Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2810
 

Düşen maskeler ve birden bire PKK’li oluveren Türk milliyetçileri

Düşen maskeler ve birden bire PKK’li oluveren Türk milliyetçileri
 

Mustafa Kemal ve Dersim mebusu Diyap Ağa. İstiklal Harbi yılları..


Emekli general bir parti başkanı elinde bir haritayla dolaşıyor. Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlerin Türklerin yanında savaşmadığını, dolayısıyla bu ülkede bir hak iddia edemeyeceklerini söylüyor. Elit okullardan mezun bazı zengin bebelerinin mail gruplarında “Türk açılımı istiyoruz” başlıklı bir mail dolaşıyor. Mailde, Kürtlerin bu ülkeye yük olduğu, devletin kendilerinin ödedikleri vergilerle Kürtlere yeşil kart verdiği, onların çocuklarını beslediği, aslında ayrımcılık ve asimilasyonun Kürtlere değil Türklere yapıldığı iddia ediliyor. Bu mide bulandırıcı iddiaları gören de Ceylan Önkol’un, Uğur Kaymaz’ın, Lice’de, Kızıltepe’de değil de Teşvikiye’de, Bağdat Caddesi’nde falan öldürüldüğünü sanır.

Bir yol ayrımındayız; maskeler yavaş yavaş düşüyor. Milliyetçilik, yerini açık ırkçılığa terk ediyor. “Kürt yok, onlar dağ Türkü’dür”, “onlarla etle tırnak gibiyiz”, “Ne mutlu Türküm diyene” klişelerinin yerini, yukarıdaki yaklaşımlar alıyor. Yani “olmayan”, “aslında Türk olan” Kürtler bu defa da “hain”, “savaş kaçkını”, “emperyalizmin oyuncağı”, “yük” falan haline geliyor.

O parti başkanının ve zengin bebelerinin dillerinin altındaki bakla şu: Kürtler vahşidir, barbardır, haindir. Dolayısıyla bu ülkede yaşamaya hakları yoktur. Ya seslerini kesip her türlü muameleye boyun eğip oturmalı ya da buradan gitmeliler. Susmaz ve gitmezlerse onları biz göndermeliyiz. Gönderebildiğimiz kadarını toprağın altına, kalanını sınırlarımızın ötesine…

Ne diyeyim; yüreğiniz, vicdanınız zaten yok da bari Allah bir lokmacık akıl fikir versin.


Kürtlerin Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda Türklerin yanında savaşmadığı iğrenç bir yalan. Çanakkale savunmasına sadece Kürtler değil, o dönem Osmanlı tebaasından olan bütün etnik unsurlar nüfus içindeki oranları ölçüsünde katıldı. Elbette Osmanlı ordusunun çoğunluğunu imparatorluğun Batı bölgesine yaşayan Türkler oluşturuyordu. Ama Çanakkale Savaşının yaşandığı tarihte Osmanlı ordusu sadece Çanakkale’de değil birçok cephede savaşıyordu. Mesela, bugün Mısır’ın sınırları içinde kalan Sina cephesinde Süveyş Kanalını ele geçirmek için savaşırken bölgedeki Arap kabileleri Osmanlı ordusunun yanındaydı. Kafkas cephesinde Osmanlı Ruslara karşı savaşıyordu, Kürtler çoğunlukla bu cephedeki birliklerde görev almıştı. Kürtlerin de Türklerin de pek üzerinde durmayı sevmediği bir nokta olarak, aynı tarihlerde Anadolu’da Ermeni tehciri uygulanıyordu. Kürt aşiret birliklerinin önemli bir kısmı da tehcirde Doğu Anadolu’yu Ermenilerden temizlemekle görevlendirilmişti.

Ayrıca Osmanlı’da askere alma usulleri şimdiki gibi değildi. Osmanlının “Müslüman Milleti”nin bir unsuru olan Kürtler Padişah Abdülhamit döneminde Ruslara ve Ermenilere karşı imparatorluğun Doğu bölgesini korumakla görevlendirilmiş, bu kapsamda Hamidiye Alayları kurulmuştu. Bu alaylar 1910 yılında lağvedilip yerine aynı işlevi görmek üzere “Aşiret Hafif Süvari Alayları” kurulmuştu. Kürtler bu birliklerde Doğu bölgesinde bugünkü jandarmanın (veya korucu) yaptığı işe benzer biçimde iç güvenliği sağlamakla görevlendirilmişti. Bir askerin aynı anda hem Kafkas cephesinde hem iç güvenlikte hem de Çanakkale’de savaşması mümkün olmadığına göre Kürtlerin Çanakkale Savaşı’nda nispeten az görülmesinin sebebi açıkça ortadadır. Yani o elinde haritayla dolaşıp Kürtlerin hain olduğunu ispatlamaya çalışan emekli general, (ve onun her alandaki tilmizleri) ya bunları bilmeyecek kadar tarih bilgisinden yoksun ya da siyasi çıkarları uğruna tarihi çarpıtacak derecede kötücül biri. Hangisinin daha vahim olduğuna varın siz karar verin.


Gelelim Kurtuluş Savaşı’na… Burada da hemen hemen aynı olgular devrededir. Zaten iki savaş arasında topu topu beş yıl vardır. Beş yıl içinde çok fazla şey değişmedi. Kürtler ağırlıklı olarak Doğu cephesinde, Türkler Batı cephesindeydi… Buna rağmen birçok Kürt kökenli asker Yunanlılara karşı savaşmıştır. Hatta Türk-Yunan savaşından önce Antep, Urfa ve Maraş gibi Güney illerinde yerel halk kendi imkânlarıyla direnişe geçip işgalci Fransızları kovmuştur. Urfa nüfusunun çoğunluğu Kürt’tü; Antep ve Maraş’ta önemli oranda Kürt nüfus yaşamaktadır. Mesela, Antep Harbinin sembolleşmiş kahramanlarından biri olan “Karayılan” lakaplı Molla Mehmet bir Kürt’tür.


Kürt ileri gelenlerinin çok büyük çoğunluğu Erzurum kongresine ve TBBM’ye katılmış, İstiklal Harbi’ne destek vermiştir. Elbette o dönem Kürtlerin ayrı bir devlet kurmasını isteyen Kürtler de vardır. Bu amaçla birkaç Kürt isyanı da çıkmıştır. Bunlar milli isyandır, yerel anlaşmazlıklardan kaynaklanan ayaklanmadır, haklıdır haksızdır başka mesele de peki aynı günlerde meydana gelen Türk isyanlarını hatırlamak niye kimsenin işine gelmez? Buyurun, İstiklal Harbi döneminde çıkan bazı Türk (ve Çerkes) ayaklanmaları: Bozkır Ayaklanması, Ahmet Anzavur Ayaklanması, Düzce Ayaklanması, Yenihan Ayaklanması, Yozgat Ayaklanması, Zile Ayaklanması, Konya Ayaklanması, Çopur Musa (Çivril) Ayaklanması, Demirci Mehmet Efe Ayaklanması, Çerkez Ethem Ayaklanması…


Yani o günlerde Ankara Hükümetine karşı Kürtlerin her bir isyanına karşılık Türkler neredeyse üç defa ayaklanmışlar. Bunun yorumunu okuyanlara bırakıyorum.


Kürtlerin çoğunluğu sadece İstiklal Savaşı’nı desteklemekle kalmadılar, Lozan görüşmelerinde de Türkiye’den ayrılmak istemediklerini beyan ettiler. Hem o günlerde Ankara’nın kendilerine verdiği sözlerden hem de etnik kökenden ziyade dinî paydaya önem verdiklerinden dolayı İngilizlerin kışkırtmalarına gelmeyip Lozan’da Türkiye’nin tezlerini desteklediler. Bu sayede Lozan’da Türkiye’nin şimdiki sınırları (Hatay hariç) oluştu. Ancak Devletin Kürtlere cevabı şu oldu: Vazifemiz bu vatan içinde bulunanları behemehal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.’ (Başvekil İsmet ( İnönü) – 1925).


Lozan’dan bugüne kadar Türkiye’deki Kürtler için tarih bir inkâr, baskı, aşağılama ve kıyım tarihi oldu. “Kart kurt Türkü” oldular. Yok sayıldılar. Dilleri yasaklandı. Dili bir yana bırakın, “Kürt” kelimesini telaffuz etmek bile suç haline geldi. “Kuyruklu Kürt” diye aşağılandılar. “Kıro” diye alay konusu oldular. Sürgün edildiler. İleri gelenleri toplama kamplarına yollandı. Asimilasyona tabii tutuldular. Köyleri yakılıp yıkıldı. Kürt köylülerine dışkı yedirildi. Sorgusuz sualsiz kurşuna dizildiler. Kurşuna dizen generalin adı olayın meydana geldiği ilçedeki askeri kışlaya verildi. Diyarbakır Cezaevi’nde insanlık tarihinin en iğrenç, en utanç verici işkencelerini yaşadılar. Bütün bu zulme, inkâra, aşağılamaya rağmen Kürtlerin büyük çoğunluğu bu ülkede Türklerle birlikte yaşamak istiyor. Devletin onlara reva gördüğü bunca zulme, haksızlığa rağmen bugün Kürtlerin çoğu PKK’ye katılmak için dağa çıkmayı değil, korucu olmayı veya askere gitmeyi tercih ediyor.


Ancak Kürtler yine de Türk milliyetçi-ırkçılarına yaranamıyor. Önce “yok”, bir ara “Dağlı Türk” sayıldılar. Şimdilerde ortadan kaldırılması ya da sınır ötesine gönderilmesi gereken hainler olarak görülüyorlar. Buna rağmen bunları iddia eden Türk ırkçıları değil, Kürtler bölücü sayılıyorlar.


Evet, bölücü olan Kürtler de var. Şimdilerde bu hedefinden vazgeçmiş gibi görünüyor ama PKK de önceki dönemde bunu yüksek sesle dile getirip silahlı mücadeleye başlamıştı. Yani özünde onlar da iki halkın bir arada yaşamasının imkânsızlığını anlatmak istiyorlardı. Şimdi bu Türk bölücüleri PKK’yle aynı çizgiye düşmüş olmuyorlar mı? Onun söylediğinden ne farkı var? Madem bu noktaya gelinecekti bunca kan niçin döküldü? Acaba ne oldu da birden bire PKK’nin 1990’lı yıllardaki söylemini benimsedi bu azılı PKK karşıtları? Onlar da mı PKK’li oldu yoksa? Amaç aynı olduğuna göre bu da olağan bir dönüşüm tabii ki…

....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

TC bir anlamda çöken Osmanlının, Devlet-i Aliye'nin kurtarılmasıdır. Bu noktadan bakılırsa, cumhuriyeti ilan etmek zorunlu bir yoldu. Aksi halde devlet tamamen dağılacaktı. Kürtlerin bu noktada seçme şansları yoktu zira, yeterince örgütlü değildiler, ikincisi, dış destek konusunda Ermenilerle bir Kürdistan kurma konusunda tam bir işbirliği yapamadılar. Hal böyle olunca, Kürtlerin TC ile birlik olmaktan ve M.Kemal'ê güvenmekten başka seçeneği yoktu bu yüzden de Ahmed arkadaşımın "Kürtler kendi hatalarının cezasını çekiyor" yorumuna da katılamıyorum. 1. dünya savaşı öncesi ve sonrasında bütün zayıf halkların ölmekle savaşmak arasında bir tercihleri zaten yoktu, türkler, kürtler, arnavutlar, bulgarlar, ermeniler, vs. emperyalist parçalanmaların kurbanlarıydı. Rusya, topraklarını dağılma sürecinden devrim yaparak kurtardı.Lenin sonrası bizdeki gibidir. Sorun, devrim kadrolarının devrim muhaliflerini susturmak için "istibdat" rejimini sürdürmesiydi. Bu imparatorlukların geçiş süreciydi.

Başak ALTIN 
 13.10.2009 12:10
Cevap :
Tabii o insanların niçin o şekilde davrandıklarını o günün şartları içinde değerlendirmek lazım. Aksi tarih dışı bir yaklaşım olur. Bence senin saydığın faktörler dışında önemli bir faktör de Kürtlerin o zaman Osmanlının devam edeceği, kendilerinin de devletin asli unsurlarından biri olacaklarına inanmış olmalarıdır. Zaten Şeyh Sait isyanının asıl sebebi ayrı bir Kürt devleti kurmak değil, saltanatın ve hilafetin kaldırılıp devletin Türklük/Türkçülük temeline dayandırılmış olmasıdır.  13.10.2009 13:59
 

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Gelişmiş ülkelerde bile ırkçılar vardır. Bugun Fransada, Almanya'da, Italya'da ve başka ülkelerde ülkedeki müslümanlara veya kendileriyle aynı ırktan olmayan diğer yurttaşlara saldırılar yapılmakta, aşağılamalar yapılmaktadır. Hatta bunların ırkçılıkla ilgili sorunlu bir yakın tarihleri vardır. Fakat ote yandan bunlar ulus devlet ile kalkınmışlar, kendi demokrasilerini kurmuşlar ve refaha kavuşmuşlardır. Bütün mesela ulus devlet kurmakla ırkçılığı birbirine karıştırmamak. Şimdi Türkiye'de bir takım insanlar yanlış şeyler söylüyorlarsa bütün Türkler aynı şeyleri söylüyor anlamına mı geliyor? Kürtlere şunlar yapıldı bunlar yapıldı derken her birine kaynak göstermelisiniz. Mesela "toplama kampları" demişsiniz. Nerededir bu "kamplar"? Ne zaman kuruldu kimler ne için gönderildi? 1920'de Ankara Kürtlere ne sözü verdi ve kaynağınız nedir? Biz burada uniter devleti yaşatamazsak ayrışırsak buyuk acılar cekeriz. Bu emperyalistlerin işine gelir ama bizim hiçbir

Cem A. 
 13.10.2009 10:59
Cevap :
Cem Bey, herhalde ben de bütün Türkler ırkçıdır gibi saçma bir laf etmedim. Sonuçta bunları yazan ben de bir Türküm. Yazıda geçen "toplama kampları"yla ilgili bilgi için Taraf gazetesi yazarı Ayşe Hür'ün 13 Temmuz 2008 tarihli yazısına internetten ulaşabilirsiniz. http://www.taraf.com.tr/makale/1205.htm Kürtlere verilen sözler konusunda 13 Kasım 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayımlanan Neşe Düzel - Cemil Koçak söyleşisine bakabilirsiniz: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=204424 Dünyada üniter olmayan ama gayet güçlü devletler vardır. Ayrıca sorunumuz da üniter veya federal devlet olma sorunu değildir.  13.10.2009 21:54
 

Sana mı kalmış din kardeşliği. Kurtuluş savaşında din kardeşiyiz de, Türklerle beraber düşmana karşı savaş. Lozanda din kardeşiyiz de ayrılmak isteme. Al sana. Din kardeşin seksen yıldır gösterdi sana kardeşlikten ne anladığını. Şimdi senin ayrılmak istemediğin yerlerden kendileri seni göndermek istiyor. Yani sana saldıracak öldün öldün ölmedin sınır dışına canını zor atacaksın. EE bu işler böyle. Kardeşlik köprüyü geçene kadar. Savaş bitti, düşman gitti. Artık kardeşinin sana ihtiyacı kalmadı. Bak sen Çanakkaleden de kaçmışsın. Ha pardon o zaman din kardeşliği için Ermenileri telef ediyordun. E ermeni bitti, batılı bitti sıra sana geldi. Tadını çıkar inkarın, asimilasyonun, kovulmanın. Sen ne bekliyordun ki. Hadi canım eşitlik ve kardeşlik bekleyecek kadar saf olamazsın. Anlaşılan o kadar safmışsın... Saygılarımla

ahmet (hoşçakalın-artık yazmayacağım) 
 12.10.2009 14:32
Cevap :
Ahmet kardeşim, birtakım çılgınlar Kürtleri yok edebileceklerini ya da bu ülkeden kovabileceklerini sanabilirler ama bu onların binlerce yanılgısından biri olabilir sadece. Sene 1915 veya 1940 değil, 2009.  13.10.2009 10:34
 

sayın yazar; dilerimki yazınızda bahsi geçen Emekli general ve parti genel başkanını Ankarada ziyaret edip ne gibi belgelere dayanarak bu sözleri sarf ettiğini ilk ağızdan dinleme fırsatı bulursunuz. Sayın Osman PAMUKOĞLU hiçbir zaman "çanakkale ve kurtuluş savaşında kürtler yoktur" dememiştir sadece katılım oranı %2 dir demiştir bu belgeler GenelKurmay yayınlarında da mevcuttur. Bu ülkenin kazanılmasında çerkezi, tatarı, kürdü, lazı vs.vs. gerek büyük savaşlarda gerekse bölgesel savunmalarda büyük emek vermiş, mallarını ve canlarını seve seve feda etmişlerdir lakin 25 yıldır bu ülkede yaşananlar vatandaşlık anlayışına vatan bayrak ve millet sevgisi ile bağdaşmamaktadır. Bizler vergimizi vererek elektrik su vb. ödemelerimizi zorda olsa yaparak ülke ekonomisini ayakta tutmaya çalışırken g.doğu bölgesinde vergi verilmediği çoğunda kaçak elektrik kullanıldığı vergisel denetimlerin dahi yapılamadığı aşikardır. Bu ülkeyi beraber kazandık derken bölmeye çalışmak vatanseverlikle bağdaşmıyor

kaan özkan 
 12.10.2009 9:43
Cevap :
Sayın Özkan, söz konusu parti başkanını Ankara'da ziyaret etmeme gerek yok. Kendileri sağ olsun reyting delisi televizyoncularımız sayesinde her gün evlerimizi zorla ziyaret ediyor. Söylediklerinin inandırıcılığına karar vermemizi sağlayacak en önemli belge de bizzat kendisi. İnandırıcılığı yok. Üslubu da yıkıcı. Çanakkale ve İstiklal savaşlarında neler olduğuna dair fazla belgeye de gerek yok. Biraz aklı mantığı olan, okuma yazma bilen ya da belli bir yaşta olup o savaşların canlı tanıklarını dinleme fırsatı bulanlar gerçeği biliyor. Gerçek, o parti başkanının anlatmaya çalıştığı gibi değil, benim bu yazıda anlattıklarım gibi. Devlet, devlet gibi davranmayı öğrenirse vatandaş da vatandaşlığını yapar. Mesela devlet Kürt vatandaşına bok yediren subayı terfi ettirmez, 14 yaşındaki Ceylan'ın neyin öldürdüğünü hemen ortaya çıkarıp sorumlulardan hesap sormayı akıl edebilirse şikayet ettiğiniz şeyler de azalır.  13.10.2009 10:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3544
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster