Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '17

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
402
 

Dünyada Ne İşimiz Var? Neden Yaratıldık?

Dünyada Ne İşimiz Var? Neden Yaratıldık?
 

Bu dünyada ne işim var? Neden bu dünyaya geldik? Yaşamanın amacı ne? Sonunda ölüm varsa neden didinip duruyoruz? Madem Cennet ve Cehennem var bu dünyanın içindeki her şey boş, o halde ne anlamı var tüm bunların?

Bu gibi sorular kimi zaman aklımıza gelen ve insanın zihnini ciddi şekilde meşgul eden ve cevap bulunması son derece önemli, hayati sorulardır. Bu soruları görmezden gelmeye çalışarak bir arpa boyu yol gidilemez. Kafayı uyuşturalım, unutalım diyerek yaşamak da işe yaramaz, zira sorular çok önemli sorulardır, uyuşturmaya çalışmak fayda etmez. Diğer yandan böyle bir tavır bir kaçıştır, ancak korkak ve tembellere yakışır. Cesaretli, sorumluluk sahibi ve çalışkan bir insana düşen ise sorunlarından ve sorulardan kaçmak değil, akl-ı selim ile soruların üzerine gidip anlamaya ve varlığını anlamlandırmaya çalışmaktır.

Bu sorulara makul cevaplar bulmanın yolu da önce dünya hayatını anlamak ve hikmetini kavramaktan geçer. Dünya nedir, ne mana taşır, dünyayı ve dünya hayatını nasıl kavrayabiliriz? İşte bu noktada Üstad Bediüzzaman’ın muhteşem bir tespiti karşımıza çıkar. Detayı Risale-i Nur’da izah edildiği üzere dünyanın bir değil, iki değil, tam üç yüzü vardır. Madalyonun yüzleri gibi ama iki değil tam üç yüzü vardır. Bu üç yüzden birincisi bizzat Yaratıcısı’na yani Allah’a bakan yüzüdür. Bu yönü ile dünya Allah’ın isim ve sıfatları ile tecelli ettiği ve yarattığı muhteşem bir sanat eseridir. Her yetenek ve güzellik sahibinin yeteneğini eserler meydana getirerek görmek ve müşahede etmek istemesi sırrınca, Allahu Teâla kemal derecesinde olan isim ve sıfatlarını tecelli ettireceği muhteşem bir sanat eseri meydana getirmeyi murad etmiş ve Kâinatı yaratmıştır. Dolayısı ile kâinat ve dünya hayatı bu birinci yüzü ile Allah’ın esma-i ilahiyesini sergilediği ve izlediği bir sanat eseridir. Dünyanın bu birinci yüzü insanı ilgilendirmez, bizzat Allah’a bakar ve böylelikle birinci anlamını bulur.

Dünyanın ikinci yüzü ise insan için ebedi yurt olan Ahireti kazanma vesilesi olması hasebi ile dünyanın ticaret yapılacak, ekip biçilecek bir tarla olmasıdır. Dünyanın ikinci yüzü dünyanın insan için hakiki manasını teşkil eder. Bu yönü ile dünya hayatı insanı Allah’a bağlayan bir vazife görür ve değer kazanır. Allah’ın dünyayı yaratmaktaki ilk gayesi eserini kendisi müşahede etmek olduğu gibi ikinci gayesi de yarattığı insanların gözü ile eserini ve isim ve sıfatlarını müşahede etmektir. İnsan dünyanın bu ikinci yüzü ile Allah katında değer kazanır.

Dünyanın üçüncü yüzü ise insanların nefislerine bakar ve bir oyun ve eğlence yeri olan yüzüdür. Çoğu insan aldanır ve dünyayı bu yüzünden ibaret sanırlar. Oysa dünyanın bu yüzünün Allah katında hiçbir kıymeti ve Ahiret yurdunda bir karşılığı yoktur. Evet, dünya bir yönü ile insanların nefislerinin ihtiyaçlarını giderdikleri, nefislerini eğlendirdikleri, çalışıp, kazanıp, yiyip içip uyuyup gezdikleri bir yerdir. Ancak dünyayı salt bundan ibaret saymak hakikaten insanı boşluk hissine ve varoluşunun gerçek anlamını bulamamaya sürükler. Dünya sadece mutluluklardan ibaret olsaydı (hastalıklar, acılar, kederler olmasa) ve ölüm diye bir şey de olmasaydı insan dünyayı sadece bu yüzünden ibaret sanarak da yaşayabilirdi. Ancak vaziyet öyle değil. Yaşanan hüzünler, ayrılıklar, hastalıklar, ölümler insanı sürekli bir şekilde dünyanın üçüncü ve nefsani yüzünden ibaret olmadığı ve bu üçüncü yüzünün çok esassız, çok geçici ve çok elemli olduğu konusunda uyarırlar. Adeta derler ki: “Ey insan, bu dünyaya sırf nefsini tatmine gelmiş değilsin, burası sana nefsinin istediği sürekli ve daimi mutluluğu veremez. Aklını kullan ve bak; bu dünyayı yaratıp seni içine koyan senden ne istiyor”.

İşte bu bakış açısını insana kazandıran şey kuvvetli bir imandır. Dünyaya, hayatına ve varoluşuna iman gözüyle bakan insan dünyanın birinci ve ikinci yüzlerini de tanır ve üçüncü yüzündeki boşluk, değersizlik, fanilik hislerinden kurtulur. O halde kâinata sadece nefsi namına değil, esas olarak Allah namına bakması gerektiğini idrak eder. Ve birden her şey hakiki anlamını bulur. Yaşadığı üzüntüler boşuna değil, hastalıklar sebepsiz ve sonuçsuz değiller, dünya kendi kendine başıboş bir şekilde dönmüyor, ölenler yokluğa gitmiyor, ölüm kötü bir şey değil… Tüm bu manalar aklında ve kalbinde yer edinir ve bu sayede geçirdiği saniyelerin, dakikaların değerini ve hakiki sebebini ve boşa gitmediklerini anlamakla kendine verilen imkânları ve nimetleri Allah namına sarf etmeye ve ibadet ile Allah’a yakınlaşmaya gayret eder. Anlamsızlıktan ve boşluktan kurtulur; “elhamdülillahi alâ nur’il iman” der; Rabbi’ne şükreder. İnşaAllah…

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 831
Kayıt tarihi
: 31.03.17
 
 

Hakikati salt aklına ve ilmine güvenerek aramak, karanlık bir gecede, ıssız bir çölde kafa feneri..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster