Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '18

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
492
 

Dünyanın Kısa Ekonomi Tarihi, Liberalizm, Mahzurları ve Türkiye

Dünyanın Kısa Ekonomi Tarihi, Liberalizm, Mahzurları ve Türkiye
 

Çok kısa olarak dünya ekonomik tarihine baktığımızda şunları görürüz: İlk insan avlanarak hayatını sürdürüyordu. Sonra ekme biçme işleri başladı. Bu toprağa bağlılığı ve toplu yerleşim merkezlerini getirdi. Orta çağda derebeyi sistemini görüyoruz. Burada köylüler bir nevi esir gibi. Derebeyi onların yeme içme, temel ihtiyaçlarını ve korunmaları sağlıyor onlarda sulh zamanında derebeyinin arazisini ekip biçiyor, savaş zamanlarında da silahlanarak askeri birlik halinde daha üst siyasi otoritenin emrine giriyorlar.

15. Yüzyıldan itibaren, 15., 16., 17 yüzyıllarda uluslararası ve denizaşırı ticaret süratle gelişiyor. O zamanlar dünyanın en büyük iki ticaret merkezi var, Amsterdam ve Antwerp. Denizaşırı ticaret de gelişiyor ama orada ciddi bir sorun var. O da korsanlar. Korsanlar gemileri soyuyorlar, örneğin Avrupa’dan Çin’e gidip gelen gemileri. Yani tek bir tüccar için bir gemi göndermek çok riskli. Bunun üzerine bugünkü Anonim şirketlerin babası veya dedesi sayabileceğimiz “joint stock companies” yani pek çok hissedarı olan gemiler gönderilmeye başlanıyor. Bu durumda gemi korsanlar tarafından soyulursa pek çok kişinin nispeten küçük sermayeleri gitmiş oluyor ama bir tek büyük tüccar için yıkım olmuyor.

17.,18. Yüzyıllarda sanayi devrimini görüyoruz. Buharla çalışan gemiler, buharla çalışan tekstil makinaları, ucuz nakliye için yapılan su kanalları, tarım araçları ve saire. Daha sonraki yıllarda içten yanmalı motorlar, elektrik motorları, arabalar, uçaklar, tıptaki gelişmeler, aşının ve antibiyotiğin bulunması vesaire. Sanayi devrimi sırasında işçilerin durumu çok kötü. Gerek İngiltere’de gerek Avrupa’da işçiler bir odada 15-20 kişi kalıyorlar, tuvalet yok, banyo yok, lazımlıklar kullanılıyor ve lazımlıklar sokağa boşaltılıyor. Bu durumlar sosyal açıdan giderek sendikalaşmayı daha sonra da komünizmi getiriyor. Orta çağda ve daha sonra penisilin ve aşının bulunmasına kadar geçen dönemde Avrupa da büyük salgın hastalıklar görüyoruz. Kızıl, kızamık, suçiçeği, difteri, tifo, ve özellikle veba çok can alıyor. O kadar ki bazen bir köyün veya bir kasabanın yüzde doksanı ölüyor ve tabii kimse bir şey yapamıyor.

Bu arada savaşların ve dinin etkilerini, reform ve Rönesans hareketleri, yazıyı çok uzatmamak adına geçiyorum ve ikinci dünya savaşı sonrasına atlıyorum. İkinci dünya savaşında Avrupa da, İngiltere de, Sovyetler Birliği de, Japonya da harap oldu. ABD savaştan dünyanın patronu olarak çıktı. Harap olan Avrupa’yı ve hatta dünyayı yeniden inşa etmek için pek çok teşkilat kuruldu. Bunlardan biri IBRD “International Bank for Reconstruction and Development” idi. Sonradan Dünya Bankası (World Bank) adını aldı. Bir diğeri GATT (General Agreement on Trade and Tariffs) idi. Bir diğeri IMF (International Monetary Fund) idi. NAFTA ve sair başkaları da var (örneğin Türkiye için Marshall Yardımı)  ama uzatmayayım. Bunların hepsinin öncüsü ve patronu ABD idi ve amacı da dünya ticaretini geliştirmek, ülkeler arasında ki gümrük duvarlarını indirmek ve böylece ABD öncülüğünde ki batı bloğunun ekonomik kalkınmasını sağlamaktı.

Dünya ticaretinin gelişmesini sağlamak için teorik bazda teşebbüsler daha önce de 18. ve 19. Yüzyıllarda görülür. Bunların en meşhuru “laissez faire laissez passe” yani bırakın yapsın bırakın geçsin sloganıdır. Burada “yapsın” dan kastedilen özel teşebbüs, “geçsin”den maksat da gümrük duvarlarının kaldırılmasıdır. Bu liberal ticaret akımın iktisattaki destekçileri de vardı. Mesela David Ricardo’nun meşhur “Theory of Comparative Advantages” yani mukayeseli avantajlar teorisi gibi. Burada söylenen basitçe şu idi. Her ülke en ucuza en iyi üretebildiği malları üretsin diğerlerine satsın, ucuza üretemediğini de ucuza üretenlerden satın alsın.

Böyle böyle bugünlere geldik. Dünya ticareti gelişti. Amerika dünyanın patronu oldu, hem siyasi hem ekonomik hem askeri açıdan. Liberal ekonomi diye diye, Ricardo’nun mukayeseli avantajlar teorisine uyduk ve tanktı, toptu, uçaktı, arabaydı vs, bunları üretmeye teşebbüs dahi etmedik. Neden? “Efendim bizim örneğin 100 TL ye üreteceğimiz malı batı bize 10 TL ye veriyor, hem da daha iyisini” mantığıydı. Bırakın tankı, topu, uçağı, arabayı, eti, buğdayı, samanı, muzu dahi ithal eder hale geldik. Batı da bundan siyasi anlamda faydalandı. Bir defa bu duruma düştükten sonra Batının sözünden çıkamaz hale geldik. İstersen çık, batının elinde “ambargo, boykot ve bu gibi ticari silahlar var. Yani sizden mal almazlar mal satmazlar bir de diğer ülkeleri de zorlayarak sizden mal aldırtmaz mal sattırmazlar.  Türkiye’nin geçmişinde ki ambargo yıllarını hatırlayanlar bilirler. Ülkede kuduz aşısı, röntgen filmi bulamıyorduk, büyük elçilerimizin maaşını ödeyemiyorduk. Ampul bulamıyorduk, benzini karne ile ve benzincilerde rahmetli Ecevit’in getirdiği düzenlemeyle açılan defterlere kayıt yaptırıp imza atarak alabiliyorduk, o da çok sınırlı bir miktarda, geceden veya sabahın erken saatlerinde benzincilerde kuyruğa giriyorduk.

Bugünlerde ABD bizi ekonomik yaptırımlarla tehdit ediyor. Çok direnirseniz ambargo koyarım demeye getiriyor. Sadece Rahip Brunson meselesi de değil. Yarın da, İrana’a karşı benim yanımda yer almazsanız deyip aynı tehditleri sürdürecek. Peki bizim böyle bir ambargoya dayanacak gücümüz var mı? Kanaatimce, maalesef yok. Gerek bir yıl içinde yenilenmesi gereken özel ve kamu dış borçlarımıza, gerek sürüp giden cari açığa, gerek merkez bankası rezervlerimizin indiği seviyeye baktığımızda, maalesef ABD nin koyacağı bir ambargoya karşı koyacak gücü ben göremiyorum.

Ben iktisadi görüş olarak liberalizm taraftarıyım,” laisses faire laissez passe” taraftarıyım, Ricardo’nun mukayeseli avantaj teorisine de inanırım ama şunu da gördüm ki, ABD hatta İngiltere ve Avrupa bu ekonomik sistemleri kullanarak çok güçlendiler, kalkınmakta olan ülkeler çok geri kaldılar hem sanayi de ve özellikle de yüksek teknoloji gerektiren yüksek katma değerli ihraç mallarında.  ABD bugün, bu ekonomik gücünü, ekonomik yaptırımlarla, siyasi ve askeri maksatları için kullanıyor. Galiba şu liberal felsefeyi, şu mukayeseli avantajlar teorisini, şu serbest ticaret felsefesini bir daha gözden geçirmemiz gerekecek.

Tabii yukarıdakiler benim kişisel görüşlerimdir. Bir başkası başka düşünebilir veya yorumlayabilir. Sürç-i lisan ettiysek affola.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 909
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster