Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '16

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
64
 

Dünyamıza dışarıdan bir bakış

Dünyamıza dışarıdan bir bakış
 

Benzerlik doğanın en temel kanunlarından biridir. Fizikteki etki tepki yasası gibi çok net görülebilir, ölçülebilir bir durumdur. Doğadaki her canlı bir benzeriyle sürü, klan ya da aile birlikteliği kurar.

Bir akvaryuma farklı cins balıklardan konulduğunda bu balıklardan benzeri çevrelerde yasayanlar ve benzeri karakterde olanlar bir arada yüzme eğilimi gösterir. Aynı cins balıklardan birden fazla var ise bu durumda da aynı cinsten olanlar birbirleri peşi sıra yüzme davranışı gösterirler. Peki, bir akvaryuma aynı cins balıklardan yüzlerce atılırsa ne olur? Her biri tek bir yöne doğru mu ilerler, yoksa zaten her biri aynı cins olduğu için ufak kümelere mi ayrılarak farklı rotalarda mı yüzerler. En baskın davranış ikincisidir. Yani türler makro anlamda benzer olsa da mikro farklılıklar her zaman mevcuttur. Bunun doğal sonucu olarak daha benzer olanlar her zaman farklılaşır.

İnsanlar da bu doğal çevrenin bir parçası olduğuna göre doğaya ait olan canlılar gibi davranması da doğaldır. Yani dünyayı bir büyük akvaryum olarak düşünürsek insan da bu akvaryumun içindeki balık gibi olacaktır. Bu akvaryumun içinde farklı türlere ait insan dışında birçok canlı vardır. Ve insan ilk tarih evrelerinde bu canlılara karşı sürüler oluşturarak kendi benzerleriyle tıpkı balıklarda olduğu gibi birliktelikler oluşturmuştur. Fakat insan nüfusu artıkça ve dünyaya yayıldıkça bu makro insan kümesi mikrolaşma yoluna gitmiştir. Bunun en temel göstergesi olarak devletlerin şehirlerin ve köylerin varlığı düşünülebilir. Her devletin sınırları içinde benzeri düşünüşte insanlar yaşar. Bu makro insan kümesi bu devletin vatandaşı olarak ulus bilincini oluşturur. Fakat bu devletin içinde de daha ufak kümeler halinde şehir şehir, yöre yöre daha küçük insan toplulukları bulunmaktadır. Bu ufak kümeler makro anlamdaki ulustan daha küçük kümelere bölünerek hemşeri birlikteliklerini oluşturur. Aynı bölgede büyümüş aynı çevrede olgunlaşmış insanların birbirlerini daha yakın görmesi bu yüzdendir. Bunun da küçüğü olarak ikili ilişkiler değerlendirildiğinde durum daha karmaşık görünecek bir yapıya doğru ilerler.

İkili ilişkiler yakınlık kuramı bağlamında kurulmaktadır. Çevre ise yakınlığı oluşturan elemanlardan biridir. Ve ikili ilişkilerde referansımız insan olduğundan ilişkide yakınlığı sağlayanın benzer çevreye ek olarak karakter yakınlığı olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Bir insan bir diğerine sadece hemşeri bağlamında yakınlık kuramaz.  Benzer karakter özellikleri ile dostluk ve arkadaşlık bağları oluşturulur. Peki, nedir bu karakter benzerliğini tam olarak oluşturan? Bu sorunun cevabında çevre ve genetik olmak üzere iki yaklaşım karşımıza çıkmaktadır ve herhangi biri tek başına doğru değildir. Bu durum bizim standart balık akvaryumumuza yeniden dönmemizi gerektirir.

Çeşitli balıklardan kurulu olan akvaryumumuzda benzeri balıkların ya da varsa aynı tür balıkların sürüler oluşturduğunu gözlemlemiştik. Aynı şekilde tek tip balıktan kurulu akvaryumda da ufak çapta grupların oluştuğunu gözlemlemiştik. Peki, akvaryumu çok daha büyük hale getirip farklı türlerdeki balıkları sürüler oluşturabilecek şekilde bir arada bulundurursak? Bu durumda büyük olasılıkla aynı türler yakınlıklar oluşturacak ve birbirlerinin koku, ses izini takip edecek bu sürülerin içinde daha küçük gruplar daha yakın olma sebebiyle daha ikili ilişkiler oluşturacak ve bu kümeler akvaryumun ekosistemini oluşturacaktır. Bu durumun istisnası olarak bazı balıklar yalnız olmayı tercih edebilir. Genellikle güçlü yırtıcılarda görülen bu durum sürü oluşturan balıklara göre istisnadır. Ancak bu balıklar sürü gücüne ihtiyaç duymadığından bu davranış doğaldır.

Balıkları yeniden insana çevirecek olursak benzeri şekilde konuşan benzeri şekilde düşünen insanlar makro grupların içinde diyaloglar oluşturur. Bu durumda dostluk, arkadaşlık, sevgililik bağları gibi bağlar kurulur. Çatışan değerler varsa düşmanlıklar kurulur. İnsanın bizim akvaryumumuzdaki balıklardan tek farkı insanların kendi türü içinde yırtıcısını oluşturabilmesidir. Kendi katilimizi toplumun içinde kendimiz yetiştiririz. Doğada farklı türler arasında kurulan besin piramidi insanın kendi arasında kurulur. Anti olan ve normal olan aynı toplumun içinde yaşayabilir. Aynı arkadaş grubunda yolları kesişebilir. Bir insan zıddıyla da yakınıyla aynı havayı soluyabilir, aynı çevrede yasayabilir, hatta aynı cevrede olgunlaşabilir. İki insan aynı objeye baktıklarında biri korku biri sevgi hissedebilir. İnsan doğal düşmanı olmadığından kendi türünde kendi düşmanını yaratır. Yani insan denilen tür kendi içinde dünyanın diğer tüm türlerini barındırmaktadır. Bu açıdan insan türünün modellemesi en son oluşturduğumuz farklı türlerdeki balıkların sürüler oluşturabilecek şekilde kurulmuş akvaryumudur.

Yani tek sözle insan zübde-i alemdir. Tasavvufta kullanılan ve kainatın özü anlamındaki bu söz(zübde-i alem) kainat ve insan üzerine düşünüldükçe anlaşılan bir durumu vurgular.

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 264
Kayıt tarihi
: 28.11.15
 
 

Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi. Ankara'da yaşıyor. Doğduğu yer Ma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster