Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
2984
 

Duştan çıkan bu yabancı da kim? Nası yani yaaa!?

Duştan çıkan bu yabancı da kim? Nası yani yaaa!?
 

Bu kısa öykümüzde, muhteşem güzelliğiyle erkek kahramanımızın aklını başından alan bir hatun kişinin, duşa girip çıktıktan sonraki akıl almaz değişimine tanık olacaksınız!!! Azzzz sooonraaaaaaaa!

Kadın büyüleyici güzelliği ile gözlerini kamaştırmıştır adamın. Beline kadar inen, mükemmel kıvrımları ile denizlerin dalgalarını bile kıskandıracak kadar alımlı saçları, Barbie bebeklerini aratmayacak denli muhteşem yüz hatları vardır. Üstelik ışıl ışıl parıldayan dolgun dudakları ile öylesine hoş bir tebessümle gülümsemektedir ki adama ki, kahramanımız dayanamayıp soluğu bardaki muhteşem yaratığın yanında almakta bir an bile tereddüt etmez...

Kolay olmuştur tanışıp kaynaşmaları..Bir içki, bir içki daha derken samimiyet iyice ilerlemiş, artık her ikisi de birbirlerinden hoşlandıklarını saklayamaz duruma gelmişlerdir. Kahramanımızın hoşlanmaması zaten ihtimal dahilinde değildir ki! Hatta olabilemez böyle bir durum!

Çünkü karşısında "Gölgeleri güllerle bezenmiş upuzun kirpikler" altında, buğulu bakışlarından gözlerini alamadığı yosun yeşili bir çift göz… Gözlerin üzerini gökkuşağı gibi çerçevelemiş yay gibi kaşlar.. Hatta adam bir ara gözlerinin takıldığı muhteşem dekoltesinden fırlayacakmış hissi veren dolgun memelerin altındaki kalbinin bile hızlandığını hissetmiştir kadının.

Sohbet de artık iyice ilerlemiştir zaten ve her ikisinin de tanıdığı ortak bir mekana gitmek için vakit değiştirme zamanı çoktan gelmiş de geçiyordur bile!Nihayet son içkilerini de birlikte yudumladıktan sonra, dans etmek ve daha iyi kaynaşmak amacıyla mekan değiştirirler..Kalabalık bir gece kulübündedirler artık. Loşluğu bir yana, sigara dumanından ayrıca göz gözü görmez bir hal almış bu mekanda, insanlar nerdeyse balık istifi bir halde bir birlerinin üzerine yığılmış, deliler gibi eğlenmek(!)tedirler. Samimiyeti hayli ilerletmiş çiftimiz de dahil olurlar bu çılgın dans eğlencesine. Ve o kalabalıkta bırakın dans etmeyi, adam gibi nefes alıp, sağına soluna dönmek bile apayrı bir beceri gerektirdiğinden oldukları yerde bellerini ve omuzlarını sağa sola kıvırarak, çılgınlar gibi dans(!) ederler..Adam yanında salınan muhteşem yaratıktan öylesine etkilenmiştir ki, sağdan soldan yanındaki kadına yönelen beğeni dolu bakışlar, kıskançlık duymak bir yana, gururla kabartmaya başlamıştır göğsünü..Dj’in hareketli müziklerine ara verip romantik parçalar çalmaya başladığı dakikalar gelip çatmıştır bu arada.. Kahramanımız, ardı ardına yuvarlanan içkilerin verdiği cesaretle ve karşısındaki dünya güzeli sandığı(!) hatunun cazibesinin de etkisiyle sarılmıştır kadının bedenine. Ve o anda kulağına fısıldar onu istediğini…

Daha sonra elele, jet hızıyla başlamış olan aşklarının tatlı sarhoşluğu başlarını döndürürken, evlerine(!) gitmek üzere çıkarlar mekandan.

Adamın evindedirler şimdi ve mutlu sona hızla yaklaşmaktadırlar. Işıklar yakılmamış, sağda solda dağılmış mumların hafif hafif titremekte olan alevlerinin loş ışığında sarılmışlardır birbirlerine.. Elini bir ara kadının göğsüne attığında memelerinin göründüğü kadar diri olmadığını hisseder gibi olur adam ama çok da üzerinde durmaz. Vakit kaybetmenin bir anlamı yoktur şimdi. Vuslata beş kalmıştır.

. Veee.. In ın ıınnnnnnnnn!Dudaklar birleşmiştir nihayet! (Burada yönetmeniniz, yani ben, eski Türk filmlerinde olduğu gibi kameranın objektifini yanmakta olan mumun titrek alevine çeviriyor ve o hoş sarı aleve zoom yapıyorum dostlarım.Hafifçe flulaşan görüntüyü de yavaş yavaş karanlığa doğru kaydırıyor ve görüntüyü karartıyorum. Fade out yani. Hoş!?? Bu arada çiftimizin ne yaptığını hepimiz biliyoruz tabii ki ama yine de detayları sizlerin hayal gücüne bırakmak en edeplisi olacak galiba:))

Gereksiz detaylar bizi bağlamıyor bu hikayede zaten. Asıl incelik şu dakikadan sonraki detaylarda gizli.

Mutlu sona ulaşılmış ve muhteşem kadınımız duşa atmak istemektedir kendini. Erkek kahramanımız kendisiyle birlikte banyoya girmek istemişse de izin vermez ona. Yalnız gitmekte ısrar eder. Yerden giysilerini (ama özellikle silikonlu sutyenini) alır ve kaçarcasına banyoya atar kendini.

Banyoya geldiğinde aynanın karşısında fark eder ki, yosun yeşili lenslerinden birisini yatakta düşürmüştür. Van kedileri (veya Sibirya Kurdu-Husky de olabilir) gibi dolaşmak hoş olmayacağından, diğer lensini de çıkarır ve kutusuna yerleştirir istemeye istemeye.. Ardından da takma kirpiklerini çıkarıp koyar kutusuna..

Yosun yeşili gözleri kahverengi kahverengi bakmaktadır artık ve lens de arada batmadığı için buğulu bakmamaktadır gözleri. Canı sıkılmıştır ama yapacak bir şey de yoktur, çıkınca bulacaktır artık lensinin tekini.

O arada kafasındaki çıt çıtların (Çıt çıt eşittir bir çeşit takma saç) bazılarının da açıldığını fark eder. Zaten çıkaracaktır canııım. Duşa çıt çıtlarıyla girecek hali yoktur ya. Boşuna mı maşa yaptırmak için üç saatini kuaförde geçirmiştir. Hatta çıt çıtlar bir yana, kendi saçlarını da yıkamasa daha iyi olacaktır ama, yıkamaya karar verir. Duştan çıkınca saçlarını dağınık topuz şeklinde toplarsa bir şey belli olmaz. Sabah nasılsa çıt çıtlarının maşalarını tazelemesi için uğraması gerekmektedir kuaföre, o arada kendi kısa saçlarına da maşa yaptırıverir canııım, n’olacak?!! Duşa girer ve kendisi ılık suyun rahatlatıcı etkisine bırakır..Duştan çıkmış, tam kurulanmaya başlamıştır ki, o da ne? Tam o sırada elektrikler kesilmez mi? Kalakalmıştır karanlık banyoda..

Neyse ki elinde kocaman bir mumla kahraman erkeği gelir ve açar banyonun kapısını. Ve, veeee… Gene ın ın ııınnnnnnn!

Aman tanrım. Az önce kollarında tuttuğu o muhteşem yaratık gitmiş, yerine bambaşka, yabancı bir kadın gelmiştir. Bu da kimdir yahu?!! Ne alaka? Nası yani?!!

Bu kadın az önce uzun saçlı değil miydi? Adam daha bu soruyu yanıtlayamamışken kafasında, elektrikler aniden geri gelir ve kadın tüm doğallığıyla karşısında kabak gibi durmaktadır artık! Kabak ama, kabak deyip geçmeyin lütfen. Tıpkı Külkedisi Sinderella’nın gece on ikiden sonra bal kabağına dönüşen muhteşem at arabası gibi, bu kadın da gece yarısından sonra değişime uğramış, garip bir hal almıştır.

Işığın da yardımıyla artık değişimin bütün detaylarını görür adamımız en acı çıplaklığıyla. Kadının aslında çok da iri olmayan memelerine takmaya çalıştığı silikonlu sutyeni elinde öylece kalakalmıştır. Duşun altında yarısı silinip uçmuş (gerisi kalemle tamamlanmış olduğundan) yarım kalmış kaşlarının altındaki kahverengi gözlerini kocaman açmış, şaşkınlıkla bakmaktadır adama..

Gölgeleri güllerle bezenmiş uzun kirpikleri kutusunda kuzu kuzu yatmakta olduğundan, kısa kirpiklerle gölgesiz bakmaktadır o gözler şimdi. Taşırılarak sürülmüş bir ruj olmadığından dolgun efekti kalmamış ve parlatıcısı uçup gitmiş dudaklarındaysa, tebessüm etmek ve etmemek arasında garip bir kıvrım belirmiştir..

Adam aynanın önünde kıvır kıvır yatmakta olan takma saçlara da şööle bir garip garip baktıktan sonra "acaba ben Sinderella ile birlikteydim de saatini mi kaçırdım?" diye düşünerek çıkar banyodan…

Ve iki modern kahramanımızın da hikayesi burada biteeeeer!

Kıssadan hisse: Artık sokakta gördüğünüz her güzelliği umarım gerçek sanmazsınız beyler...

Ayrıntıda gezinmek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yani pek de yabancısı olmadığım bir filmin, farklı versiyondaki senaryosunu okumuş gibiyim... Allah'tan yönetmenimiz 'araya parça koymamış' da, sosyal içerikli bir 'aile filmi' tadında olmuş :)) Peki bu işin sorumlusu kimler? Sadece ambalaja bakarak hüküm getiren ve tercihini uçkurunun yönlendirmesi neticesinde belirleyen erkekler mi? Yoksa, dışına yaptığı 'geliştirmenin' onda birini beynine yapmaktan aciz olduğundan, kalçasından başka güvenecek bir özelliği olmayan özgüven yoksunu kadınlar mı? Bana bakmayın; vallahi benim bir suçum yok :)

Alptekin YILDIZ 
 11.09.2006 23:52
Cevap :
Kişiliklerini beslemedikleri için özgüven yoksunu kaldıklarını anlatmaya çalışmıştım bu hikayenin devamı niteliğindeki yazımda..Kaportaya cilalamaktan motora bakım yapmayı ve yağını eklemeyi unutuyorlar galiba. :))  12.09.2006 10:27
 

Aklıma geldi.Bi gün oğlum gözlerine lens takmış lavaboda yüzünü yıkıyodu.Tam o sırada kapı çaldı.Gelen benim arkadaşımdı.Yanında bir küçük oğlu ve benimkinden bir yaş büyük kızıyla birlikte.Tam o sırada oğlum lenslerinden birini lavaboya düşürmüş dolayısıyla o şekilde çıkmıştı misafirlerin karşısına.Ahmetin bir gözünün yeşil bir gözünün kahverengi olduğunu farkeden misafirler,ayy ahmet gözlerine ne oldu diye sordular hayretle.O anda aklıma gelen ilk şeyi söyledim,hiç düşünmeden.Ay sormayın dedim bir gözüne çamaşır suyu kaçtı.Son derece üzülen konuklarımız teselli cümlerine başladılar.ayy çok üzüldük diyerek.bir taraftanda boşver üzülme böylede çok güzel olmuşdiyorlardı,tıpkı van kedisi gibi.biz ise krizler geldikçe mutfağa gidip karnımız ağrıyıncaya kadar gülüp gülüp geri geliyorduk.Gitmelerine beş kalaya kadar.Giderken korkunç gerçeği öğrenen misafirlerimizle birlikte bu kadar saf olmalarına inanamayıp tekrar güldük onlarla birlikte karnımız ağrıyıncaya kadar.Yazıyaoturdu dimii...

Ayrıntıda gezinmek 
 07.09.2006 13:55
Cevap :
:)) Paylaştığınız için teşekkür ederim. Van Kedisi diyen bir tek ben değilmişim demek ki! :))  07.09.2006 14:39
 

Kesinlikle çok güzel...Özellikle finalde beylere seslenmen müthiş..Umarım mesajı almışlardır:)

Neslihan 
 05.09.2006 23:51
Cevap :
:)) Sağolasın Neslihan..  06.09.2006 11:19
 

:))))))

Emef 
 03.09.2006 23:50
Cevap :
:))  04.09.2006 10:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 117
Toplam yorum
: 889
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2185
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1969 İstanbul'unda açmışım gözlerimi bu dünyaya... Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, şimd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster