Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '06

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1171
 

Düşüncenin yaratıcı gücüyle aranız nasıl?

Düşüncenin yaratıcı gücüyle aranız nasıl?
 

Gözlerim, gözlerinininin içine doğru akıyor...
Kontrol edemiyorum, yanımda olman bunun başlaması için yeterli...
Susuz kaldım, aç kaldım, sevgisiz kaldım...
Hala hayattayım... "

-Nasıl mı oldu?...
-Bunu bana bare sen sorma ...
-Ben hiç sensiz kalmadım ki, aşkım...

Evet yukarıda ki dialog iki sevgili arasında geçen bir konuşmadan alıntıdır...

Bağımlılık ve türevleri...
Bu tür bir dialogda ilk göze çarpan yaşamda var oluşunu, bir diğerile beraber olabilmeye endekslemiş ve bunun adına "aşk"diyen biri...

Bir süre sonra ise, yukarıda ki cümlelerin sahibi olankişi aşağıdaki cümleleri sarf edecektir:

-Yok olmak gibi gelecek sanıyordum, onsuz kalmayı...
-Yok olmak nedir bildiğimden mi?
-Değil elbette...
-Öylederler ya, en çok korkulan o dur ya...
-"Yok olmak"...

Anlaşılan ilk başta ki düşünceler; kandaki endorfin ve aşka sebebiyet veren, ona eşlik eden daha bir çok farklı kimyasalın da tesiri ile kaçınılmaz oluşumlar...

"Soyun devamlılığı ilkesi " gereği , yaşanan ve adına "aşk" dediğimiz bu sürecin doğası gereği yaşanan haller.

Zaman içinde yaşanan bu sürecin normal seyrine kavuşmasıyla beraber bu kimyasal bombardımann oranıda azaltıkça, bakınız aşk denen hal durumu, yerini daha realist fikirlere ve peşi sıra daha fazla sağduyu barındıran düşüncelere nasıl bırakıyor:

"Belli ki ayrılık, yok olmak değilmiş...
Korkulan şey başa geldiğinde de, pek ala yaşanabilirmiş...
Yaşamda daha çok korkulan, aslında kaybetmek değil acı duymakmış...
Aslı acı ise, yaşanacaklardan korkup kaçındıkça yaşanırmış..."

Belli ki; haz da, elemde zihnin bir oyunu...

Düşüncelerimiz olmaksızın yaşananların bizde ki etkisi ne haz, ne de keder olacaktır.

Zihin etiketleyerek, katagorize eder. Kaçındıklarından uzak durma eğilimindedir. Korktukça kaçınır ve böylece kişi, kendinle yaşam arasına ördüğü duvarların gerisinde bir hayatla yetinmek zorunluluğu ile başbaşa kalır.

Farkındalığı bizraz biraz artan kişi, bu duvarların gerisinden öteki tarafa dayadığı merdivenin basamaklarına bir bir tırmanandır.

Taa ki aslında duvarlar olmadıkça merdivene ve tırmanmaya gerek olmayacağını idrak edene kadar...

Taaki zihnin kendi kendine oluşturduğu bu çemberi, kırabilecek güç ve cesareti kendi içimizde keşfeden kadar...

Bu çemberi kıramayan kişiler yarattıkları korkularıyla yaşaya dursunlar, bir yandan da yaşamda seçimlerini korku duymayacaklarıyla snırlı tutarak günlerini, yıllarını belki de fark edip cesaretlerini toplayamadıkları sürece, için için hayatlar tüketiliyorlar...

Bir de bunun yanısıra, korktuklarımızı çağırıp deneyimlemek için; peşisıra yeni acı deneyimler ve yeni korkular oluşup duruyoruz...

"What the bleep do we know" isimli filmi izleyenleriniz varsa hatırlayacaktır: Vücüdun her hücresi zihnin ürettiği düşüncelerle parelel nitelikte kimyasalları salgılıyorlar.

Örneğin: korku dolu fikirlere odaklanıp, bunları üreten zihin, bedenin her zerresine kan yoluyla strese sebebiyet veren hormonlar salgılayıp gönderiyor. Bu süreç bir başlamaya görsün, yaşanacak her saniyede bunun etkisinde kalan kişi, yeni ve benzer kaygı dolu deneyimleri de kendi bilfiil yaratıyor, oluşturuyor.

Böylelikle, bu deneyimleri çağırdıkça yaşananlara farklı bakış açısı ve öğretiler uyarınca kimimiz; kötü şans, kimimiz talihsizlik, kimimiz negatif enerji üretiminin sonucu, kimimiz düşük frekansta titreşen bireyin yaşadığı parelel titreşimde realiteler adını veriyoruz...

Bir süre sonra ise, öğretiden bağımsız olarak oluşan kaderimiz oluveriyor...

Kendi düşünceleriyle üreten, ürettiklerini kaderi haline getirip yaşamına sokan kişinin hayatıda, böylelikle kendi elleriyle(yada daha doğrusu düşünce dalgaları yoluyla) bu merkezde dönüyor...

Buradaki, teoriden öteye geçmiş bir bilgi olup, kuantum fizikçilerinin çeşitli deneyler sonucunda artık realite olarak kabul ettikleri bir kuramdır.

Bundan yıllar yıllar öncesinde; Mevlana "Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun." diyerek aslında olan biteni kendine has engin bilgi ve sezgi dağarcığından çekip almış ve bize sunmuştur...

Yaşamda tercihlerde bizlerin elbette.

Dilerseniz Gül düşünüpgülistan olun, dilerseniz diken düşünüp dikenlik olalım; seçim her zaman olduğu gibi bizlere ait.

Önerim yine de gelin biz, düşüncenin yaratıcı gücünü küçümsemeyelim...

Sevgi ve ışıkla

Not:Sayfa da ki resim "Mutluğun resmidir"... Abidin Dino, Nazım Hikmet'in "bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" demesi üzerine bu resmi çizmiş...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 1159
Toplam mesaj
: 159
Ort. okunma sayısı
: 1950
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster