Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mayıs '08

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
451
 

Dünyayı çalışarak değil, oturarak döndürüyoruz

Dünyayı çalışarak değil, oturarak döndürüyoruz
 

Günümüzün en fazla artı değer üreten üretim araçları; masa ve koltuk


İnsan hayatında en fazla vakit alan veya üzerine en fazla yoğunlaştığı eylemin uyku olduğunu düşünürdüm. Ne de olsa ortalama sekiz saat uyuyoruz. Bu 24 saatlik gün döngüsü içinde önemli bir bölüm. Ama insanoğlunun yaşam şeklinin evrilmesi sürecinin geldiği noktada en yoğunlaştığımız pozisyonumuz “oturmak” olmaya başladı.

Köylü toplumunda ve sanayi toplumunda insanların bu kadar uzun oturduğu bir yaşam tarzının olduğunu düşünmüyorum. Ama bilgi çağına eriştiğimiz ve hizmet sektörünün ağırlık kazandığı bir toplumda oturmak, en yaygın pozisyon alma halimiz oldu.

Geçenlerde bir halı fabrikasına gittim. Fabrikanın 4 adet en son teknoloji halı tezgahı mevcut ve bu tezgahların tamamında 8-10 adet işçi çalışıyor. Tek işleri de boşalan iplik bobinlerini yerine takmak ve çıkan ürünlerin basit konfeksiyon ve ambalajlama işini yapmak. Geri kalan bütün işleri tezgah kendi başına yapıyor. Desenler sayısal ortamda hazırlanıp, elektronik transfer yöntemleri ile tezgahın beynine iletiliyor ve tezgah, hangi miktarda, hangi noktaya hangi renk ipliği alacağını kendisi belirleyerek, dokuma işleminden, sertleştirme, kesim, dikim işlemine kadar, başından sonuna kadar tüm süreci kendisi idare ediyor.

Aynı tesisin idari binasında çalışan personel sayısı ise 25-30 arasında. Pazarlama, satış, alış, dış ticaret, finans, halkla ilişkiler, kalite yönetimi, teknik çalışmalar (desen tasarımı), araştırma geliştirme faaliyetleri (AR-GE), personel, muhasebe vb konularda çalışan insanlar üretim biriminden daha yoğun, karmaşık ve kalabalık bir çalışma sistemine sahipler.

Özellikle pazarlama, satış ve finans biriminde çalışanlar sözel ya da sanal olarak oldukça aktifler ama fiziksel olarak oldukça durgunlar. İçten içe kaynayan ama hiçbir yöne hareket etmeyen bir su gibiler. Telefonların birisi açılıp birisi kapanıyor, her masanın başında bilgisayar ve gözler sürekli dolar, euro ve hammadde piyasalarında. Gün boyunca toplantılar, brifingler, karar süreçleri gırla gidiyor. Ne de olsa bu yörede yılda 100 milyon m2 halı üretiliyor ve toplam 3.000 adet halı tezgâhı var.

Aynı firmanın ülkenin büyük biri ilinde ve dünyanın birkaç kentinde daha büroları var ve orada da insanlar benzer şekillerde çalışıyorlar. Yani, üretilen halı için, en fazla 10 işçiye karşı, 40'a yakın büro personeli çalışıyor.

Bürolarda, neredeyse yapılan işlerin tamamı oturur halde ifa ediliyor. En aktif hareket, telefonla konuşurken, eğer koltuğun teknolojisi müsaade ediyorsa sağa ve sola dönmek, eldeki kalemi havaya atıp tekrar aynı parmak uçları ile yakalamak.

İş bitince aynı insanlar, ya da neredeyse çoğumuz, işyerlerimizden çıkıp, arabalarımıza biniyoruz ve yine oturarak gitmek istediğimiz noktalara doğru mesafe kat ediyoruz. Yalnızca sağ ve sol ayakuçlarımızı az biraz yukarı kaldırıp aşağı indirerek pedalları idare etmemiz ve elimizle vites kolunu idare etmemiz dışında yaptığımız herhangi bir işlemde yok.

İş ve ev yaşamı arasında, eğer ciddi bir sosyal aktivist değilsek, yine önemli bir hareket gerektiren bir iş üretmiyoruz. İyi olasılıkla arkadaşlarla cafe barlarda sohbet, eğlence ve zihin boşaltıcı oyunlar, dost ahbap ziyaretleri ya da alışveriş. Alışveriş belki de, modern yaşamın tek spor faaliyeti olarak değerlendirmek mümkün. Raflar arasında gezinti yapmak, istediğimiz, bakmak istediğimiz ürünler için ya biraz yukarı doğru esnemek, ya da az biraz aşağı eğilmek.

Artık insanların %60’ı hizmet sektöründe çalışıyorlar. Hizmet sektörünün de en yoğunlaşmış biçimi büro hizmetleri. Şehirlerde de, merkezi iş alanları (MİA) olarak tanımlanan alanların kapladığı alan büyüklüğü, sanayi alanlarının kapladığı alan büyüklüğünü geçeli oldukça zaman oldu. Ticaret alanlarının değeri sanayi alanlarının değerini misli ile katlıyor.

Bununda çok basit bir sebebi var. Artık üretmek basit, satmak zor.

Eskiden dünyanın en zor işi üretmek, meydana getirmekti. Sahip olunan teknolojinin zayıflığı ve yetersizliği insan emeğinin o noktada yoğunlaşmasına neden oluyordu. Sınırlı miktarda üretilen ürünü ise satmak oldukça kolaydı. Ürün neredeyse kendi kendisini satıyordu. Oysa günümüzde üretmek kolay. Zor olan ise üretilenin satılması, pazarlanması. Bu nedenle sömürü ilişkileri üretim aşamalarından çok, tüketim aşamalarında yoğunlaşmış durumda. Artık gelişmiş ülkeler geri kalmış ülkelerinin hammaddelerinin değil, pazarlarının peşinde.

Bu nedenle emeğin yoğunlaştığı nokta, malın üretim aşamasından tüketim aşamasına kadar kontrol eden sürecin kendisi. Ama bu süreçte iş yapan milyonlar ne üretilen malı görüyor, ne de tüketildiği ana şahit oluyor. Herşeyi masanın başında, uzaktan sanal ortamlarda takip ediyorlar. Bir diğer milyonlarca insanda, yine bu sürecin ortaya çıkardığı yan sektörlerde (sigorta, finans, denetim, kalite, çevre kontrol, danışmanlık, tanıtım vs) yoğunlaşan ve gerçek bir ürünle ilişkisi olmayan hizmet sektöründe iş yapıyor.

Yani dünya artık, insanoğlunun aktif çalışması ile değil, oturması ile dönüyor. Dünyanın en hızlı araçlarını bile oturarak sürdüğümüz ya da uzaktan kumanda ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz kısacası.

Ben en çok bu sürecin insan bünyesindeki evrimsel sonuçlarını merak ediyorum. En çok işleyen uzuvların parmaklar olduğu, kalçaların en büyük denge unsuru olduğu bir insan türü neticede nasıl bir görüntü oluşturur acaba.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

tüm eforun beyne yüklendiği bir yaşam standardı başladı. Henüz ülkemizde geçerli değil, maalesef değil, çünkü okuyan araştıran bilgiye ilime açık aktif bir millet değiliz. Oturuyoruz, vcd leri dvd leri neti plazmaları açıyoruz, egolar için tüketmekteyiz. Bu nedenle bu savın bizim coğrafyamızdaki geçerliliğinden endişeliyim. Güzel bir sentezdi teşekkürler...

NİLGÜN BURSA 
 05.06.2008 10:01
Cevap :
Sayın Nilgün Çakıcı, elbette haklısınız hizmet sektörü denilen şeylerin bir çoğu zihinsel uğraşlar. Ancak yine de hizmet sektörünü bir AR-GE faaliyeti ya da akademik bir iş olarakta tanımlamamakta gerekiyor. Veri giriş uzmanı ya da içerik hazırlama uzmanı gibi adı korkutucu ama zorluk derecesi düşük işler zamanının daktilograflığı gibi birşey oldu. Bu nedenle bizim ülkemiz içinde bu eğilimin, az çokta olsa geçerli olduğunu düşünüyorum. Yani üretim tezgahında çalışan sayısı her teknoloji gelişimi ile azalırken, masa başında çalışan eleman sayısı teknoloji gelişimi ile artıyor. Umarım bizim ülkemizdeki süreçte hizmet sektörününün kalifiye eleman gerektiren bölümlerinde yoğunlaşır. Nasıl sanayimiz gerekli olduğu dönemlerde ağır sanayi niteliği kazanamadı ise, şu anda da hizmet sektörümüz artı değer üretme niteliğinde değil çünkü. Katlı için teşekkürler, saygılarımla  05.06.2008 16:05
 

'Dün gece sen uyurken çiçeklere su verdim ve insanların korkunç öykülerini anlattım onlara...' Hizmet sektörü bu değil liberal arkadaşım. Türkiyedeki cari açığın devasa büyüklüğüne bir bak. İki tip ülkede durum anlattığın gibidir belki: Cari açığı kocaman olanlar ve ihracatı kocaman olanlar. Büyük ihracatlar yani cari fazlalıklar sömüren olmanın işaretleridir. Hayat dengedir Sn Bibliyofil. İstanbuldaki sanayi yatırımlarının kaç bin m2 olduğunu araştırmanız dileğimle... Neredeyse hergün işçilerin öldüğü Tuzla tersanesi ya da İzmitteki petrol rafineri bile tek başına Maslaktaki gökdelenlerin toplam alanlarından birkaç kat fazladır. Lakin liberaller işçi sınıfını göremezler birtürlü:-) Göktanrıdan size esenliklker diliyorum:-)

yeşilsoğan 
 29.05.2008 19:45
Cevap :
Sevgili yeşilsoğan, neden ulusalcılar böyle. Herşeyi ters anlama eğiliminde ve ezberlerini bozmakta zorlanıyorlar. Örneğin, hani diyorsun ya, cari açık fazlalığı sömürünün işaretidir yine. Basit bir denklem kuralım; Dünyanın en büyük sömürücüsü kim; ABD, dünyanın en büyük cari açığına sahip olan ülkesi kim; 800 milyar dolarla ABD. Eeee, ne oldu cari fazla sömüren ilişkisi. Elbette ezberimiz güme gitti. Şu an da hizmet söktöründe en fazla ilerleyen ülkelerden birisi Hindistan. Yazılım sektöründe nerdeyse lider ülke ama dünya üzerindeki sömürü ilişkilerinde esamesi bile okunmaz. İstanbul'da sanayi alanlarının ne kadar olduğu ile ilgili bir veri elimde yok ama başka bir iki veri sunabilirim; 2003 yılı verilerine göre, Türkiyede istihdam dağılımı şöyle; Tarım; %37, Sanayi; %17, Hizmet; %45. Gayette sömürülen bir ülkeyiz ama hizmet sektöründe ciddi bir yol almışız di mi? İstanbul'a bakalım; DİE 2000 rakamları; toplam çalışan 3 milyon 471 bin. Hizmet sektöründe çalışan 2 milyon. oran; %59:-)  30.05.2008 9:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1722
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster