Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '07

 
Kategori
Küresel Isınma
Okunma Sayısı
3910
 

Dünyamız, 6 milyar insan nüfusuna yeter mi?

Dünyamız, 6 milyar insan nüfusuna yeter mi?
 

Dünyada yaklaşık 6.6 milyar insan yaşıyor. Bilgi edinmeye dair öylesine gelişkin teknolojik sistemlere sahibiz ki, artık üzerinde yaşadığımız dünyanın sahip olduğu potansiyellerin bilgisini elde edebiliyoruz.

Dünyanın ekilebilir tarım alanları, maden rezervleri, fosil kökenli yakıt rezervleri, su potansiyelleri, toplam su miktarı içinde içilebilinir su miktarları, orman alanları ve yaklaşık ağaç miktarlarını az çok tahmin edilebiliyor.

Peki acaba dünya ne miktarda bir insan nüfusu barındırabilir? Günümüzdeki mevcut nüfus, dünyanın potansiyellerinin kaldırabileceği bir miktar mıdır, yoksa kaynakların hızla tükenmesine mi yol açmaktadır?

Bu soruları sormamın esas sebebi, çevre kirliliği konusunda sık sık kullanılan bir ifadeyi sorgulamak. Kalıp cümlemiz şu ”çevre kirliliklerine insan faaliyetleri yol açmaktadır”.

Ortalıkta bir insan var ve bir de onun faaliyetleri. Yani insan faaliyetlerini kontrol edebilse, çevreye daha duyarlı olabilse çevre kirliliği anlamında bir sorun yaşamayacağız. Peki bu 6 milyar nüfus, hiçbir şey yapmasa (yaşamlarını idame ettirebilmek için zorunlu olan yemek, içmek, solumak, temizlenmek, ısınmak haricinde), fabrika işletmese, iş yaşamı diye herhangi farklı yaşam tarzları olmasa, eğitim, kültür, sanat faaliyetleri olmasa ve her istedikleri bir şekilde dünyanın olanakları çerçevesinde karşılansa, doğal çevre üzerinde bir baskı yaratmayacaklar mıdır? Mesela 15 milyonluk İstanbul ilinde, insan hiç çalışmasa ama buna karşın su, besin, oksijen ve konaklama ihtiyaçları karşılansa, çevre ile ilgili bir sorunumuz olmayacak mı?

Bir insanın, içme, kullanma ve temizlik benzeri ihtiyaçları için günde yaklaşık 150 lt suya ihtiyaç duymasının üzerinden hesaplama yaptığımızda, İstanbul’un günlük su ihtiyacı 2.250.000 m3’dür. Bu rakam, temiz suyun doğadan eksilmesi anlamı taşıdığı kadar, bu miktarda suyun kirletilip tekrar doğaya salınması ve doğadaki temiz suların da kirletilmesi anlamına da gelmektedir.

Yenilenlerin, içilenlerin, giyilenlerin, eskiyenlerin, ısınmadan arta kalanların neticesinde, her insanın günde yaklaşık 1 kg çöp ürettiği gerçeği üzerinden de, günde yaklaşık 15.000 ton çöp ortaya çıkacaktır. Ayda 450.000 ton, yılda 5.400.000 ton çöp.

Ayrıca 15 milyon insanın konaklayabilmesi, daha doğrusu yaşayabilmesi için girişilen yapılaşma ile, ne kadar doğal yaşam alanının elden çıktığı, kaç temiz su kaynağının çevresinin konutlarla kaplandığı, kaç bitki ve hayvan türünün doğal habitatının yerle bir edildiğini ve bunlardan kaçının soyunun tükendiğini tam olarak bilemiyoruz.

Elbette bu varsayımlar yalnızca İstanbul için geçerlidir. Yani günümüzdeki insanoğlu nüfusunun yaklaşık 1/440’ünü barındıran bir kentten.

Peki dünyamız bu nüfusa ne kadar zaman ulaştı acaba?

1800 yıllarında 1 milyar,

1900’lerin ilk çeyreğinde 2 milyar

1960’ların başında 3 milyar

1970’lerin başında 4 milyar

1980’lerin ortalarında 5 milyar

2000 yılının ilk beşi yılı içinde de 6 milyara ulaştığı tahmin ediliyor.

Yani kısacası, yüzyılda 3 katına, son kırk yılda ise iki katına çıkmış durumda ve bu yükseliş hızı da olduğu gibi devam etmekte. (2025 yılı tahmini 9 milyardır)

Günümüzde yaşadığımız çevre kirliliği üzerinde tüm sorumluluğu sanayi, madencilik, ulaşım, enerji vb faaliyetler attığımızda önemli bir unsuru gözden kaçırmış oluyoruz. O da artık insan ırkının bu dünya üzerinde bir fazlalık olmaya başladığı ve dünya üzerinde sırf varlığı ile baskı unsuru olduğudur.

Bu konuyla ilgili önemli teoriler geçmiş dönemlerde atılmıştır. Bunlardan en çarpıcı olanı ise, 18. Yüzyılın ikinci yarısı ile 19. Yüzyılın başlarında yaşayan, İngiliz İktisat profesörü ve rahip olan Thomas Malthus’tur.

Kendisi o zamanlarda, nüfusun geometrik bir şekilde artarken yiyecek arzının aritmetik bir şekilde artacağını ve bu durumun kitlesel açlığa yol açacağını dile getirmiştir. Elbette söz konusu iktisatçı, kendi yaşadığı dönem açısından olaya yalnızca besin girdileri açısından bakmıştır. Oysaki, insanoğlunun geliştirdiği teknolojinin tarım sektörüne yansıması ile ve saklama, taşıma ve ürün dayanıklılığını arttıran yöntemlerin geliştirilmesi ile gıda arzı konusunda önemli aşama kaydedilmiştir. Ama yaklaşık 200 yıl sonra, ulaşılan nüfusun dünyanın doğal kaynakları üzerinde yarattığı baskıyı o zamandan tahmin etme şansı yoktu.

Ama bence dünyamız, üzerinde barındırdığı bir canlılardan birisinin nüfus anlamında büyük bir hacme ulaşmasının sıkıntılarını yaşamaya başladı. Ve isyan edişinin ilk işaretlerini de bizim “küresel ısınma” adını verdiğimiz, format değiştirme veya doğal dengeyi sağlama operasyonu ile göstermeye başladı.

Nüfus ve dünyamız gerçeğini biraz daha eşelemek istiyorum

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nüfusumuz bu hızla artmaya devam ettikçe ve aile planlamasının göz ardı edildiği sürece bizler bu tür sorunlarla daha çok cebelleşeceğiz. Çocuk sayısının okur-yazarlıkla orantılı bir şekilde arttığının hepimiz de farkındayız, bizi temsil eden büyüklerimiz hariç. Küresel ısınmayla ilgili de dünya devlerinin ciddiyetsizlikleri ve önlem almadaki hızları karşısında, bizlerin kişisel çabalarının pek de büyük bir etkisi olacağını sanmıyorum. Büyüklerimizin kendi geleceğini değil de, bizlerin geleceğini daha ciddi düşünecekleri güzel günlere...

yalım27 
 14.06.2007 14:24
Cevap :
Merhaba Aysel Abla, ortaokulda bize anlatılan bir fare deneyi vardı. Bir kapalı ortamda belirli sayıda fare ve günlük farelerin ihtiyacından fazla miktarda besin bırıkılyor. Kısa sürede fareler çoğalmaya başlıyorlar. Ancak fareler doğal olarak kontrolsüz bir şekilde çoğaldıklarından ilk dönemlerde fazla gelen besin bir dönem sonra yetmemeye başlıyor ve fareler birbirlerine saldırmaya başlıyorlar. Şimdi insanoğlu ile doğadaki diğer canlılar arasında "akıl" gibi önemli bir farkın olması gerekir. Kendi ırkının gelişimini bulunulan ortamın potansiyellerine göre ayarlaması gerekirken, bizler akılsız bir canlının içgüdüsü ile hareket ediyoruz. Nüfus planlaması bu noktada aklın bir ürünüdür. Ama çoğalmayı hala kendisine siyasi hedef edinenler mevcut bu dünyada. Küresel ısınmada ise bireysel çaba ile yönetim politikaları arasında çokta fark olduğuna inanmıyorum. Bu yöneticiler son tahlilde küresel ısınma bilincisine sahip olmayan insanlarca seçilen kişiler, altyapı üst yapı uyumlu anlayacağın  15.06.2007 9:57
 

Blog yazınız bana sakla samanı gelir zamanı atasözünü hatırlattı, bir ilişki var mı bilmiyorum. İnsanoglunun savaşcı ruhu sayesinde gün görmeyen dünya sanırım yakın bir zaman içinde retleşecektir insanoğluyla , gerçi teknoloji bu bakarsınız aya insan yerleştirirler.Artık koloni devri başlar , ayda yaşayan zenginlere dünyada yaşan işciler bakar.. Filim gibi ;ama olacağa benziyor. Hah! saklayıp da gerekince kullanmamız gereken şeyi buldum vicdan... ESEN KALIN...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 13.06.2007 17:09
Cevap :
Merhaba Serap Hanım, bu aya taşınma veya başka gezegenlere gitmek şu an bir macera ya da hayal gibi gözükse de, bir dönem sonra bir zorunluluğa dönüşecek gibi. Ama işin kötüsü insanoğlunun bu mantalite gitti yere de bu felaketleri taşıyacak olması. Yani vicadanımızla hesaplaşmadığımız müddetçe doğa ile savaş halinde olacağız gibi. Katkılarınız için teşekkür ederim,  13.06.2007 19:50
 

Yaklaşık 20 yıldır çevreci hareketler, yeşiller hareketleri özellikle Avrupa’da daha etkili olmaya başladı. Zaman içerisinde bu hareketlerin çok daha hızlı bir gelişim göstereceğini söylemek kehanet olmaz. Ama bozulan denge tekrar nasıl oluşabilir bilemiyorum. Çok önemli bir konuda yazmışsınız. Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Saygılarımla.

kartal0634 
 12.06.2007 17:03
Cevap :
Merhaba, bahsettiğiniz üzere insanlar arasında gittikçe bir çevreci bilinç gelişimi söz konusu ve bu bilinç örgütlenerek çevreci hareketlerin oluşumuna yol açıyor. Ancak bu gönüllü hareketler, toplumları yönlendiren, teknolojiyi biçimlendiren, sanayileşmenin kontrollü gerçekleştirilmesini sağlayan, insan nüfusunun planlı gelişimine katkı sağlayan bir yönetim erkine dönüşemiyor ya da bu erkleri yeterince etkiliyemiyor. Politika ve çıkar kavramları, çevreci bilinçten daha baskın çıkıyor. Zannedersem insanoğlunun kendi bilinciyle kuramadığı dengeyi doğa kendi güçleri ile kurmaya başladı. Bir felaketler dizisinin, doğanın kendi kontrol mekanizması olduğunu da düşünebiliriz. Ama umarım çevreci akıl, doğanın bu acımasız gücüne fırsat vermeden dengeleri sağlayacak şekilde insanoğlunun yaşamında etkin olur. Yorumunuz ve katkınız için çok teşekkür ederim, saygılarımla,  13.06.2007 8:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1800
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster