Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
158
 

Düş

Amaçsız adımlarla ilerliyorum yıllardır yüzüne bakılmamış olduğu, pul pul kabarmış boyasından belli, kahve renkli ahşap kapıya doğru. İçimde onlarca kaygı.

Ürkek bir çocuk gibiyim. Neden korktuğumu bile bilmiyorum oysa…

Kapının üzerinde paslı demir bir çengel var. İki adım daha atıp, kaldırıyorum kolu. Akordu bozuk bir keman sesi işitiliyor, ağır ağır açılan kapının menteşelerinden.

İçeriye doğru çekingen ama meraklı birkaç adımın sonrasında, ardımda kalan kapı kendi kendine kapanıyor. Acelesi var gibi. Ama bu sefer dalından düşen kurumuş bir yaprak kadar bile ses çıkarmıyor nedense.

Karşı duvarın dibinde özensizce birbiri üzerine bırakılmış birkaç saman balyası dikkatimi çekiyor ilkin. Gözlerim içerinin alacakaranlığına tam olarak uyum sağlayamasa da ilerliyorum o tarafa doğru. İçlerinden birini çekip kenarına oturuyorum.

Kısa sürede gözlerim alışıyor loş odaya.

Renkler şimdi daha belirgin.

Burası da neresi?

Sağ tarafımda kalan duvarın hemen önünde bir buğday yığını var. Sarı ve kahve tonlaraında bir küçük kubbecik ve ona doğru yerde uzanan kapkara bir çizgi. Biraz daha dikkatli bakınca anlıyorum toprak zemindeki karaltının, bu seneki mahsulden paylarını alma telaşındaki karıncalar olduğunu. Sessiz ve aceleciler.

Gülümsüyorum.

İçeride tarifi zor bir sessizlik var.

Sessizliğin sessizliği sanki. 

Sahi burası neresi?

Tam karşımda, içine oyuncak lastik bir topun ancak girebileceği genişlikte küçük bir açıklık var. Buranın tek ışık kaynağı olmalı. Oradan içeri giren gün ışığı huzmesinde normalde fark edilmeleri imkansız toz zerrecikleri çılgınca dans ediyor. Görebiliyorum hepsini. Yaramaz çocuklarla dolu  bir panayır alanı sanki. Koşuşturanlar, hoplayıp zıplayanlar, birbirleriyle şakalaşanlar… Ne ararsan var.

Büyülenmiş gibiyim.

Sol tarafımda duran bal kabağı ailesi, gülümseyerek selamlıyor beni. Başımı öne doğru eğerek, karşılık veriyorum çocukluk hatıralarıma. Tavanda asılı duran mısırlar kıskanıyor bu durumu. Yüzleri asık.

Aynı şekilde kurumuş saplarından birbirine bağlanarak, ahşap kirişlerden sarkıtılmış soğanlar da; saçları yanlardan örülü, kızıl saçlı, üzgün bir kız çocuğu misali düşürmüş dudaklarını.

Hızlıca bir şey yapmalıyım. Ama konuşarak olmaz. İçerideki kadim sessizliği bozmamam gerek…

Başımı kaldırıp gülümsemem yetiyor gözbebeklerinde rengarenk çiçeklerin açmasına.

Çok güzel bir yer burası.

Sessiz, sakin ve dingin.

Sonu mutlu bitecek bir film gibi.

Seyrek fakat uzun soluklar alıyorum. Her nefeste burun deliklerimden huzur doluyor göğsüme. Burası neresi bilmiyorum ama harika bir yer olduğu kesin. Korkmuyorum hiç. Bu masalda biraz daha kalabilsem belki de unutacağım korku, kaygı, endişe ne demekmiş.

Çok güzel bir yer burası.

Issız, tenha. 

Ama çok uzakta... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 80
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 251
Kayıt tarihi
: 16.09.11
 
 

1980 İstanbul doğumlu. Yalova'da yaşıyor. Yazmaya çalışıyor...  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster