Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '10

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
537
 

Düş

İki derviş var düşümde. Yanımda, dimdik ayakta, elleri göğüslerinde kavuşmuş, bana bakıyorlar. Ben yatıyorum sırt üstü, kıpırdamadan, nerede yattığımı bilmeden. Gözleri kapkara dervişlerin, dudakları mühürlü. “Kim?” dedi bir ses “Kim uyanıkken rüya gören? Kim hayal kurarken, gerçek olan?” Sesimi çıkaramadım. Görüntüler bulanıklaştı. Bir tek dervişler kaldı gözümün önünde. Her şey duman oldu, salındı gitti.

Dervişler alıp beni bir suya götürdüler. Ta yukarılardan bir şelale akıyor, en tepesi bulutlarla kaplı. Sadece yukarıdan aşağı dökülen suları görüyorum köpük köpük. “Gir!” dedi. “Gir ve yıkan!” Merak ettim, şelale nerden geliyor. Kıstım gözlerimi yukarı baktım. Göremedim ucunu bucağını. “Gir!” dedi tekrar. “Ya su olur akarsın, ya köpük olur yok uçarsın bu alemde!” Bir ayağımı uzattım, sokamadım suya. Girmedi bir türlü. Diğerini uzattım, su istemedi. Çekildi benden. Köpük aldım bir tane. Havaya üfledim. Yukarı uçtu köpük. Şelalenin ortasında patladı. Çiğ yağdı üstüme, karlar, yağmurlar yağdı. Durmak bilmeyen fırtınalar koptu. Bir derviş girdi suya. Döndü, döndü, döndü… Ne yağmur kaldı, ne kar, ne de fırtına…

Sonra bir bahçeye götürdüler beni. Bin bir çeşit meyve ağacı. Erik, nar, üzüm… Ayva, incir, elma… Her biri farklı bir renk: Elma siyah, ayva kırmızı, erik mavi, nar bembeyaz, incir lacivert, üzüm şeffaf. Dervişler her meyveden bir tane kopardılar. Bir bir yedirdiler bana. Hepsi yediğim en güzel meyveden daha güzel, daha lezzetli. Bir daha yemek istedim. Durmadı içim, uzandım dallara. “Dur!” dedi. “Yediğin kimdir bu kadar neşeyle, lezzetli? Dur ve düşün!” Ağaçlara baktım uzun uzun. Sevgiyle gülümsediler bana. Tatlı tatlı şarkı söylediler kulağıma fısıltıyla. Dallarıyla sarıldılar boynuma. Ne meyve kaldı aklımda, ne lezzet. Bende sarıldım ağaçlara sevgiyle. Sarmaş dolaş olduk, binlercesi ile. Yaprak oldu her yanım, çiçek ve böcek.

Başka bir bahçeye gittik sonra. Bin bir çeşit hayvan. Koşup oynuyorlar hep birlikte. Bir birlerinin uzuvlarını takmışlar. Fil kulaklı tavşan, aslan ayaklı timsah… Balık gibi köpek, kuş gibi fare… Umurlarında değil farklı kolları bacakları. “Sus” dedi. “Susmak en büyük erdemdir. Yalanlardır sessizliği bozan.” Bir boğa geldi yanıma, koskocaman kartal kanatlarıyla. Kokladı her yanımı. Kocaman diliyle yaladı ağzımı burnumu. Açtı gözlerini büyük büyük. Kayboldum gözlerinde. Döndü geldi, buldu beni. Bırakmadı kaybolayım. Aldı sırtına, uçurdu karlı dağların üstünden. Hiç üşümedim…

Dergahlarına götürdüler dervişler beni. Dönüp duran milyonlarca derviş… Ayaklarının altında dans eden karıncalar. Hiç biri ezmiyor karıncaları. Bakmadan, görmeden bile dokunmuyorlar karıncalara. Karınca mı daha büyük, derviş mi, anlayamıyorum. “Bak!” dedi. “Bak savaşlara! Yıkıma, yokluğa, acılara, nefrete ve kıskançlığa! Kaçırma gözünü!” Döndüm karıncalara baktım. Onlar büyüdü yavaş yavaş, dervişler küçüldü. Karınca derviş oldu, derviş karınca. Ağaçlar geldi sonra, sarıldığım. Sular geldi köpükleriyle. Hayvanlar koşa koşa gelip yattılar ayağımın dibine. Sevdim hepsini birer birer. Okşadım başlarını. Ayırmadım hiç birini…

Dervişler aldı beni. Bilmediğim yerlere götürdüler. Hayallerde olmayan, ruhların kaynağı… Hayvanların, ağaçların ve dervişlerin bile hiç görmediği. “Sen!” dedi. “Sen var mısın?”

“Ben!” dedim “Ben zaten hiç olmadım ki!”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 554
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

12 Eylül 1980... Doğduğum gün... Mayıs 2010... Gerçeği arayışın 30'uncu yılı... Üniversite: Harran M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster