Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
471
 

Düşlence

Hayatın turşusunu kurdum,
Dil yakıyor zehir gibi acı
Kekremsidir tadı
“reçeli de güzel oluyor.” Dediler
Beceremedim yapmayı.
Ruhumu bedenimden ayırdı elindeki giyotin
Ruh engel sevdaya
Ruhtur ki gerçek sevdayı kendinde bulur.
Çiğ ezgilere açık kulağım.
Bekliyorum.
Balkon camına taş at iki kez.
Göz yaşlarıma tutunup ineceğim sana.
Son türkünün iç çekişinde bıraktım göz yaşımı,
Bir göz yaşımı, bir otuz beş yaşımı.

Parmaklarım özlemiş fırça tutmayı. Sanki yıllardır birbirini görmeyen iki dost gibi. Bütün gece gezinip durdular tual üzerinde.

Önce bir yağmur yağdırayım istedim kendi dünyamda. Bir dağ, üç beş ağaç... Hiç suyun hayat veren güzelliği olmadan olur mu? Bir göl, iki üç çalı çırpı, pastel renkli çiçekler, su kenarında kaya parçaları, gölgesi suya düşüyor dalların... Bir de göl kenarında küçük bir kulübe olmalı, önündeki patika yol ormanlara ulaşmalı.

İşte yağmura hazır benim tual üzerindeki dünyam. Ama nedense yağmur hep resimlerde çizgi çizgi yağar. Günü geçmiş ümitlerde çizgi çizgi olur yüreklerde. Hiç güneşsiz olur mu? Nasıl olsa benim dünyam, kim karışır. Yağmur yağsın ama mutlaka güneş tepelerden doğsun. Bir de güneş yapmalıyım şu köşeye, çizgi çizgi ışık saçmalı yeryüzüne. Yeni ümitlerin umuduyla...

Parmaklar ve fırça ayrılmaz ikili. Her çizgi, her yağmur, oluşan her şekil beni bir yerlere götürür. Bahar ya da yaz sonrasını paylaştığım kelebekleri, papatyaların soluklarına sığdırmaya çalıştığım düşlerimi akıtırım parmaklarımdan, her renk bir şekil, her şekil renklerin dili, düşürür düşlere beni.

Gün gelir yanlış hikâyelerde insanlar yaşlanır ve o zaman geç kalınmış her şey resimdeki yağmur gibi çizgi çizgi yerleşir insanın yüzüne. Güneşin doğuşu uzaklarda kalmıştır artık. Belki de güneş bilinmeyen bir yerde ve bilinmeyen, gidilemeyen yerlere doğru çizgi çizgi ışımaktadır.

Belki de ışığa bakarken karanlığın korkusunu yaşıyoruz. Bakıyoruz, ama görmeye pek niyetli değiliz. Güneş kadar parlak umutlarımızı, onca orman dururken, denizin dibindeki bitkilere yönlendiriyoruz. Oysa ki yağmur sonrası hava umut kokar. Hayat her tadını gökkuşağında gösterir. Gökyüzünde bembeyaz pamuk gibidir bulutlar, dokunsan eline yapışacak cinsten. Keşke bir tutamından cebime koyabilsem gökyüzünün. Elimi her cebime atışımda bir parça dağıtabilsem tüm insanlara. Yüreğimde her renkten bir şeker; küçük bir çocuk gibi güle oynaya yaşıyorum. İçimde ki çocuğa yaşlanmak dışında her şeyi öğrettim. Gün gelir de onu da öğrenirse umarım şekerlerim onu unutturmaya yeter...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

umut mavisi,mutluluk beyazı,bazen hüzün sarısı -o da gerek çünkü- eksik olmasın...kelimeleriniz kadar güzel olsun hayat resminiz...sevgilerimle..

ahu aydınlıgil 
 15.09.2007 20:32
Cevap :
teşekkür ediyorum.Sevgiyle kalın.  24.12.2007 18:39
 

Yaşlanmayı öğretmenin yöntemi varsa benim içimdeki çocuk da hiç büyümüyor. Gerçi ben şikayetçi değilim. Ama yine de öğrenmek isterdim.

Osman Ömer 
 15.09.2007 19:15
Cevap :
o yöntemi bulduğum zaman size de söylerim.  24.12.2007 18:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1493
Kayıt tarihi
: 03.09.07
 
 

Hayatı, yaşamayı, insanları, doğayı seviyorum. Farklı hayatları, farklı zamanlarda yaşayanlardanım. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster