Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Nisan '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
242
 

Düşünmenin iğfal edilmesi

Düşünmenin iğfal edilmesi
 

İnsanları bilgiyle ilişkilerinde şu üç düzeyde düşünmek mümkündür:
Bilgililer; bilgisizler; cahiller.

Bilgili, bildiği şey doğru olan kişidir.
Bilgisiz, eldeki konu hakkında bilgisi olmayan kişidir.
Cahil, eldeki konu hakkında yanlış ve yetersiz bilgisi olan, ama bilgisinin doğru ve yeterli olduğunu sanan kişidir.

İlk iki düzeyde herhangi bir sorun yoktur. Ama cahil insanla uğraşmak zordur. Çünkü, doğru olanı ona göstermeniz için, bilgisinin ya da fikrinin yanlış olduğunu göstermenizden çok daha fazlasını yapmanız gerekir. Çünkü, o doğru olduğunu sandığı şeye tutkuyla sarılmıştır, ona bağlıdır.

İnsanların fikirlerini oluştururken çok basit bir sıra izlemeleri gerekir: Önce düşünülür, sonra sonuç çıkarılır. Düşünmemiz fikrimizi oluşturur, ya da belirler. Ama sorunlu bir şekilde fikirlerinin ve bilgilerinin doğruluğuna tutkuyla inanmış insanlarda düşünmeden fikre gidilmez, fikirden düşünmeye gidilir. Yani o konuda önceden sahip olduğumuz fikrimizi, bu yeni, üzerinde düşündüğümüz konuda da haklı çıkarmaya uğraşırız. Düşünmeyi bu amaçla kullanırız ve aslında onu, yani düşünme olanağımızı suistimal ederiz. Oysa, yeni düşünme, sorgulama, tamamiyle serbest olmalı ve serbestçe sonuçlar çıkarmalıdır. Bu çıkan sonuçlar, bizim eski yaklaşımımızla uyuşmadığında, bu yaklaşımımız yeni bir hal almalıdır. Ama biz çoğunlukla bunun yerine, yeniyi, eskiyi haklı çıkarmak pahasına iğfal ederiz.

Bu her kesimde vardır, eğitimlide de vardır, eğitimsizde de. Çünkü, bu tutumun kökeni psikolojik ve karakteristiktir. Bunun kökeni de kişisel yaşam öyküsüdür. Pek çok kişinin düşünme gücünü, yeni bilgiler ve fikirler peşinde değil de, kendini haklı çıkartmak için kullandığını keyfi bağlantılar uydurduğunu, kavramlara nesnel olmayan anlamlar yüklediğini vs. görebilirsiniz.

Benim söylediğim genel bir tespittir; yani, düşünmenin fikri belirlemesi ilişkisi, fikrin düşünmeyi belirlemesi ilişkisine dönmesi. Bunu bireylerin nasıl yaptığının alt bir dökümü ise yapılabilecek başka bir iştir.

Başta ifade ettiğim cahilliğin kaynağı budur. Kişi, fikriyle düşünmesini belirler ve sonuçlar çıkarır. Akletme yolu zaten baştan taraflı ya da öznel olduğu için, sonuçlarını, tutkuyla savunur, onlara varoluşsal, egosal değer atfeder, yanlış olmasına katlanamaz ve onu hiddetli bir şekilde savunmaya çalışır. Oysa, bütün bu numaralara gerek kalmadan, çok basitinden, 'evet, bu fikrim yanlış olabilir, buyrun sizi dinliyorum ve eski fikrimden derhal vazgeçebilirim' demelidir. Amaç üzüm mü yemek bağcıyı mı dövmek? Bizim ülkemizde, çoğunlukla kişi, bağcıyı döver, ama başkaları tarafından da dövülür, çünkü kişi de kendini bir bağın bağcısı yerine koyar.

Evet, bunlar, sahip olduğumuz bilgilerin ve fikirlerin, üzerimizde varoluşsal, egosal etkilerinin olmasından kaynaklanıyor. Özümsemiş olduğumuz, (ama temeli bilgisel olan) konularda eleştirel bir tutuma tahammül edemiyoruz. Varoluşumuzun sarsılması bizi rahatsız ediyor. Bunun çözümü çok kolaydır aslında, varoluşumuzu, bilgisel konular üzerinde kurmayacağız, o zaman, rahatlıkla, bilgisel konularda özgür kalabiliriz ve bu bizim varoluşumuzu tehlikeye sokmaz. Ya da bilgisel temele koyuyorsak, bunun sarsılabileceğinin ön bilgisine de sahip olmalıyız.

Dil ile ilgili atladığım bir konu var; bu ise, dilin, hatta yazının salt düşünme ve fikir ilişkisinin ötesinde bir şey olarak kullanılmasıdır. Burada, dil görünüşte bir bilgi ve fikir taşıyıcıdır. Esasta ise, bir iletişimdir. Karşındaki kişiyle kurduğun bir iletişimdir; psikolojik süreçlerdir. Ona ulaşmak, ondan ulaşılmaktır. Ruhsal bir alışveriştir. Bu alışverişte kişinin kişiliği karakteri ön plana çıkar, iyi ve kötü yanlarıyla, karşıdakinin ruhuna akar. Burada, düşünme ve fikrin öncelik ardıllık kaygısı yoktur, dil tamamen başka amaçların malzemesi durumundadır.

Evet, bir yazıda ya da konuşmada, dil içi ve dil dışı, iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, bütün her şey vardır.

Sonuç olarak, keskin yargılardan, doğruluk ısrarlarından, dil ile kişilik mücadelesine girmelerden kaçınmak iyi sonuç verir, çünkü dil en az iki kişiyi gerektirir; kimseyi bizi okuma ve dinleme lütfunu gösterdiği için pişman etmeyelim.



Not: Bu blog, başka bir blogumun temasının yenidentasarımlanmış halidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 466
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 983
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster