Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
888
 

Düş bahçem

Düş bahçem
 

netten


Bahçe kapısı, ardına kadara açılmıştı. Kim girebilirdi ki, düş bahçeme diye düşünürken, birden onu farkettim. Kocaman kara gözleri, geceye inat, fener misali parlıyordu. Etrafı kolaçan eden çocuk, korkudan tir tir titriyordu. Nefes nefese, bahçe kapısının hemen dibine çökmüş, sessizce ağlıyordu. Yalın ayakları kan içinde kalmıştı. Gözlerindeki isyan, onun birilerinden kaçtığını fısıldıyordu sanki bana.

Acaba sorsa mıydım? 'Düş bahçemde ne işin var ' diye. Belki de başka sığınacak yeri yoktu diye geçirdim içimden. Elinde, camları dökülmüş kırık bir çerçeve vardı. İyi ama çocuktu daha, elinde oyuncak bebek olması gerekmez miydi? Yalın ayaklarının bu çerçeve yüzünden kanadığını anladım sonra. Çerçevenin içindeki fotoğraf, ne kadar neşeli ise küçük o kadar yaralıydı. Usulca yanına yaklaşarak, ona dokundum. Fakat beni görmüyor, hissetmiyordu. Öyle ya, ben ölmüştüm değil mi? Sonradan algılıyorum ki, yeni hayatıma daha alışamamıştım.

Neden sonra, her gece rüyama giren çocuğu hatırladım. Sahi ölüler rüya görür müydü? Hay aksi neden birleştirmekte zorluk çekiyorum bütün parçaları, çözemiyorum bir türlü yaşadıklarımı. Gözümün önünden bir doğum sahnesi geçiyor ve bebeğin hayali silik bir şekilde kayboluyor birden. Daha yeni doğmuş kocaman zeytin gözlü bir bebek. Bu düş bahçesini onun için mi yapmıştım yoksa? Bahçemde ağaç üzerinde ki salıncak onun için miydi? Peki ya dala takılmış uçurtmaya ne demeli, her an uçmaya hazır bekliyordu ipi. Bunların hiç biri tesedüf olamaz diye düşünmekten kendimi bir türlü alamıyordum. Tüm ölüler ben gibi karmaşık mı olur acaba? Hafızamdaki herşey, neredeyse kaybolmuş. Yoksa o da benim gibi hayatını mı kaybetmişti? İçim acıyor, güzelliği içimi yakıyor. Yakıştıramıyorum ölümü ona. Tabi ya diyorum sonra burası düş bahçesiydi. O da benim düşlerimden biri olsa gerek. Hepsi bu, sadece düş, sadece hayal.

Sonra yeniden, çocuğun elindeki fotoğrafa takılıyor gözlerim, siyah beyaz bir resimdi çerçevedeki siluet. Fotoğrafa bakınca, kendimi görüyorum, tıpkı aynaya bakar gibi. Birden, elinde tutuğu çerçevin kenarına kazınmış yazının farkına varıyorum.

Anneme...

Gözlerim doluyor ve gözlerimden akan yaşla ıslanıyor meleğimin elleri. Bu benim çocuğum, benim meleğim olabilir mi? Oysa ben, hayata bebeğimin merhaba demesi için elveda dememiş miydim? Şimdi neden buradaydı, hayatta olması gerekmez miydi? Ne çok soru var beynimde. Cevaplı, cevapsız ne çok soru.

Elindeki ürpertiyi hisseden çocuk, çerçeveye daha sıkı sarılıyor. Sanki fotoğrafı biri elinden almaya çalışıyor da o bırakmak istemiyor gibi sıkıca, hiç ayrılmayacak kadar sıkıca sarılıyordu. Birden yağmur başladı, çocukla beraber gökyüzüde ağladı o gece. Onu yağmurdan korumaya çalışıyorum, ama beceremiyordum bir türlü. Ne uzattığım elim yetişiyor, ne de sesimi duyurabiliyorum.

Düş bahçemin kapısı tekrar aralanıyor ve içeriye bir erkek giriyor. 'Aya nerdesin? Hadi kızım, hadi çık ortaya' diye bağırmaya başlıyor.

Aya mucize demek değil miydi? Bizim mucizemiz, yıllardır beklediğimiz mucizem. O gelecek ve hayatım tamamıyla değişecekti. Ben yıllardır anne olamamanın acısını, onunla yok edecektim. Sevdiğim adama, ondan ve benden bir parça armağan edecektim. Onun, o tiz ağlama sesinde son bulacaktı bütün acılarım. Sabahlara kadar beni uyutmasa da ben ona günün her saatinde günaydın diyecektim. Çünkü o benim dünyama güneş olacak, sevgisiyle aydınlanacaktı tüm kötülükleri. Bütün gün, parkta izlediğim çocuklar yerine, kendi çocuğumu sallanırken izleyecektim. Çizgi film kahramanlı balonlardan büyük bir demet yapıp, hepsini gökyüzünde uçuracaktık onunla.

Ah, Ayam canım kızım...

Birden, bir ambulans sesi ve bağırışmaları duyar gibi oluyorum. Beyaz önlüklü bir adam, avazı çıktığı kadar kanama durmuyor diye bağırıyor. Sonra başka bir ses daha, bebek ne olacak, bebeğime ne olacak. Bütün bu karamaşa arasında, düş bahçeme giren adamın sevdiğim adam olduğun farkına varırken, Aya elimden tutuyor. 'Anne' diye bir ses duyuyorum.

Dünyanın en güzel sözünü Anne.

Kızım, evet benim kızım. Tıpkı hayalimdeki gibi kocaman zeytin karası gözleri ve kiraz dudakları var. Üzerinde yıllar önce Anne'min naftalin kokulu, ahşap sandığının içinde gördüğüm, fırfırlı, karpuz kol beyaz elbise. Anneme, Neden saklarsın bu elbiseyi. Bak kocaman kız oldum' dediğimde. 'Anne olunca anlarsın diye gülerken, iyi ya kızım sende, kendi kızına giydirirsin' demişti. Bende 'Aman Anne' diyerek, utançtan yanaklarım kızarmıştı. Şimdi anlıyorum Anne olmak nasıl bir duygu diye. Bu güzel elbise içinde bebeğimin, ne kadar da güzel ve masum olduğunu görüyorum.

Bebeğimin gözlerindeki yaşlar sel oluyor. 'Sensiz burdan gitmeyeceğim Anne' diyor. Gözlerindeki yaşları silerken kızıma sarılıyorum ve onu bırakamıyacağımı anlıyorum. Ama ben ölü değil miydim? 'Hayır Aya, sen burada olmamalısın yavrum. Baban seni bekliyor hadi git artık buradan, sen daha çok küçüksün, senin yaşaman gerekiyor' diyorum.

Sevdiğim adam, aramaktan ve ağlamaktan yorulmuş bir halde dizlerinin üstüne çöküyor ve bana yalvarmaya başlıyor. Hadi birtanem gidelim buradan, kendi düş bahçemize dönelim. Yoktan var ettiğimiz, kendi düş bahçemize. Aya'nın hayatı sana bağlı. Bir adım, sadece bir adım birtanem. Kurtulalım artık bu kabustan. Elini bana ve kızıma doğru uzatıyor.

Gitmek ve kalmak arasındayım.

Sevdiğim adam, seni o kadınla gördükten sonra nasıl dönerim? Nasıl olurda yerime geçen kadını kabullenirim? Benden başka birinin, sana dokunduğunu nasıl kabullenirim? Sen ki, son nefesine kadar beni seveceğine söz veren adam değil miydin?

Üzüntümden deli gibi koşarken, karşıma çıkan arabayı farkedemediğim için arabanın çarptığı ben değil miydim? Şimdi tüm puslar kayboluyor gözümün önünden. Bütün bu karmaşa, bu sesler, bağrışlar, kaçışlar ve sığınmalar. Evet ya, şu ameliyat masasında yatan kadın, kırık çerçevedeki siyah beyaz siluet, öyle ya bunların hepsi benim. Yani senin birtanen. Şimdi o masadan kalkmakla, kalkmamak arasındayım. Ya sonsuza dek, seni terk edeceğim elveda diyererek. Ya da, Aya’nın bana verdiği ikinci hayatla, kızım için yeniden merhaba diyeceğim.

Ya siyah olup karanlığa karışacağım, ya da beyaz olup aydınlıkta var olacağım.

Sevgilerimle...

Başak Özdemir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir öykünün devamını toparlamanız gerek. Sevgimle.

Olgun Ekinci 
 17.04.2010 16:06
Cevap :
Tamamlıyacağım inşallah :) Çok teşekkürler selamlar...  17.04.2010 16:20
 

Bir öyküde olsa empati yapınca yaralıyor sanki.... Anne ile kızın ilişkisi ile hariaka. Sevgimle.

Olgun Ekinci 
 17.04.2010 14:30
Cevap :
Bende diyorum yorum nerde kaldı? :) Anne kız ilişkisi... sormayın beni çok üzdü yazarken ama toparlaya bilecek miyim devamını bilemiyorum? Çok teşekkürler Olgun bey, kısa kısa yorumlarınızla çok şey anlatıyorsunuz. Selemlar, saygılar...  17.04.2010 14:46
 

gülüyorum yada hapşırıyorum sanma,,,okudum çooook beğendim ve tek kelime Harika diyorum,,,,,,sevgiler,,,,,,,,,,,

Alyoşa-Sevmek Güzeldir. 
 16.04.2010 20:50
Cevap :
Yüzünüzden gülücük eksik olmasın çok yakışıyor size :) Teşekkürler beğeni için. Sevgiler :)  17.04.2010 11:19
 

Diğer yorum yapan arkadaşlara katılıyorum.. Ortasından sonrasını boğazım yumruk yumruk okudum.. Sonu gelmeli.. Selamlar, saygılar..

Bekir Gümüş 
 15.04.2010 22:37
Cevap :
Teşekkürler Bekir bey, gelecek sonu tabi. Beğendiğiniz sevindim. İnanın ben bile yazarken bir kaç kere ara verdim. Dayanamadım yani. Selamlar, saygılar...  16.04.2010 11:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 163
Toplam yorum
: 574
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 4509
Kayıt tarihi
: 26.03.08
 
 

Hayatı sevmek ve düzgün yaşamak isterken bulurum kendimi. Yaşamın bana verdikleriyle yetinmeye çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster