Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '15

 
Kategori
Cinsel Sağlık
Okunma Sayısı
332
 

Düşüncelerim grip kaptı. Cinsel hayatım allak bullak…

Düşüncelerim grip kaptı. Cinsel hayatım allak bullak…
 

Şahane’ kelimesi, kardeşi gibi ‘muhteşem’ bir kelime. Söylerken, şöyle insanın ağzını doldura doldura ve bir şelale gibi akıyor. Sanki cevizli baklava yemişsiniz, tükürüğünüz durmak bilmiyormuş ve ağzınızı doldurmuşken ‘a’ ve ‘e’ harflerini söylüyormuşsunuz gibi… ŞAHANE!

Mesela ne olurdu, sabahları kalkınca kendimi berbat hissediyorum yerine ‘ŞAHANE’ hissediyorum desek? Ya da nasılsın dediklerinde derin bir nefes alıp, bahar yeli gibi ‘muhteşem’ desek?

 Dikkat ettiniz mi? Muhtemelen "şahane" daha vurgulu geldi zihninize. Çünkü muhteşemi küçük harflerle yazdım. Ayrıca şahaneyi muhteşeme göre daha fazla reklam ettim. İşte size düşünce virüsü.

Robert Dilts düşünce virüsünü şahane açıklamış. Volkan Çubukçu’nun muhteşem tercümesiyle (2008, sf. 215-217):

“ …düşünce virüsleri, daha büyük bir gerçeğe hizmet etmek yerine kendi geçerliliklerine hizmet eder (…)  …bu tip düşünce virüsleri aynı vücut ya da bilgisayar virüsleri gibi, kişinin zihin ve sinir sistemini enfekte edebilirler.  (…) Kişinin mevcut inancını yasallaştırmaya karar verip, hayatını sürekli buna göre yönlendirmesi sonucunda da bunlar ‘kendini gerçekleştiren kehanet’ doğrultusunda yeniden ürer ve sürekli çoğalarak yaşamaya devam ederler.”

………

Loş ışıklar altında gevşemiş ve birbirlerinin nefeslerini hissetmekten heyecanlanmış çift, divanda çırılçıplak ufak dokunuşlarla sanki tekrar tanışıyorlardı. Tam o sırada kızın telefonu çaldı. Babası hatta. Baba geçen hafta by-pass operasyonu geçirdiği için kız sağlığından endişelenip hemen telefonu açtı. Baba (sanki hissetmiş gibi) kızının hatırını sormak istemiş, öylesine aramış (mış!). Birkaç kısa hoşbeşten sonra telefonlar kapatıldı. Kız heyecan içinde tekrar erkeğe döndü. Doğal olarak telefon yüzünden ikilinin arasındaki şahane muhabbet gri bulutlara dalmış ve erkek sertliğini koruyamamış veya kaybetmişti.

[Kelimelere bakar mısınız? Sertliği korumak veya kaybetmemek. Sanki elindeymiş gibi… “Sertliğim! Dur gitme başına bir şey gelir. Seni korumam lazım. Bak sonra seni kaybederim yoksa!]

Neyse kız bu durumu fark etti ve endişeli gözlerle, “Ne oldu bir tanem. Bir sorun mu var?” dedi. Buyurun size anne modeli. Olmadık yerde, olmadık durumda, olmadık duygulanımdayken adamın karışında bir anne modeli var. Sanki penisi dış etkilerle yumuşamış değil de; bir çocukmuş, yere düşmüş ve ağlamakla ağlamamak arasında karar vermek içinde anneye bakıyormuş gibi.  “Vah yavrum, dizini kanatmış. Gel de öpeyim geçsin. O kadar önemseme!” der gibi.

Alın size bir düşünce gribi. Hani tam otobüse binerken birden sümüğümüz akar ya. Ya da toplantıda söz alınca akacağı tutar meretin. Tam lazım olduğunda, bizim adamın da düşünceleri sümük olup beyninin içine akıyor. Haydi bakalım, sertleşebilirsen sertleş. “Yar! Bana bir psikolog medet!”

Ya da şöyle diyor kız: “Ah bu babam yok mu. Hep keyfimi kaçıracak bir zamanı bulur. Hissediyor mu nedir?” Buyurun buradan yakın. Artık bu erkeğin her ilişki öncesinde “Acaba kızın babası veya abisi tam sevişmenin ortasında arar mı?” diye kaygılanması doğal değil mi?

……

Şahane bir lahmacun, incecik hamuru çıtır çıtır. Üzerinde TSE uyarınca %30 kıyma var ve buharı tütüyor buram buram. Adam şehvetle dolduruyor ince kıyılmış beyaz soğanı, maydanozu ve limonu sıkıyor. Tabi bana göre bu adam lahmacun katili ama o öyle keyif alıyor ne yapalım. İştahla yiyor lahmacunlarını; bir.. iki.. üüüç… dööörrt… beeeeeeş…

“Çüşş!” dedi kadın zihninden. Zaten bir iki güne hastalanacak o yüzden gergindi.  Midesi bulanmasın diye sadece mercimek çorbasıyla ayran içmeyi tercih etmişti yemekte. Kocasının muhteşem iştahını görünce dayanamadı, bakışlarını çorbasına odakladı.

[Kelimeye bakar mısınız? Hastalanacak. Ne olacak da hastalanacak? Kadın adet görecek. Hani yirmi sekiz günde bir olan şeyden. O zaman karnı acıkınca da hastalanmış olmuyor mu? Ya da tuvalete gidince. Geğirince, yellenince veya kışın kilo alıp yazın verince, kışın saçları gürleşip yazın dökülünce de hastalık mı oluyor? Buyurun size toplumsal düşünce virüsü. “İşe gidemedim.” “Hayırdır! Ne oldu? “Hastalandım!” “Geçmiş olsun grip mi oldun?” ”Yok yahu! Periyodum geldi!” “Haaa! Tamam o zaman.” La havle!…]

Eve gelir gelmez, acılı lahmacunun ve şalgam suyunun etkisiyle heyecanlanan adam karısına yanaştı. Filmlerde gördüğü gibi dudağından öpmek istedi. Romantik olmaya çalışıyordu garibim. Lakin dişlerinin arasındaki kıyma ve lahmacunu unutmuştu, ama karısı görmüştü dudaklar kendine doğru yanaşırken. Tam da adet öncesi olur muydu bu!

Birden zihnine virüs bulaştı. Zaten bu meret virüs direnç düşünce bulaşmıyor muydu ki. Düşüncesi grip oldu kadının: “Bir yıldır fark etmemişim. Bu adam bu kadar Hanzo* muydu yahu?”

Aklına gerdek** gecesi geldi. Kadın ilk kez sevişeceği için gergin ve heyecanlıydı. Kocası bu işi bilir havalarda geldi yatağa. Alıştırmak, heyecanlandırmak için bir süre karısının sağını solunu okşadı. Sonra onun ve kendinin külotunu*** indirdi. Tam içeri girecekken kadın gerildi ve belli etti. Kasıklarını kapattı, korumak istercesine. Adam yumuşak davranmak istedi. Biraz geriledi ve karısının saçlarını okşayarak; “Merak etme bir tanem. Canını acıtmayacağım. Ben sana kıyar mıyım?”

“Can acıtmak!” ve “Kıymak!” Kadının zihnine giren bu düşünce virüsü yüzünden her ikisi de yıllarca kadın doğum ve psikolog kapılarında tükendiler. Çünkü kadın vajinismus olmuştu. Bu virüsü düşüncelerden çıkartacağız diye canları çıktı.

 

KAYNAKLAR:

*Hanzo. (1975). Yapımcı Zeki Ökten. Başrol Kemal Sunal.

** Gerdek: Türk Dil Kurumu; Farsça, “Gelin ve damadın düğün gecesi baş başa kalmaları ve ilk kez birlikte olmaları”. Arapça: Zifaf.

*** Külot: Türk Dil Kurumu; Fransızca, “1) Kısa, beli lastikli iç çamaşırı, Türçe: Don; 2) Genellikle binicilerin giydikleri paçası dar, üst bölümü geniş pantolon”.

Dilts, R. (2008). Dil illüzyonları. Kelimelerin büyüsüyle mutluluğa ulaşmak. Orjijinali Sleight of Mouth (1999) dan çeviren Volkan Çubukçu. İstanbul: İş Bankası Yayınları 

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1154
Kayıt tarihi
: 10.12.13
 
 

İstanbul Tıp Fakültesinden 1982 yılında mezun oldum. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster