Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '08

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
569
 

Dünya'nın Barışı Özlediği Zamanlar...

Dünya'nın Barışı Özlediği Zamanlar...
 

Okuduğum ulusal gazetelerde, ulusal kanallarda izlediğim ana haber bültenlerinde, görüyorum ki Barış'a en ihtiyaç duyduğumuz zamanları yaşıyoruz. Gürcistan-Rusya arasındaki savaşta son belirlemelere göre ölen kişi sayısı ikibin beş yüz kişi, ve tabi ki büyük çoğunluk sivillerden oluşuyor. Muhabirlerimiz, deyim yerindeyse ölümle dans ediyorlar. Haberleri ulaştırırken, her an ölümle burun buruna gelebilirler. Dünya, savaşı, haberciler sayesinde evlerinden izleyebiliyor.
Bir fotoğraf karesi yahut bir görüntü haberlerde izlenen insana çok şey anlatır. Yaşlı bir kadın... Elinde torba... Boynu bükük... Yanan ve yıkılmaya yüz tutmuş bir apartman dairesi... Yer, Gürcistan... Tabuta kapaklanmış bir kadın... Kendisi de tabuta girmek ister gibi... Kim o tabuttaki? Belki bir eş, belki bir evlat, belki bir dost... Fark eder mi? Belki de savaş olmasa yaşacaktı tabutun içindeki..
Yıkıntılar arasında biri kız, diğeri erkek iki çocuğun, yarısı yanmış fotoğrafı... Yaşıyorlar mı acaba? Kim bilir... Oyuncak bir ayı... Toz, toprak içinde... Kim bilir hangi çocuk ona sarılıp rüyalar aleminde bir yolculuğa çıktı? Acaba yaşıyor mu o çocuk? Yoksa ölüm onu rüyalar aleminde mi yakaladı? Hani yaşlılarımızın sevimli gelen dişsiz halleri, gözünden acı damlayan teyzede neden o kadar sevimli gelmiyor bize?

Gürcistandaki savaşın dehşeti yüzlerden okunuyor. İnsanlar, yaşamak için kaçıyor veya saklanıyor. Bir anne evladının elinden tutmuş, meçhule bir yolculuğu çıkmış. Fazla bir eşyası yok elinde... Yaşamak için kaçıyor... Mücadele, asıl şimdi başlıyor. Peki ama nasıl? Acı ve ölüm, sanki yeni kurbanlar arıyor...

Derken, benim cennet vatanıma dönüyorum. Erzincandaki hain saldırıda dokuz Mehmetçiğimizi yine teröre kurban verdik. Yüreklerimize ateş düştü. Biz evlerimizde, kim bilir belki de bir bardak sıcak çayımızı yudumlarken, sevdiklerimizle sohbet ederken veyahut günlük işlerimizi yaparken, kendilerine emanet edilen bu cennet vatanı savunma yolunda canlarını hiçe sayan yürekli yiğitlerimiz... Mekanınız cennet, ruhunuz şad olsun. Vatan, size, minnettardır.
Satırlarım ilerledikçe tüylerimin diken diken olduğunu hissediyorum. Satırlarımı Ulu Önder'in, anlamlı bir sözü ve yazmaya çalıştığım bir şiirle bitireceğim.
"En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. İnsanlığın hepsini, bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir.."

Mehmedim,
Anasının kınalı kuzusu...
Oğul, hani, düğününü yapacaktık döndüğünde?
İçime, sonsuz bir acı düştü oğul..
Uzatsam, tutar mısın anacığının ellerini?
Hayalini mi kucaklayacağım artık?
Göğsüme yatırıp, saçlarını okşayamayacak mıyım?
En sevdiğin türküyü söyleyerek, ''Merhaba, anne, ben geldim.''demiyecek misin?
Ah be oğul, ah be kınalı kuzum,
Nasıl dayanacağım ben acıya?
Bu yürek nasıl katlanacak yokluğuna?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her ne kadar barış için ve insanlık için düşünen ve kanuşanlar olsa hatta çoğalsa da, bu eperyal duygu ve politikaların sonucu savaşlar devam edecektir. bir yandan hümanizm kültürü yaygınlaştırılırken diğer taraftan realist davranarak savunma gücünü geliştirmek gerekmektedir. İnsanlık tarihi bunu göstermektedir. selam.

Nariçi 
 19.08.2008 13:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 94
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 432
Kayıt tarihi
: 24.06.08
 
 

1999 yılında Ted Kdz Ereğli Kolejinden, 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster