla birlikte insanların da materialistik ve negatif düşüncelerindeki artış, ayrıca teknolojiyi yanlış kullanarak doğaya verdikleri zararlar, Dünya'nın negatif kutbunu harekete geçiriyor. Bu da doğal afetlerin artmasındaki bir diğer faktör. Bu sıralar Dünya'nın her yerinde UFO gözlemlerinin artmasının nedeni ise; Dünya dışı varlıkların, bu çok önemli geçiş sürecini mümkün olan en hafif ve en bilinçli şekilde karşılamamızı sağlamak ve bu konuda bizlere rehber olmak. Onlar enerjilerini kullanarak bu Dünya'daki afetlerin etkilerini en aza indirgemeye çalışıyorlar. Deprem öncesi İzmit ve Gölcük bölgesinden yoğun bir şekilde "UFO görüldü" ihbarları alıyorduk. Bunların bir kısmı, vatandaşlar tarafından amatör kameralarla tespit edilip birçok TV kanallarında yayınlanmıştı. Ve bu ihbarlardan kısa bir süre sonra bildiğimiz, Körfez depremi gerçekleşti. Büyük olasılıkla, oralarda çalışmalar yaparak daha büyük bir depremi engellemeye çalıştılar. Aynı ihbarları, şu sıralar İstanbul'da Adalar üzerinden alıyoruz. Sanıyorum yine olası bir depremin etkisini en aza indirgemeye çalışıyorlar. Ama daha önce de söylediğim gibi Dünya'da ne oluyorsa olması gerektiği için oluyor. Dünya arınarak dördüncü boyuta geçmek zorunda. O da özgür iradesini kullanarak ve çeşitli enerjilerden yararlanarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu da Dünya'da: sevgi ve barış çağı olan "Altın Cağ"ı başlatacak. Burada insanlara düşen görev; içlerindeki sevgiyi büyütmeleri. Çünkü enerjinin ana kaynağı "sevgi" titreşimlerinden oluşuyor. Mümkün olduğunca korkularımızdan, negatif duygulardan, hırslarımızdan ve egolarımızdan arınalım. Son deprem bize aslında çok önemli bir şeyi bir kez daha gösterdi; Yeryüzünde parayla sahip olunan her şey, saniyeler içinde yitip gidebilir. Ama yücelmiş, sevgiyle ve ışıkla dolmuş bir ruhun sahip olduklarını hiç bir güç yok edemez. O sevgi dolu ruh, sonsuza kadar bizimledir. Çünkü biz O'yuz... Sevgi ve Işıkla kalın...

ÜMİT SAYIN-Sanatçı "HATIRLAMAK DÜNYANIN TEK UMUDU, DOĞARKEN UNUTTUKLARIMIZI" Ben tüm yaşananlar için fazla birşey düşünmek istemiyorum. Sadece 2011'i bekliyorum. Ama şunu söyleyebilirim; Eğer Tanrı bizleri yaratmışsa, O'nun bir parçası da bize emanet edilmiş demektir. Bu emaneti iyi korumalıyız. Yaşama asla mülkiyetçi bir yaklaşımla bakmamak gerekiyor. Şu söz çok değerli bana göre; "Kazandığın hiçbir şey değerli değildir. Senden başka." Bu konuya şöyle bir şiirle de yaklaşabilirim; Hatırlamak/Dünyanın tek umudu/Doğarken unuttuklarımızı/En büyük öğreti/Yine onun içinde/Hatırlamak diyorum/Boşuna değil/Düşün! /”Düşün” neydi?...

Özlem Süyev- “Özden Gelen” Kitabı’ndan alıntıdır.


Özlem Süyev şiirleri: http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=45996

Özlem Süyev Anne Dayanışma Evi: http://adevi.sitemynet.com/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 677
Kayıt tarihi
: 18.07.09
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo- Televizyon Bölümü'nü bitirdi. 1987 yılından bu yan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster