Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '22

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
8
 

Düş Kuran Umutlar

“SİYAH DENİZKIZI”nın yelkenleri, şeker pembesi rüzgârı boşaltır boşaltmaz, teknenin ardından ağlayarak koşan iri köpükler, seslerini ve siyah okyanusa döktükleri beyaz gözyaşlarını aynı anda kesiverdiler. Guletin ahşap gövdesini yaşama geçiren her parçayı, birbirine altın ayırmaçlar (simgeler) tutturmuştu. Sayıları binlerce idi ve her birisi dünyada konuk olduğu limanları simgeliyordu. “Doğanın Efendisi Güneş”in altında, gündüzü bile yakacak güçte, eğlenceli ateş böcekleriydiler sanki. Sahilde bekleyen gerçek dostlar ise, tekne demirlemek üzereyken coşkulu sulara doğru yönelen çok farklı bir çapa görmüşlerdi havada. Üzerinde J & L harflerini taşıyan dev bir mikrofon tasarımındaki demir, John Lennon’ın bu düşler teknesinden yükselen; ‘Give Piece A Change’inin notaları eşliğinde, kristal damlacıklar sıçratarak sulara gömüldü. Teknenin lombozlarından bazılarına ise plastikten üretilmiş, yakışıklı ancak sürekli bir sıkıntıları varmış gibi görünen, sevdiğine kazık atan gülünç genç erkek yüzleri karikatürize edilmişti. İlginç olan ise yol boyunca ‘Siyah Denizkızı’na eşlik eden şakacı dişi yunusların, bu hata yapmış eski âşıklara yolculuk boyunca tükürür gibi beyaz köpükler püskürtmeleriydi. Mutlulukla borda bordaya yol almış düşler teknesinin kaptanı “Dümen Koparan” uzun siyah saçları arkadan bağlı, 1.98 boyunda, bakır tenli, yakışıklı, genç bir kızıl derili idi. Tüm gönüllü personeli gibi! Teknenin iki yana nazlı nazlı sallandığı kadife sahilde, denizin laciverdinden gökyüzündeki maviye; istekle yükselen bir ağaç ise bakışlardan kaçmıyordu. Masmavi yosundan yaprakları denizyıldızları; gümüş tozu serpilmiş dalları ise ahtapot tasarımındaydı. Sonra mucize ağacın hemen arkasında, yürüdükçe aydınlığı artan buğday renkli kısa yolun sonunda, dev bir şnorkel göze çarptı. Okyanusa sıfırdan bakan, öyle her masaldan kolayca çıkamayan görkemli bir evdi bu. Nasır bağlamış karamsar yürekleri bile ışıtan bu ortam, kelebek gibi konmuştu dünyanın bu köşesine.”

GERÇEK HAYAT, NE KADAR GERÇEKTİR? “HEEEEY! YAŞASIN DÜŞLER!”
SAAT sabahın haberini verdiğinde çok sevdiği “Van” kedisi ve ona uyum sağlayan canı ‘Golden’ı, yatağının ayakucuna gelip patileriyle kendisini uyandırdılar. Dışarıdan bir yerlerden koca kentin uğuldamaya başlayan köpek balığı trafiğini algıladı. Sabahlığını üzerine alıp, akıl ve beyin dostu binlerce kitabın, CD ve DVD’lerin bulunduğu çalışma salonunu geçerek yemek bölümüne indi. Evin bir yerlerinden yumuşatıcı piyanosu ile “Schumann” yükselirken kahvaltısı geri sayıma geçmişti. Eli şekerliğe uzanırken, belleği de gece gördüğü rüyanın gizemine bir kez daha geri döndü. İnsanı titreten sıra dışı o ev, bahçesinde bekleyen fıstık yeşili renkli “Chopper”, düşler yelkenlisiyle çeşitli iklimlerde dalış yapmaktan dönünce kendisini sahilde karşılayan gerçek dostları, köpeklerin bile aldanmayıp, sahilde tasma takıp dört ayak üzerinde bir süre dolaştırdıktan sonra zaman tünelinden geri gönderdikleri kötü adam. Bir miçonun suların en derinine dalıp ünlü anahtarı çıkartması. Ve ardından kaptanın, kayalıklardaki dolabın içine kilitlenmiş o ‘dolap çeviren cezalı eski dostlar’ı salıvermesi. Gördüğü sahnelerin yalnızca ikisi kalmıştı geriye, düşüneceği. Bunlardan ilki; eski zaman tünellerinden birisine dalıp 1470’lerin başlarında Ege adalarından Chios’a bir ziyaret için gelen Christoph Colomb ile oraya gidip görüşmesiydi. Üstelik Colomb’u bir konuda ikna edebilmek için yanına adanın yerel falcılarından birisini de aldı. Aslında Nostradamus’u yeğleyecekti ancak Fransız fizikçi henüz doğmamıştı. Rum falcı ile birlikte ada komutanının karargâhına gidip Colomb ile orada buluştular. Ünlü gezgine yıllar sonra yapacağı ölümcül bir hatayı anlatıp ‘Kızıl derili Katliamı’na neden olmaktan kaçınması konusunda söz aldılar. Böylece Kuzey Amerika’nın yerlilerini kurtaran bir “Türk kızı” sıfatıyla da tarihe geçmişti. Daha sonra kabilelerini simgeleyen bir grup gönüllü insan da dünyanın bir ucundan minnet duydukları o genç kıza ömür boyu yardımcı olmak için geldiler. Kahvaltısını bitirirken “şiirsel rüya”nın final sahnesini bir kez daha yaşamaya çalışıyordu: ‘Şnorkel Ev’in önündeki altın tozunu andıran kumsalda, o “mavi yapraklı deniz ağacı”nın hemen karşısında; yine kitabıyla kucaklaşıyordu bir akşam. Evden dağılanBeethoven’in “Ay Işığı Sonatı” dalgaları sakinleştirirken, yine de tatlı bir esinti bırakmıştı havada. Tam hafif ürpermeye başlamıştı ki, bir çift güçlü kol, şarap rengi şalı omuzlarına bırakıverdi. Ve hemen yanına, altın tozu kumların üzerine de bir kadeh Chateau Margaux!
“Umutlarının Kurduğu Düşler” ise yaşamında çoktan gerçekleşmişti: Üst seviyede yabancı diplomatla yapılan evlilik, dev bir ülkede varsıl yaşam ve dünya üzeri “saygın markalı” üniversitede yüksek meslek unvanı profesörlük. “Düş Kuran Umutlar”ını minnetle düşünüp çayını bitirirken yardımcısı elindeki telefonu saygıyla uzattı: “- Eşiniz az önce New York’a inmiş, bakanlığa gitmek üzere! Ve beyefendi telefondalar, profesör hanım!” / Levent Üsküdarlı

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 76
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 42
Kayıt tarihi
: 09.12.08
 
 

1951 / İstanbul. Öğretmen bir ailenin tek çocuğu. Sade bir düzen içinde soluk alıp veren o "eski ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster