Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
893
 

Duruma göre değişir

Duruma göre değişir
 

Üniversitedeyken Yönetim ve Organizasyon derslerinde gördüğüm yönetim yaklaşımlarından en çok "Durumsallık Yaklaşımı"nı sevmiştim. Durumsallık yaklaşımında basitçe, ihtiyaçların veya durumun gerektirdiği en uygun yönetimin uygulanması savunuluyordu. Yani her şey kendi şartlarında, çevresiyle olan ilişkisine bakılarak değerlendiriyor, ona göre bir yaklaşım ortaya konuyordu.

Bu yaklaşımı sevmemin nedeni, belki de tamamen hayatın içinden gelmesiydi. Hayat da böyle değil midir ki zaten? Her duruma, her olaya karşı tepkimiz içinde bulunduğumuz şartlarla uyumlu olmak zorunda değil midir? Zaten insanın yapısında da bu yok mu? Yayayken arabalara, arabadayken yayalara kızar insanlar. Sigara içerken içmeyenlerin tepkisine aldırmazlar, sigarayı bıraktıktan sonra içenlere tepki gösterirler. İşçiyken patrona kızarlar, patron olduktan sonra işçi oldukları zamanları unutup "İşçi milleti değil mi, topunu …" diye saydırırlar. Öğrenciyken kopya çekenler, öğretmen olduktan sonra kopya çeken öğrencilerini kulaklarından tutup disipline gönderirler. Okul sıralarındayken çok yakından şahit olduğum bir örneği aktarayım. Komünizmi aşırı şekilde savunan, dünyada kurulması gereken tek ekonomik sistem olarak düşleyen komi arkadaşlarım, iş hayatına adım attıkları an, hele de biraz iyi para kazanmaya başladılarsa anında bu düşüncelerini unutur duruma geldiler. Kapitalist sistemi en büyük kapitalistlerden daha iyi savunmaya başladılar. Para tatlı, kim alın teriyle kazandığı parasını, hiç tanımadığı, kendisinden daha az çalışıp hak etmemiş insanlarla eşit şekilde bölüşmek ister ki? Etrafınıza bir bakın, hiç çevrenizde çok zengin ama komünist düşünceye sahip birini gördünüz mü?

İnsanın bu şekilde hareket etmesini "bencillik" veya "döneklik" olarak düşünenler olabilir. Ama aslında bu, insanın bulunduğu durumun penceresinden bakmasından başka bir şey değildir. İnsanın baktığı şey ayna değilse, hep karşısındaki durumu veya kişiyi görür. Buna göre bir anlam geliştirir. Yaya iken yaya gibi, öğretmenken öğretmen gibi tepki vermesinin nedeni odur. Fakir insan kendisinin gelecekte zengin olacağına ihtimal vermiyorsa komünist sistemi savunur, zenginleştiği anda da en ideal kapitalist olur. İnsanlar istisnalar hariç her zaman içinde bulundukları duruma göre hareket ederler. Hayatın içinden gelen bir yaklaşımın, yine ana kaynağı insan olan bir meslekte olumlu etkisinin olmayacağı düşünülemez.

Değişime ayak uydurabilen her şey ayakta kalır. Çünkü insan ezelden beri değişken bir yaratıktır. Her duruma, her olaya alışır ve uyum sağlar. Belki de Evrim Teorisi denilen safsatanın bu kadar insanı yanıltmasının en büyük nedeni, insanların değişime ve uyuma olan bakış açılarıdır kim bilir? Dostoyevski "Suç ve Ceza" isimli romanında, romanın kahramanı olan Raskalnikov’un cinayet işleme fikrine alışmasına şu tepkiyi veriyordu: "İnsan denilen aşağılık yaratık her şeye alışır". Tabi "aşağılık" ifadesi o anda Raskalnikov’un (düşüncesi bile insanı aşağılık kılan) cinayet fikrine alışması içindi ama, yaratılmışların en şereflisi olan insanın "her şeye alışması" asırlara ışık tutan psikolojik bir tespitti.

İnsan gerçekten de her şeye, her duruma alışıyordu. Zenginlikten fakirliğe düşen biri fakir olmaya alışıyordu, fakir olanı zenginliğe, sağlıklı bir insan hastalığa, sıradan insan şöhrete, çalışanlar emekliliğe, savaştayken savaşa, barıştayken barışa, herkes her şeye alışıyordu ve insanlar bulundukları duruma göre davranmaya başlıyorlardı (Tabi alışamayanlar veya yeni duruma alışamayacağını düşünenler de çıkıyor ve bu istisnalar tepkilerini hayatlarına son vererek ortaya koyuyorlardı). Ve bu alışma ve duruma göre davranma hali, aslında tüm insanlık için "durumsallık yaklaşımını"nın önemini ortaya çıkarıyordu.

Geçenlerde yaptığı yatırımlarla Türkiye’nin en zengin insanlarından biri haline gelen Turgay Ciner’le yapılan bir röportajı okudum. Orada Turgay Ciner’in işletme yönetimine çok farklı bir yaklaşımı gözüme çarptı. Ciner röportajın bir bölümünde "Kurumsallık diye bir şeye inanmam, ben liderliğe inanırım. Benim işletmelerimde, kurumlarımda liderler vardır." "Bizde prosedür yoktur; benim kapım açıktır. Mesela binada çalışan herkes çat diye benim odama girebilir." diyordu. İlk defa rastladığım bir açıklamaydı bu. Çünkü firmasını büyüten, holdingleşme yoluna giren herkes "kurumsallaşmanın önemi"nden bahsediyordu. Benim de bakış açım bu röportajı okuyana kadar öyleydi. Ama karşınızda Türkiye’nin en zengin 8. kişisi, onun somut başarısı üzerine söyledikleri varken, insanın bu konu hakkında bir durup düşünmemesi doğru olmaz. Ciner, bence kurumsallığa ve prosedürlere inanmam derken bence tamamen durumsallık yaklaşımından bahsediyordu. Çünkü liderlerle duruma göre hareket edilebilir, onlar karşılarındaki duruma göre pozisyon alabilir. Prosedürlerde ise işin başına koyduğunuzun çok bir önemi yoktur. Söz konusu olan prosedürleri yerine getirmek olunca, işi dürüst birine teslim etmeniz genellikle yeterli olur. Ve bu genellikle işi yürütmekten başka bir işe yaramaz ve değişim çağında böyle bir düşüncenin başarılı olabilmesi ancak mucize olarak nitelendirilebilir.

Çağ değişim çağı, insan da değişken bir yaratık olunca, içinde bulundukları duruma göre hareket edemeyenlerin hiçbir zaman gelişemediğini, gelişme gösterenlerin bile belli bir noktadan ileriye gidemediğini görürsünüz. İnsanların her duruma alıştığı ve buna göre hareket ettiği ortamda, yöneticilerin standart yaklaşımlarla başarılı olabilmesi mümkün değildir. Büyük yöneticilerin her zaman kendi içinde bulundukları duruma göre en uygun şekilde hareket edenlerden çıktığını görürsünüz. İstanbul’u fethetmek için gemileri karadan yürütüp yeni bir top icat eden Fatih Sultan Mehmet’te, İspanya’yı fethedebilmek için gemileri yakan Tarık Bin Ziyad’ta, Türkiye’yi kurtarmak için birkaç ayrı cephede birkaç ayrı düşman devlete karşı Kurtuluş Savaşı'nı başlatma kararı alan Atatürk’te, aslında karşı karşıya kaldıkları duruma göre yeni bir çözüm yolu üretmiş yani durumsal yaklaşım sergilemişlerdir.

Geçmişten ders alan fakat daha önce yapılanlara bağlı kalmayan, karşılarına çıkan problemlere veya durumlara göre en uygun kararları veren yöneticiler çağın büyük yöneticileri olarak aynı Tarık Bin Ziyad, Fatih Sultan Mehmet ve Atatürk gibi tarihe isimlerini yazdıracaklardır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1182
Kayıt tarihi
: 27.02.07
 
 

İstanbul Üni. İşletme Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Marmara Üni. SBE'de Yönetim ve Organizasyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster