Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '09

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
7961
 

Dünyanın en alışılmadık terapisti

Dünyanın en alışılmadık terapisti
 

DÜNYA AVUÇLARINDA .FARKINDA MISIN?


E-postamda Joe Vitale ait bir yazının çevirisi vardı. Başlıkta 'Dünyanın En Alışılmadık terapisti' olunca tüm algılarım açıldı. Sosyal bilimlerde insana dair ne varsa söylenmedik bir şey kalmadı. Yani artık deniz bitti. Mevcut yöntemler ve teknikler yetersiz kalmaya başladı. Her alanda olduğu gibi bize de alternatif çözümler gerekiyor. Bu çeviri tam da ihtiyaç duyduğum ‘an’ da önüme serildi. Çeviride :

Hawaii'de, bir koğuş dolusu akıl hastası suçluyu onları hiç görmeden tedavi eden terapist Dr. Ihaleakala Hew Len den bahsediliyordu.

Hawaii Eyalet Hastanesi'nde çalışan Dr. Ihaleakala Hew Len. Terapistlerin bir ay içinde istifa ettikleri; Hastane personelinin sıkça hastalık izni aldığı ya da istifa ettiği; çalışanların, hastalar tarafından saldırıya uğrama korkusundan dolayı, sırtlarını duvara çevirerek yürüdükleri, koğuştaki akıl hastası suçluları 'ho'oponopono' adında bir Hawaii iyileştirme yöntemi kullanarak ve hastaları hiç görmeden, sadece dosyalarını inceleyerek tedavi eder.(!)

Birkaç ay sonra, daha önceden ellerli kelepçeli dolaşan hastalara serbestçe dolaşmaları için izin verilmeye başlanır ve ağır ilaç tedavilerine maruz kalan hastalar ilaç tedavilerini bırakırlar.Hatta serbest bırakılmaları konusunda hiç ihtimal olmayanlar bile serbest bırakılır.

Dr. Len e "Bu insanların değişimine sebep olacak ne yaptın?" diye sorulduğunda,

"Onları yaratan kendi parçamı iyileştirdim. Hastaların dosyalarına bakarken Sadece, tekrar ve tekrar 'özür dilerim' ve 'seni seviyorum' dedim, " cevabını verir.


Bu yöntemi bırakın uygulamak, anlaşılır kabul etmek bile oldukça zor gelebilir.

’ho'oponopono' tekniği bize suçlamanın kolaylığını bırakarak sorumluluk almak gerektiğini ve başkasının iyileşmesinin önce benim iyileşmem olduğunu öğretir.


Pozitivist düşünce sistemine alışık olanlar için bu bir tür büyücülük gibi bile algılanabilir. Saçma olduğu düşünülebilir.


Tam da bu nokta da Ken Keyes Jr.'ın "The Hundredth Monkey", "Yüzüncü Maymun" isimli kitabında bahsettiği, Duke Üniversitesi'nden Doktor J.B. Rhine tarafından da değişik konularda tekrarlanan ve her seferinde aynı Sonuç alınan deney Dr. Len in uyguladığı bu tekniği destekler sonuçlar içerdiğini gördüm.

100.maymun fenomeni olarak ta bahsedilen bu çalışmada, Koshima adasında maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakılır; adanın maymunları da tatlı patatesin tadından kumlu da olsa hoşlanır.

Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl eder. Bu buluşunu annesine de öğretir, İmo'nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğrenir ve kendi annelerine de öğretir. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasında yayılır.

1952 ve 1958 yılları arasında genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958'in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.

Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!

Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları... Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.

Yani, "Yüzüncü Maymun Fenomeni" denilen bu fenomen şunu gösteriyor:

Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor. Ama "bilenlerin" sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha "yeni yol"a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası...

İnsanları ve canlı cansız her şeyi birbirine bağlayan enerji ağı içinde sadece tek bir kişinin başlattığı değişimin bile zamanla diğer insanları etkilemesiyle ulaşılan bir Kritik Kütlenin yada Eşik Noktasının tüm insanlığı etkileyen bir kuantum sıçrayışı etkisi yaratabilmektedir.


Dünyayı değiştirebilmemiz için önce kendimizi değiştirmeli ve geliştirmeliyiz. Tıpkı Dr. Len ‘in, maymun İmo’nun yaptığı gibi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kollektif bilinç ile de bir ilişkilendirme olmuş :) zaten demezler mi ki .. bir insan kendini gerçekleştirdiğinde, belirli bir bilince ulaştığında,rahatladığında,huzur bulduğunda.. diğer insanlara da katkısı olur.. güzel olmuş, diliniz akıcı..

mine çelik 
 15.10.2009 13:45
Cevap :
Aslında BİR den başka bir şey olmadığımızı bir anlasak, herşey o kadar kolay ve güzel olacak ki:)) sevgilerimle...  16.10.2009 9:45
 

bu konu herkesin fena halde sinirini bozuyor gün geçtikçe, hepimiz yazıyor çiziyoruz ,Ayşe Armanın bir adli tıp uzmanı prof.ile yaptığı röportajda suçlulara birçok ülkede hem hadım hem müebbet ceza verildiği zira pedofili hastalığının tedavisinin mümkün olmadığını belirtiyor. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10849862&yazarid=12 Ruh konusunda açıklamalarınız ise çok ilgi çekici , desenize yüzyıllardır bütün dünyada " ruhsal hastalık " veya "Ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri" diye yanlış terimler kullanıyoruz.. Sağlıcakla kalın..Saygılarımla

güne_bakan(Nazenin yavrusu) 
 26.01.2009 11:36
Cevap :
Size her şeyden önce, bir anne olarak kesinlikle hak veriyorum.Maalesef çözüm üretemediğimiz, anlamlandıramadığımız, nedenlerine ulaşamadımız bir çok problem alanında (dünya sistemi içinde)sıkıntılarımız var.Pedofili gibi bir çok sapkınlığı da içine alan sorunlar. akıl ve kişilik bozuklukları (yine sınanabilir veriler içinde) olarak değerlendirilir.Asla, bu anlamda suç işleyenler hoşgörülmelidir ; ''Delidir ne yapsa yeridir'' diye anlaşılmasın ama ben gerçekten neden bu tür sapkınlıklar ve canilikler bu kadar büyük bir artış gösterdi diye düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.Hepimizin içinde nasıl kanser hücresi varsa ve koşullar tetiklediğinde hastalığa yol açıyorsa, yine aslında hepimizin içinde olan o potansiyel kötüyü neyin uyandırıIğı ve besleyip büyüttüğüne de dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bize ne oluyor ve bu kadar insanlık dışı şeyleri insan olarak yapabiliyoruz? Bizi neler ve kimler kirletiyor? En içten sevgi ve saygılarımla:)  27.01.2009 3:42
 

Son zamanlarda okuduğumuz korkunç çocuk tecavüzü ve cinayeti haberlerine bu yöntem çözüm olur mu diye durdum bir an.. Ama insanlıktan çıkmış ruhların tedaviside mümkün mıdır dersiniz? İnanasım yok..Gelmiyor..

güne_bakan(Nazenin yavrusu) 
 22.01.2009 17:43
Cevap :
hasta olan ruh değildir dersem...:) yanlış bir kullanım ''ruh hastalığı.'' Ruh bilimsel olarak yeri tespit edilen,içeriği hakkında bilgi sahibi olduğumuz bir şey değildir..İlahiyat açısında ise ruh Allahın kendinden verdiği ve sır olarak tanımladığıdır.Allah tan olanın hasta,bozuk vs olması ise mümkün değildir.Hasta olan ve insanlıktan çıkan ise nefs - ego - ben olarak tanımladığımızdır.Onun gelşimine baktığınızda başta hamilelik koşulları olmak üzere,aile ,çevre,eğitim son derece etkili.Öyleyse bu gelişim aşamalarında rol alanlar anneden kanun koyucuya kadar rollerini rolün gerekliliğini ifa ederek hakkıyla yerine getirirlerse,''seni seviyorum ve sendeki bana ait sorumluluğumu üstleniyorum'' demenin bir yoludur diye düşünüyorum. elbette bozuk bir şeyi tamir etmek,bozulmasını engellemek için koruyucu önlemleri almaktan çok daha zor. ama en önemlisi belki de İNANMAK Gerçekten inanmayarak da acaba bize ait olan sorumluluğu ihmal etmiş olabilir miyiz? içten sevgi ve saygılarımla  22.01.2009 21:59
 

İnsanların ve canlı cansız herşeyi birbirine bağlayan enerji ağı içinde sadece bir tek kişinin başlattığı değişimin bile zamanla diğer insanları etkilemesi konusuna katılıyorum da, (Maymunları da anlıyorum)şu diğer insanları anlayamıyorum. İyi şeylerden etkilenmiyorlar sanırım:)

Ahmet KARAKAYAN 
 16.01.2009 20:08
Cevap :
kesinlikle, bir de evrim teorisinde maymunlardan geldiğimizi söylüyorlar, bazen bu acaba maymunlar için bir hakaret mi diye düşünmeden edemiyorum:))) Şaka bir yana,beynimizde ayna nöron denilen nöronlar olduğu saptanmış.Bu nöronlar karşımızdaki insanların davranış larını modelleyerek belli bir süre sonra aynı davranışları farkında olmadan taklit etmeye başlıyoruz.Hafızamızın ise nedense Argo ,cinsellik içeren şeyleri kolay hatırlama özelliği mevcut.Biliyorsunuz bu reklamlar içinde satışı artıran bir unsur. Tüm bunlar biraraya geldiğinde ve özellikle ilişkide bulunduğumuz insanlar konusunda seçici davranmayınca Türümüzün maymunlar kadar bile başarılı olamaması kaçınılmaz oluyor:) Farkındalığı olanların sayılarının kritik sınırı aşması tek çare.Artarak bir araya gelmemiz dileklerimle sevgiler..  17.01.2009 11:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 67
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1658
Kayıt tarihi
: 16.09.08
 
 

1970 yılında istanbul'da doğdum. Marmara üniversitesi, Psikolojik Danışmanlık bölümü mezunuyum. Psik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster