Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mayıs '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
11297
 

Durkheim İntihar İncelemesi ve Hayri Kozakçıoğlu

Durkheim İntihar İncelemesi ve Hayri Kozakçıoğlu
 

Durkheim ve Kozakçıoğlu


Emile Durkheim; İntihar adlı incelemesi, çağdaş toplumların patolojik bir görünümünü ve bireyle topluluk arasındaki ilişkinin en çarpıcı biçimde yer aldığı bir olguyu konu alır, bu eserde kollektif gerçekliğin bireyleri ne ölçüde belirlediğini göstermek ister. Bu açıdan bireyin kendi hayatına son vermesinden daha bireysel bir şey olmayacağı için, intihar olgusunun olağanüstü önemi vardır.

Durkheim, 1897 yılında “Le Suicide- Etude Sociologique” adıyla yayınladığı yapıtında başlıca iki amaç güdüyordu:

1. İnsan olaylarının toplumsal (yani toplu durumda yaşama zorunluluğundan kaynaklanan) yönleri vardır; toplumsal olguların etkenleri de ancak toplumsal nitelikte etkenlerdir.

2.Kapitalist-sanayi toplum koşullarına girmiş bulunan Batı Avrupa toplumlarında, temel toplumsal işlevleri yerine getirmesi gerekli kurumların, bu yeni koşullara uyarlanamamış olduklarını göstermek.

Durkheim’in incelemesinin; Aile, eğitim, siyaset, ekonomi, inanç ve ideoloji gibi kurumlarda ortaya çıkabilecek değişimlerin anlaşılıp açıklanabileceğini ve bilgili olarak belli amaçlara doğru yönlendirilebileceğini vurgulamak olup, çerçevesine baktığımızda önce “Toplum Dışı Etkenler” başlığı altında,

a- İntihar ve Ruhsal Hastalık Durumları,

b- İntihar ve Normal Ruhsal Durumlar-Irk-Kalıtım,

c- İntihar ve Hava Koşulları,

d- Taklit, başlıklarında konuyu ele alır, İkinci ana bölüm “Toplumsal Nedenler ve Toplumsal Örnekler” başlığını taşımaktadır.  Üçüncü ana bölüm “Bir Toplumsal Olay Olarak İntiharın Genel Niteliği” adını taşımaktadır.

Durkheim kitabını kısaca özetlemeye çalışırsak, intihar olayını açıklamak üzere, o zamana değin bu konularda öne sürülmüş bütün belli başlı görüşleri; örneğin akıl hastalığı, ırk, kalıtım, iklim ve sonra, “geriye tek bir etken kalıyor: toplum etkeni” dediğini ifade edebiliriz.

0, İntiharı: “Kurbanın kendisi tarafından yapılmış olumlu ya da olumsuz bir hareketin doğrudan ya da dolaylı sonucu olan her ölüme intihar denir.” diye tanımlamaktadır. Burada olumlu eylem, örneğin insanın şakağına bir kurşun sıkmasıdır. Olumsuz eylem ise, örneğin yanan bir evi terk etmemek ya da açlıktan ölene kadar yemek yememektir. Ölümüne kadar sürdürülen bir açlık grevi bir intihar örneğidir. Şakağa bir kurşun sıkmak dolaysız olarak ölüme yol açar, ama yanan bir evi terk etmemek ya da yemek yemeyi reddetmek dolaylı olarak ya da zamanla istenen sonucu yani ölümü getirebilir. Bu tanıma göre kavram, yalnızca genelde intihar olarak bilinen olayları değil, aynı zamanda örneğin, teslim olmak yerine gemisini batıran subayın, şerefinin lekelendiğini düşünerek kendini öldüren samurayın, Hindistan’daki bazı geleneklere göre, kocalarını ölümde de izlemek zorunda olan kadınların davranışlarını da kapsamaktadır.

Durkheim çalışmasında başlıca veri olarak istatistik bilgileri kullanmıştır. 1841-1872 arasında Fransa, Prusya, Ingiltere, Saksonya, Bavyera ve Danimarka’da gerçeklesen intihar sayılarını inceledikten sonra, belli bir durağanlığın olduğunu belirtmektedir.

Her halkın kendisine özgü bir intihar oranı bulunduğu, bu oranın genel ölüm oranından daha durağan olduğu, evrimden geçtiğinde de her topluma özgü bir hız katsayısına göre gerçekleştiği, günün, ayın, yılın değişik anlarında gösterdiği değişimlerin toplumsal yaşamın hızını yansıttığı görüldüğünde, evlenmenin, boşanmanın, ailenin, dinsel topluluğun, ordunun, vb. kimileri sayısal olarak bile anlatılabilecek belirli yasalara göre intihar olaylarını etkilediği gözlemlendiğinde, bu durumları ve bu kurumları belirli bir niteliği ve etkinliği bulunmayan herhangi bir düşünsel düzenleme olarak görmekten vazgeçilecektir, demektedir.

Durkheim, İntihar oranı bütün bir toplumun, bir ilin ya da bir bölgenin belirtici niteliğidir, İntiharın keyfe bağlı olarak değil, ancak birçok koşula bağlı olarak değiştiğini söyler. İntihar olgusunu tanımladıktan sonra psikolojik açıklamaları bir yana bırakır. Ama intihara psikolojik bakımdan eğilimli olma hali olduğunu ve bunun psikolojik ya da psikopatololojik terimlerle açıklanabileceğini kabul eder. Bununla beraber Durkheim intiharı belirleyen gücün psikolojik değil, toplumsal olduğunu söyler.

Farklı dinleri inceleyen Durkheim, Yahudi olanlar arasında akıl hastası oranının özellikle yüksek, intihar oranının ise özellikle düşük olduğunu saptar. Aynı biçimde kalıtımla gelen eğilimlerle intihar oranı arasında bir bağıntı olmadığını göstermeye çalışır. İntihar yüzdesi yaşla birlikte arttığı gerçeğini tespit eder. Durkheim aynı ailede yinelenen intihar olaylarına bakarak yapılabilecek yorumları çürütmeye çalışır. İntiharın etkileyici nedeninin kalıtım yoluyla geçtiği varsayımı ile bağdaşmadığını gösterir.

Durkheim intiharın taklit olgusundan çıktığı yolundaki yorumu da bir yana bırakır. Bilindiği gibi Tarde taklidi toplumsal düzenin anahtar olgusu olarak değerlendirmektedir. Buna karşılık olarak Durkheim, taklit adı altında üç olgunun birbirine karıştırıldığını söylemektedir.

Bu olgulardan birincisi bilinçlerin birleşmesi diye adlandırılabilecek, aynı duyguların çok sayıda insan tarafından hissedilmesidir. Örnek olarak devrimci kalabalık verilebilir. Devrimci kalabalıkta bireyler bilinçlerinin kimliğini yitirme eğilimi gösterirler. Her biri ötekinin hissettiklerini duyar; bireyleri harekete getiren duygular ortak duygulardır. Hareketler, inançlar, tutkular her birine aittir. Çünkü bunlar herkesle ortaktır.

İkinci olgu bilinçlerin birleşmesi olmadan, bireyin topluluğa uyması ve diğerleri gibi davranmasıdır.

Herkes az çok yaygın-toplumsal zorunluluklar önünde boyun eğer ya da birey dikkatlerini üzerine çekmek istemez. Moda, toplumsal zorunluluğun yumuşatılmış bir biçimidir. Belirli bir toplumsal ortamdan olan bir kadın, belirli mevsimde giyilmesi gerekenden farklı bir giysi giyerse kendisini küçük düşmüş hisseder. Burada taklit değil, bireyin ortak kurala boyun eğmesi vardır.

Üçüncü olgu, terimin tam anlamıyla taklit olarak adlandırmayı hak eden “hareket, kendinden hemen önce başka biri tarafından yapılmış benzer bir hareketten gelen ve bu örnek ile yinelenmesi arasında, yinelenen hareketin özündeki nitelikleri taşıyan açık ya da gizli hiçbir düşünsel etkinliğin bulunmadığı” harekettir.

“Bir insan grubu içinde ortak bir düşünce oluşturan süreci, ortak ya da geleneksel kurallara katılmamızı sağlayan süreci ve son olarak içlerinden biri başladığı için koyunların birbiri ardından suya atlamasını belirleyen süreci aynı sözcükle yani taklit sözcüğü ile anlatamayız. Birlikte hissetmek, kamuoyunu otoritesi önünde eğilmek, nihayet başkalarının yaptığını otomatik olarak yinelemekten başka başka şeylerdir.” diyen Durkheim, istatistiklerle intihar olgusunun taklitle belirlendiği yolundaki düşünceyi çürütür. Eğer intiharlar bulaşmaya bağlı olsaydı, bu yayılma harita üzerinde de görülebilirdi. Haritaya bakıldığı zaman intihar oranlarının yüksek olduğu bölgelerin yanında düşük olduğu bölgeler vardır. Oranların dağılımı düzensizdir yani taklit varsayımına ters düşmektedir. Ama bazı durumlarda bulaşma olabilir. Ama ortaya çıkabilecek bulaşma olgusu ne intihar oranını ne de onun değişmelerini açıklayabilir. İntiharın toplumsal tiplerinin istatistiksel ilişkilere bağlı olarak belirlenebileceğini düşünür.

Çeşitli toplumsal etkenlere bağlı olarak üç tip intihar belirler. Toplumsal etkenler, dinsel bağlılık (mensubiyet), evlilik, aile yaşamı, siyasal ve ulusal bağlar ile intihar olayları arasındaki bağları inceleyen Durkheim; bencil intiharlar (egoistic suicide), elcil intiharlar (diğerkam intihar-altruistic suicide) ve kuralsızlık intiharları (anomic suicide) tanımlarını yapar.

Bencil intihar, intihar oranı ile din ve evlilik-çocuk ikili görüntüsü altında düşünülen aile gibi, bütünleştirici toplumsal çerçeve arasındaki ilişki sayesinde incelenmektedir. Yani, bireyin toplumsal çevresiyle bütünleşememesi, bağlı olduğu din, aile, politik zümre tarafından korunmamış olması nedeniyle oluşur. Yani, bireyi kendi başının çaresine bakmak durumunda bırakan etkenler ne kadar çoğalırsa, intihar olayları da o ölçüde artar. Bu gibi durumlarda toplumsal bağlar gevşektir ve birey kendisini yalnız hissediyordur. İntihar oranı yaşa göre değişir; genel olarak yaşla birlikte yükselir. Dine göre değişir.

Durkheim benzer şekilde, evli erkek ve kadınların durumunu bekarların, dul erkek ve kadınların durumuyla karşılaştırır. Bunu, aynı yaştaki evli, dul ve bekar erkek ve kadınlardaki intihar sıklığını karşılaştırarak yapar. Aile bağlarının zayıflamasıyla da bencil intihar olaylarında artış görülmektedir.

Durkheim, evlilik bireyleri, kadın ve erkekleri koruyorsa, belirli bir yaştan sonra çocukların varlığı ile gerçekleşmektedir diye düşünür. Çocuksuz aile yeteri kadar güçlü bütünleştirici bir ortam değildir.

Erkekler ya da kadınlar her şeyden önce kendilerini düşündükleri zaman, toplumsal bir grupla bütünleşemedikleri zaman, onları harekete geçiren istekler grubun otoritesi ve dar, güçlü bir ortamın zorladığı yükümlülüklerin gücü ile insanlığın yaşamıyla uyuşan bir ölçüye getirilemediği zaman intihara daha çok eğilimlidirler.

İkinci intihar tipi elcil intihardır. Bireyin içinde olduğu zümre tarafından çok fazla korunduğu toplumlarda görülür. Aşırı toplumsal bütünleşmişlik elcil intiharı kolaylaştırır. Bu durumda bireyin yaşamı adetler, gelenekler ve alışkanlıklarla katı biçimde düzenlenmiştir. Durkheim topluluğun buyrukları gerektirdiğinde bireylerin düşünmeden kendilerini öldürdüklerini söyler.

Bunu belli başlı iki örnekle açıklar. Birincisi, Hindistan’da kocasının cesedinin yakılacağı odun yığınının üzerine yerleştirilmeyi kabul eden dul kadın örneğidir. Bu durumda intiharın nedeni aşırı bireycilikten dolayı değildir. Tam tersine birey grup içinde yok olduğu için gerçekleşmektedir. Birey kendi yaşama hakkını ileri sürmeyi hiç düşünmeden toplumsal zorunluluklara uygun olarak kendini öldürmektedir. Aynı biçimde, gemisini yitirdikten sonra yaşamak istemeyen kaptan elcillikle intihar eder. Birey, içselleştirilmiş toplumsal zorunluluğa uyarak kendini feda eder.

Aslında kahramanca olan ya da dinsel nedenlere bağlı olarak gerçekleştirilen bu intihar durumları dışında Durkheim, istatistiklerde elcil intiharın çağdaş bir biçimini orduda bulur. Orduda şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır: İstatistiklere göre, belli yaştaki askerler, subay ve astsubaylar, aynı yaştaki sivillerden biraz daha fazla intihar etmektedirler. Çünkü askerler güçlü bir biçimde bütünleşmiş bir grubun üyeleridir. Meslekten askerler, temel ilkesi disiplin olan bir örgütün üyeleridirler ve bu sisteme bütünleşmiştirler. Bu şekliyle aile yaşamının disiplinini reddeden ve isteklerini sınırlamayan bekarlarla tam ters uçta yer almaktadırlar.

İntiharın üçüncü toplumsal tipi anomik intihardır. Çağdaş toplumun en belirgin niteliği olduğu için Durkheim’ı en çok bu tip ilgilendirir. Anomik intiharı, intiharların sıklığı ile ekonomik dönemler arasındaki istatistiksel ilişkiler ortaya koyar. İstatistikler ekonomik bunalım dönemlerinde, ama aynı zamanda daha ilginç ve beklenilmedik bir biçimde aşırı refah evrelerinde intiharların sıklığında bir artma eğilimi olduğunu göstermektedir.

Ayrıca bir başka ilginç olgu, büyük siyasal olaylar sırasında intihar sıklığının azalması olguları Durkheim’da anomik intihar düşüncesini uyandırmıştır. Durkheim, özellikle toplumsal dağılma ve bireyi gruba bağlayan bağların zayıflığı ile tanımlanan çağdaş toplumun bunalımı ile ilgilenmektedir.

Anomik intiharlar sadece ekonomik bunalımlar sırasında artmaz. Aynı zamanda boşanma sayısı ile bağlantılı olarak da artar. Durkheim’in incelediği istatistiklere göre, boşanmış erkek kadına oranla daha çok “tehdidi altında”dir. Erkeklerin neden daha çok tehdit altında olduklarını ise şöyle açıklar: Erkek evlilikte denge ve disiplin bulur. Bu arada geleneklerin hoşgörüsü sayesinde belli bir özgürlüğünü de korur. Boşanan erkek disiplinsizliğe, isteklerle doyum arasındaki aykırılığa yeniden düşer. Kadın boşandığında, ailenin koruyuculuğunu kaybeder ama artan özgürlükten yararlandığı için bu kaybı bir ölçüde giderir.

Çağdaş toplumlarda, toplumsal varoluş gelenekle düzenlenmez, bireyler birbirleriyle sürekli yarış içindedirler. Yaşamdan çok şey bekler ve isterler. Özlemleriyle bunların doyumu arasındaki oransızlıktan doğan acı ve tedirginlik havası “intihar dürtüsü”nun gelişmesine elverişlidir.

Sonuç olarak intihar kuramına göre, intiharlar, nedenleri her şeyden önce toplumsal olan kişisel olgulardır. Topluma nüfuz eden intihar dürtüleri vardır. Bunların kaynağı birey değil toplumdur ve bunlar intiharın gerçek nedeni ya da belirleyicisidir. Ancak, kimi kişiler intihar ediyorsa bunun nedeni belki de psikolojik yapıları, sinirsel zayıflıkları ve nevrotik bozuklukları ile intihara eğilimli olmaları olabilir. Aslında intihar dürtüsünü yaratan aynı toplumsal koşullar bu psikolojik eğilimliliği de yaratır. Çünkü çağdaş toplum koşullarında yaşayan bireyler ince ve dolayısıyla zayıf duyarlılığa sahiptir. İntiharın gerçek nedenleri, toplumdan topluma, gruptan gruba, dinden dine değişen toplumsal güçlerdir. Bunlar tek tek bireylerden değil, gruptan doğar.

Bireysel olguları yöneten çok özel toplumsal olgular vardır. Bunun en ilginç ya da en anlamlı örneği bireyleri ölüme götüren toplumsal akımlardır. Bunların her biri kendi kendine itaat ettiğini sanırken aslında toplumsal güçlerin oyuncağıdır.

Çağdaş toplumlar her şeyden önce bireyin toplulukla yetersiz bütünleşmesi gibi, patolojik belirtiler gösterir. Bu açıdan en çok dikkat çekici olan hem ekonomik kriz hem de ekonomik refah dönemlerinde, yani etkinliklerde aşırılığın ortaya çıktığı ve karşılıklı ilişki ve rekabette artışın görüldüğü bütün durumlarda intihar oranındaki yükselmedir.

Durkheim’in tezi çeşitli tartışmalara konu olmuştur. Örneğin istatistik verilerin kullanılmasında sorunlar olduğu, çok küçük sayılara dayalı olarak yorumlar yapıldığı, tüm intihar vakalarına ulaşmanın çeşitli nedenlerle mümkün olamayacağı, başarısız intiharların kayda geçmediği gibi nedenler ileri sürülmüştür. Sosyolojik yorumla psikolojik yorum, intihar edenlerin ruhsal açıdan zayıf oldukları noktasında birleşmektedir. Ancak Durkheim “intihar dürtüsü”nden söz ederek, “grubun tümünden gelen toplumsal ya da toplu bir gücün bireyleri kendilerini öldürmeye” ittiğini düşünmektedir.

Böylece  intihar etti diye basına yansıyan Hayri Kozakçıoğlu gerçekten grubun tümünden ya da toplumsal toplu bir güçten gelen nedenlerden dolayı mı intihar etti? Yoksa günümüzün çağdaş insanın özellikleri olan psikolojik yapısı zayıf, nevrotik kişiliği nedeni ile mi intihar etti?

Herkesin tanımladığı, anarşinin ve adam öldürmelerin en yoğun olduğu dönemde İstanbul ve OHAL Valiliği yapmış, 20. 21. Dönem Milletvekili olan, hırslı ve azimli bir kişilik olan Kozakçıoğlu'nun intiharı kimselerin bilmediği ve bilmek istemeyeceği şeyleri bildiği, bulunduğu görevler ve ilişkiler ağı, çok ve derin şeylere vakıf insanların konumundan mı kaynaklanıyordu? Durkheim intiharı belirleyen gücün psikolojik değil, toplumsal olduğunu söylemesi bu intihar olayını sosyolojik olarak açıklamıyor mu?

Nizamettin BİBER 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Nizamettin Kardeş! Bilgilendirici paylaşımınıza teşekkürler. Rahmetli bir çok devlet sırları ve bilgileri ile gitti.İntihar edecek kişi yaşamına ait hazırlıklar yapmaz.Olayın Cinayet boyutunu da araştırmak gerek. Allah taksiratını affetsin, ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun.Selam ve sevgiler, sağlık ve mutluluklar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 24.05.2013 18:42
Cevap :
Sevgili Nahide Hanım, ilginize ve yorumunuza teşekkür ederim, bir çok önemli sır sayılabilecek bilgi onunla birlikte gitti, ben intihar konusuna farklı bir perspektif getirmek istedim. Sevgi ve saygılar sunarım, esen kalın.  24.05.2013 23:51
 

İnsanları intihara sevkeden nedenler her ne kadar ilk bakışta sanki içsel ve tamamen bireyselmiş gibi görünüyorsa da, aslında kişinin direkt kendinden kaynaklanan hem psişik hem genetik hem de gerek inançları gerekse de düşünce yapısı itbariyle oluşan intihar meylinin bireyin bu kararında çok çok az bir etkinliği olduğuna, buna karşın ASIL etkenin çok büyük bir oranda ve kesinlikle "dışsal" olduğuna, yani kişinin bu seçimi yapması ve intihar kararı almasının "asıl" toplumsal ve sosyoljik baskı, yönlendirmeler, dışlamalar veya kaygılar nedeniyle oluştuğu saptamasına ben de kesinlikle katılıyorum. Hatta öyleki, intiharların ayrıca ve yine toplumsal baskılar/tutumlar/olgular nedeniyle bireyin ya kendini, ya da özellikle de başta en yakınlarını olmak üzere kendini suçlayanları-dışlayanları-onu anlamayanları ya da ona inanmayanları "cezalandırmak" maksadıyla da oluşabildiğini de eklemek istiyorum. Çok güzel bir irdeleme ve aktarımdı, emeğinize sağlık. Selamlar, sevgiler...

Filiz Alev 
 24.05.2013 17:09
Cevap :
Merhaba Filiz Hanım, blog niteliğinde açıklayıcı katkı sunucu son derece üst düzey aydınlatıcı notlarına ilgine çok teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın.  25.05.2013 16:15
 

Rahmetlinin tatil planları, mobilya yenilemesi ve mücevher alışverişleri olayın psikolojik olmadığını gösteriyor. Ayrıca evvelsi gün markette sıkıca sütünün göderilmesi için tembihte bulunması olayın psikolojik olma ihtimalini azaltıyor. Belirrtiğiniz gibi görevi gereği olay toplumsal ancak eğer gerçekten İntiharsa. Cinayet ihtimalini de unutmamak gerek. Sırları veya bilgeleri çok olan bir şahıstı. KOskoca İngiltere bile bir yaşlı profösörü öldürüp intihar diyebiliyor; David Kelly adlı bu İngiliz memurun intiharı ile ilgili bloğum hakkında fikirlerinizi merak ediyorum. SAygılarla http://blog.milliyet.com.tr/david-kelly/Blog/?BlogNo=370021

Süleyman Akyürek 
 24.05.2013 14:16
Cevap :
Merhaba Süleyman Bey, elinize sağlık teşekkür ederim. Yazınızı okudum elinize sağlık, selam ve esenlikler dilerim.  24.05.2013 17:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3744
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2629
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster