Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Aralık '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
490
 

Dünyanın halısı, kilimi...

Dünyanın halısı, kilimi...
 

100 sayfa yazarım ama uygun bi resim bulamam:) gidip kendim çekeceğim artık...


1) ‘ülen allahsızlar... kitapsızlar... imansızlar...’

Altında bakkal Yaşar’ın dükkanının olduğu apartmanın 4. katından geliyordu bu gürültüler.

Kaç yıldır böyleydi bu adamcağız.

Beyninde ur vardı bizim bildiğimize göre.

Ölemiyordu da bir türlü.

Böyle her gece acısından, ağrısından feryat ediyor bütün sokağı titretiyordu garibim.

‘offf... yandım anam... allah düşmanıma vermesin, kınayan bin beter olsun’

Buraya yazılamayacak daha ne isyanlar, küfürler, beddualar...

İrkilirdik hepimiz.

Ne biçim bi ağrıydı bu, yok muydu tedavisi...

Sıkı sıkıya kapalı camlar, perdeler arasından nasıl da yıkıyordu ortalığı adamcağızın haykırışları.

Yok muydu başına sıkacak bir tane mermisi.

Yok muydu kendini camdan atıverecek kuvveti.

Tövbe tövbe.

...

Bir gün buralara temiz temiz giyinip geldik gündüz vakti.

Sesin geldiği kata çıktık. Buruşmuş yüzü, şişkin gözkapakları ile ufak tefek başörtülü bi kadın açtı kapıyı.

Fısıldadık yavaşça...

‘abiyi bi ziyaret etsek’

Uyuyormuş haliyle. Gidip baktık kapının ağzından.

Kupkuru, zayıf, yaşlıca bi adam.

Doktorlar ‘her şeye hazır olun’ deyip çıkarmışlar hastaneden, belki de yatırmamışlar hiç.

İki üç hastane gezmişler sonradan, durum hep aynı.

Elde avuçta –o da varsa- bi şeyleri de kalmamış..

Tıp Fakültesinde okuyan arkadaş raporlarına, filmlerine falan baktı.

‘daha güçlü ağrı kesiciler bulalım’ dedi.

Bulduk da sonra, çığlıklar dindi biraz.

Annem, nenemin her ölüm sonrası ‘allah kurtardı’ dediğini hatırlatır.

Bunun ne demek olduğunu öğrendik o sıra.

...

2) İşte o çığlıkların geldiği yer. Kaleiçi - yukarı aralık sokak.

Kaç yıl gençtik, kaç yıl Antalyalıydık, kaç yılımız burada geçmişti.

Bi yerlerden düğmemize basılmış gibi henüz hiçbirimizin cep telefonu bile kullanmadığı zamanlarda saat sekizi 3 – 4 dakika geçmeden altımız yedimiz hazır bulunurduk burada.

...

Asayiş polisleri ara sıra gelir dağıtırdı bizi.

‘gençler birikmeyelim!’

Tuhaf bi şekilde yarım saat sonra yine toplanırdık.

Bir dahaki devriyelerinde ‘afiyet olsun’ deyip geçerlerdi polisler.

Öyle ya onların da amirleri var.

Bizleri kovalayacakları ya da ‘afiyet olsun’ olsun deyip geçecekleri anları belki de amirlerine göre düzenliyorlardı.

...

3) Sahi cümbüş çalan bi dayı vardı.

Teknesini bir Pazar çantasının içine tıktığı yarı çıplak sazı ile çıkagelirdi bazen.

Yolun denize bakan ağzında, turistlerin iskele manzarasına baktıkları yere yuvalanır, çalmaya başlardı sazını.

Akortsuz, paslı tellerden iyi bi ses çıkmazdı haliyle.

İçimizde yumuşak huylu olanlar kadar aksi, sert tayfalar da vardı.

‘dayı .iktin kafamızı, açıkta çal biraz’

‘yeğenlerim öyle demen. Evde tüp bitti. Tüp parasını toplamadan karı beni eve almaz’

‘ohooo! Öldük o zaman. Bi ay çalsan çıkmaz o tüp parası’

‘yeğenler bi cigara verin be’

Bazen çakırkeyf olduğumda alırdım elinden sazı.

‘Herkes sırayla bi şarkı söylesin, dayının tüp parasını toplayalım’ derdim.

Sevinirdi dayı. Napsın...

‘he valla yeğenler, çaysız çorbasız bebeler üşüdü evde’

Girerdik Nihavend’den çıkardık Hicaz’dan.

Tamamdı tüp parası, dayıya makbuz karşılığı teslim.

‘yeğenlerim akıbetiniz hayrolsun, bana müsaade’

Buydu dayının makbuzu. ‘akıbetiniz hayrolsun’

Ne güzel bi laf...

...

ehe...

İki gün sonra yine gelir bu.

Attığı yalanı unuturdu yazık. Kafa mı kalmış şaraptan, kolonyadan.

‘yeğenlerim tüp bitti evde, çıkarıverem parasını... valla karı beni eve almaz, bebeler dondu yazıktır’.

‘ulan ne tüpmüş’

‘ehe eh’

‘dayı senin karı tüple mi çalışıyo

‘ehe eh’

...

Ramazan diye ticaret odasında çalışan Karadenizli bi çocuk vardı bak.

Bi kaç gün görünmedi, tam ‘yarın gidip Ramazan aranılıp, bulunulacak’ diye karar alındı ki sokağın başından göründü bu.

Sonra elinde gazetenin Akdeniz ekiyle kafası - gözü sargı içinde çıka geldi.

‘hayır mı kardeş?’

‘haydee... ortağım naptın kendine?’

‘ulan bu gazetecilerin alayı yalancı’ diye verdi benim elime gazeteyi.

Şöyle bi baktım ‘5 kafadar düz yolda dereye uçtu’ diye bi haber.

Kafadarların biri de bizim Ramazan. Elinde bira şişesi, kafası yüzü kan içinde şaban gibi bakıyor objektife...

‘kaza yaptıklarını fark etmeyecek kadar sarhoş olan falanca isimli kafadarlar geceyi Şahin marka arabalarıyla derenin içinde geçirdiler’

Çok güldük. Küstürdük de Ramazan’ı biraz.

‘yanlış yazmışlar, dava açacam... Biz kaza yaptığımızı nasıl fark etmeyiz, çekiciyi bekledik derenin içinde’ diyor.

Biz güldük diye bize de kızıyor, yarım ağzı - yüzü dikiş içinde.

‘sizin de topunuzun alayını...’

‘oğlum bu işin davası olmaz. O kafayla 5 kişi ne işiniz var arabada.’

‘öyle tabi canınızı kurtardığınıza şükredin’

‘alkollüyken araba kullanılmaz’

‘dinime söven Müslüman olsa’

...

Ben de o zamanlar muhabirim.

Gergin meslek, biraz da toyum her şeye aklım ermiyor.(hala da ermez ya)

Bütün gün sokaktayım kalan zamanlarım da tamamı; ‘kaydetti, sözlerini şöyle sürdürdü, belirtti, dikkat çekti, ifade etti, söyledi, dedi’ diye biten cümleler yazmakla geçiyor.

Türkçe’yi öğreniyorum tek faydası bu.

Bi de bazı geceler nöbetçi muhabirlik var. Elimde öküz gibi telsiz, polisleri dinliyorum muhabbetin arasında.

‘oğlum Deniz’in eski hatunu gördüm, resmen motor olmuş’

‘ hadi ya... nerde gördün?’

‘... barda’

‘şşş susun lan trafik kazası var?’

Not alıyorum hemen. Atlıyorum motosiklete iki resim, birkaç isim ...

Güzel, renkli, aydınlık günlerdi onlar benim için.

...

4) Ben bu yazıyı toparlayamayacağım galiba.

Biraz sıkıldım galiba bu aralar kendi dünyamın halısından, kiliminden.
Bu yüzden Bakkal Yaşar’ın uluslararası ilişkiler okuyan oğlundan, ikinci kattaki şarkıcı teyzeden, sahte berberden ve diğerlerinden daha sonra bahsedeyim.

O zaman emir almış gibi sekizi beş dakika geçirmeden orada toplanan arkadaşlarımdan şimdi kimsenin kalmadığından da...

31 aralık gecesi sahne işlerini bitirdikten sonar notaların peşinde oradan oraya savrulan ömrün 31. yaşını yukarı Aralık sokakta tek başıma, bir sigara içimi de olsa selamlamak, karşılamak istediğimden falan da...

Pek bahsetmeden; kardeşiniz yeni yılınızı kutlar ve huzurunuzdan saygıyla ayrılır efendim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

biraz geç okudum, malum yeni yıl rehaveti. 30 lu yaşlar pek bir anlamlı olur zamanla kıymetini bil. Mutlu yıllar...

hemera 
 03.01.2009 23:53
Cevap :
ben seviyorum yaşımı. müzik yaptığım ekip çok genç. güzel sanatlarda okuyan 23 24 yaşlarında çocuklar. o bozuyor biraz sinirimi galiba... teşekkür ederim yorumun için. bu vesileyle süper bi yıl dilerim sana.  04.01.2009 12:50
 

1.olacaksın babacan.aha buraya yazıyorum....

selviyalnızlığı 
 03.01.2009 15:23
Cevap :
kardeşim benim. gök tanrı söyletiyor herhal... iyi oyacakmış gibi geliyor bana da... bakalım kısmet... eyvallah yılmazım.  03.01.2009 22:36
 

Bize de bilgi vermek istemez miydiniz? Malum, aramızda meraklı arkadaşlar var. :)) Yazıyla beraber yorumları da okuyorlar. "Şarkıyı yarışmaya gönderdik" cümlesi ile karşılaşınca da meraktan ölüyorlar :)) Kaleiçi'nde Argos oteli bilir misiniz? Geldiğimde şehir içinde kalmam gerekiyorsa orayı tercih ederim. O sokaklar çok hoşuma gider benim. Yeni yaşınızda akibetiniz hayrolsun. Sevgiler.

Nilgün Akad 
 01.01.2009 18:26
Cevap :
ilginiz için teşekkür ederim efendim. size mesaj olarak bilgileri göndereceğim birazdan. Argos oteli biliyorum, temiz güzel bi yerdir. kaleiçi kurtarılmış bölge Antalya'da. el birliği ile üzerine titrememiz buraz da bu yüzden... teşekkür ederim iyi dilekleriniz için.  02.01.2009 14:33
 

Ben şu cümbüş çalan dayıya takıldım:) Mermerli'den iskeleye inen merdivenlerde cümbüş çalan dayı mı o yoksa? Eğer oysa her hafta görüyorum orada, makamdan makama atlıyor çalarken:) Bol kazançlı, sağlıklı, neşeli günler diliyorum yeni yılda.

Tülin Aksoy 
 31.12.2008 16:41
Cevap :
büyük ihtimalle o olmalı ama şimdi bunu okuyup dava falan açmasın bana dayı:) bazen bir hayal kahramanı olarak kalmaları daha mantıklı... yorumunuz için teşekkür ederim tülin hanım.  02.01.2009 14:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 564
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 478
Kayıt tarihi
: 06.03.08
 
 

1978 doğumlu Antalyalı bir müzisyenim, devamını ben de bilmiyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster