Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
526
 

Dut ağacına tırmanmak

Dut ağacına tırmanmak
 

Nerede görmüştüm o dut ağacını, şimdi hatırlayamıyorum?.. Ankara'da bir bağ evinde miydi, Konya'da mı bir evde, biz çoluk çocuk otururken, herhalde misafirdik, bizi dut yemeye davet ettiler. Yani öyle olmalı...

Halam vardı bir kere, orası kesin, annem ve ben de tabii, bağlar içinde bir bahçeye kalabalıkça gittik. O yaşımdayım diye mi bana öyle geldi; dut ağacının dalları, sanki bütün göğe dört koldan uzanmıştı. Ağacın altına, önceden süpürülmüş toprağın üstüne çok büyük, beyaz bir çarşaf sermişlerdi; şaşırarak anneme fısildadım: "Kirlenmez mi?! Yere sermişler!"
"Yatak çarşafı değil bu! Dut toplamak için ayrı tutulur. Bak şimdi dalları sallıyacaklar, dutlar buraya dökülecek."
Annemin yüzü güleç, mutlu..."ne iyi!" Çarşafın kenarlarına oturuştuk. Galiba o gün oradaki onca kadın, çocuk arasinda bu tecrübeyi daha önce yaşamamış olan, bir bendim.

Hemen bir kaç çocuk, ağaca tırmandılar; onlara inanamadım! Ben ki, salıncaktan bile başı dönüp midesi bulanan çocuk, onların cesaretine, çevikliğine hayran kaldım. Çita gibi daldan dala atlayıp ağacın en üst dallarına çıktıklarında, sık yapraklar arasında bir görünüp bir kaybolur oldular. Aşağıda, bahçe sahibi kadınlar, ellerinde uzun değneklerle ulaşabildikleri dallara vursalar da, asıl, tepedekilerin ağacın dallarını bir bir sallamasıyla dutlar, "patır patır" çarşafın üstüne, bazen dışına bile dökülmeye başladılar. Yaprakların hışırtısı, o kalabalığın sevinçli ve yüksek sesli konuşmaları hâlâ kulağımda...

Ben kenara çekilmiş, bir yukarıya bir çarşafa bakmaktan gözüm kararmış, boynum kasılmış, olan biteni izlerken, çarşafın üstü dutla doldu. Kimi, daha ilk dutlar dökülürken yemeğe başlamıştı bile -ki, onlardan biri de, dutu çok seven halamdı; dutun birini yer yemez diğerine uzandığını şimdi bile görür gibiyim. Annem de yanımda, herkes gibi iştahla dut yiyordu mutlaka ama O'nu değil de, kendimin sorular soran çocuk halimi hatırlıyorum bir de: "Üstünde küçük böcek var bunun!.. Toprak olmuş biraz, yenir mi?.. Ağacın yaprakları hep koptu, yazık oldu değil mi?.." Annemin teskin edici, öğretici cevaplarını, her dut yediğimde hatırlarım. Elbette o günkü, "iri" olduğu söylenen dutun lezzetini de unutmadım; hâlâ dutu severim.

Çocuk gözümde, bu ziyafetin kahramanları, ağaca tırmanmayı başaran, bize dutu döken çocuklardı. Sonra yanımıza inip hem duttan yemişler; hem de bir taraftan, "Bir üstteki dala da çıkardım ama 'bu seferlik yeter' denince çıkmadım." veya " Dala ayağımı şöyle bir dayadım, baktım zayıf, çekmeyip kırılacak, daha öteye gidemedim" diye, henüz kalınlaşamamış seslerinin inişli çıkışlı tonlarında konuşup gülüşmüşlerdi; yorgun ama heyecanlı ve mağrur...

*****

Şimdi anlıyorum ki, benim için imkansız olanı yaşamış bu çocukları, o gün imrenerek ve hayranlıkla izlemiş, zihnime nakşetmişim.

Nasıl bir izlektir hayat Tanrım! İzle izle doyamazsın tadına... Bazen başkasına ait bir anıyı okurken, dinlerken bile içimde, o benim yaşamadığım hayata dair özleme benzer bir his dolaşır; hafif bir çarpıntı mı desem, bir kıpırtı olur yüreğimde; kıskançlık değildir de, merakla karışık bir istekten mi bilmem, gözeneklerimde bir ürperti hissederim. Sonunda ise yine, yine izlemekte olduğumu farkederim. Dinlediğim, okuduğum anının kahramanlarını, zannettiğim kişiliklerinden farklı görürüm ve O’nlar artık benim kahramanım olurlar.

*****

Düşünüyorum da, hayatta hep ama hep izlemekle yetinmişim. İzlemiş ve kendime kahramanlar yaratmışım ama kendim kahraman olmayı hiç düşünmemişim. O gün ağaca çıkanları gördüm, imkansızlığı baştan kabullendim ve çıkmayı hiç denemedim demek ki... Şu yaşıma kadar hiç ağaca tırmanmadığıma bakılacak olursa...

*****

İşte anılar böyledir... Hatırlanır ve insana hayat muhasebesi yaptırırlar. Benim hesabımın altına iki çizgi çekildiğinde çıkan sonuç, “iyi bir izleyiciydi” şeklinde olacak. “ İzler ve hissederdi”... Ehh n’aparsın?.. Kimi kahraman olur, kimi izleyici. İzleyiciler olmasaydı, kahramanlar da olmazdı!..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benim de bir dut ağacım vardı sevgili Tuğba hanım.Anılarımın baş köşesindedir bu ağaç.Hatta blog olarak da yayınladım."Fahriye'nin dut ağacı".Daha önce okumuştum bu yazınızı,ama gene okumak geldi içimden.Anılar güzel ama bazen de acıtıcı oluyor.Çok güzel bir yazıydı,elinize sağlık.Sevgi ve selamlar gönderdim yüreğimden...

Fisun Gökduman Kökcü 
 29.05.2018 17:30
Cevap :
“Fahriye’nin dut ağacı”nı okumuş ve çok sevmiştim Fisun hanımcığım. Ve o hareketli fakat hassas küçük kızdan farkımın maceradan çekinen cesaretsiz yanım olduğunu düşünmüştüm. Evet, anılar acıtıcı oluyor çoğunlukla. Hatta güzel olsa bile, hatırlanması yüreği yakıyor. Zaman nasıl akıveriyor acı-tatlı değil mi? İçten yorumunuz için çok teşekkür ederim sevgili Fisun hanım! (Yorumunuzu bir kaç gün sonra gördüm ancak misafirlerim vardı ve cevaplayamadım. Gecikme için özür dilerim.) Sevgi ve saygılarımla selamlar...  07.06.2018 13:38
 

Güzel bir yemiştir dut. Yaşı da kurusu da... Tattıkça -benim de çoğu kez izlemekten zevk aldığım- hayatı tatlandıran... Çocukluğumuzda bizim de evin (üçüncü kat) yatak odasından bile dallarına uzanarak toplayabildiğimiz ev sahibinin dev'asa dut ağacı vardı... Bu arada anlatımınızdan çıkarsadığım bir gerçek doğrultusunda, güzel anılar, devamlı hatırlayarak, sevdiğimiz bir filmi geri sarıp izler gibi bir daha, bir daha bıkmadan yaşa(yabil)dığımız değerli sermayelerimizdir. Diğer yandan; "hayatı çoğu kez izlemek..." derken, çoğu zaman kötüleşen bir oyuna, tekme-tokat, küfür/kıyamet katılmak yerine trübünlere çıkıp izlemek anlamındadır. Tahminim o dur ki, sizin tutumunuz da benzer nedenledir! Bir de Sokrates'in deyişiyle "sorgulanmayan -ve yorumlanmayan- bir hayat hayat değildir!". Sedece yaşadıklarımız sorgulama ve yorum alanını çok dar kılmakta, o nedenle de sık sık hayatı izlemek de yarar var! Bu güzel paylaşımınıza da içten teşekkürler ve dost selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 06.06.2012 16:17
Cevap :
Dut ağacının gölgesinde, dalına hemen ulaşılabilecek yakınlıkta penceresi olan bir evde yaşamak da ne hoş bir çocukluk anısı! Dalından yenilen o dutun eşsiz lezzetini hissedebiliyorum... Haklısınız, bir sözcük, bir görüntüyle karşılaşınca insan, filmi başa sarıyor insiyaki olarak ve ne kadar çok ayrıntı biriktirdiğine hayret ediyor. Bizi zenginleştiren ayrıntılar... İzleyici olmam ise, biraz yapım gereği, biraz da ailemden aldığım bir özellik olsa gerek; uzlaşmacı ve olaylara mesafeli, her zaman uyumlu olmasa da... Ersin Bey, öyle bir yorum yazmışsınız ki, anıyı, onu yaşayan ve yazan ben'i hassas bir gözden izledim sanki... Ahh hayat, kocaman bir izlek...Ne güzel!... ilginize ve beni düşündüren yorumunuza çok teşekkür ederim. Saygı ve selamlar...  06.06.2012 17:18
 

Sağolun Tuğba hanım, o günleri tekrar yaşattınız bana. Ne güzel şölen günleriydi onlar, özlemle anımsamaktan başka da birşey gelmiyor elimizden ne dut bahçemiz ne de ağaca çıkıp silkeleyecek çocuklar var artık çevremizde sevgiler

Cemile Torun 
 23.05.2012 22:46
Cevap :
"Şölen günleri"... Gerçekten de öyleydi değil mi? Ben büyürken çocukluğumdaki her şey aynı kalacak zannetmiştim oysa... Yazarken durup ardına bakınca insan şaşırıyor; ne çok şey yitirmişim!... Size güzel bir kaç dakika yaşattımsa ne mutlu bana! Duygularımı paylaşan yorumunuza ve ilginize çok teşekkür ederim Cemile Hanım! Saygı ve sevgiler...  24.05.2012 0:23
 

Çocukluk öyle bir şey ki,çaresi yoktur tutulur herkes ama geçer işte.Dut da güzeldir ama ben kavakların dilini severim daha çok. O pamuklayan kavaklar...O, rüzgarda nazlı nazlı hışırdayan,bir telli kavak büyürdü diye başlayan şiirle,ah kavaklar diye ilendiğim başkasıyla boynumu kırıp yükseklere baktığım kavaklar...Ne güzel yazmışsınız.Selam, sevgiyle...

üç nokta 
 22.05.2012 21:02
Cevap :
Geçiyor değil mi? Geçerken derin izler bırakarak... Ne güzel bir tanımlama; çocuğun aslında ne denli narin, hassas bir ruhu olduğuna dair... Dut ağacına boynum tutulmuş bakarken ben, demek size kavakları hatırlattım. İyi ki!... İki güzel şiir okudum böylece. Şiirleri okurken, boynunu kırıp yükseklere bakan çocuğun gözlerini ve ruhunu ödünç aldım... Beni duygulandıran, yazıma başka bir boyut katan yorumunuza ve ilginize teşekkür ederim Deniz Bey! Selamlar, sevgiler...  22.05.2012 23:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 171
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3966
Kayıt tarihi
: 07.06.09
 
 

İyi bir okurum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster