Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '12

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
340
 

Duvak beyinliler için tencere desteği

Duvak beyinliler için tencere desteği
 

90 lı yıllar. Cik cik cik kapı çalar.

Evet cik cik cik diye çalıyordu o yıllarda kapılar. Pek moda pek, tüm kapılar cik cikliyordu. Deliceydi ama ya. Şimdi kim, her kapı çalışında bir kuşun boğazlanma sesini dinlemek ister ki? Hayret birşey!
Kapıyı açarsın “kim o?” diyerek. Zira annen sıkı sıkı tembih etmiş sakın tanımadığın kimseye kapıyı açma. Ama sen yine de her “i” harfini uzatmak suretiyle “beniiiim” diyene kapıyı açarsın. Sen kimsin demek aklına gelmez o kadar da salaksın yani. Bu aptal huy yüzünden bi keresinde başıma b.ktan bi hikaye geldi ya neyse, sonra bir ara anlatırım.
Neyse kapıyı açarsın, ya elinde sıra sıra tencereler, ya torba torba deterjanlar ya da akla hayale gelmeyecek abuk subuk malzemeler taşıyan tıraşlı, takım elbiseli bir adam bön bön bakıyodur suratına. Daha sen ağzını açmaya fırsat bulamadan o sözcükleri birbiri ardına öyle bir sıralamaya başlar ki bu kez bön bön bakma sırası sendedir. Dakikalar sonra, senin imzalamış olduğun satış sözleşmesi elinde, pis sırıtışıyla“iyi günler” dileyerek ayrılır apartmandan. Sen de kıçına girmiş tencereler ve senetlerle kalırsın öylece kapıda.
Yok, ben o yıllarda pek de reşit olmadığımdan yapmadım böyle bi alışveriş çok şükür ama yapan çok tanıdık duymuştum. O senetleri geri almak için çırpınmaları ve en kötüsü de nefret ettikleri tencerelerin mutfaklarının baş köşesinde durmak zorunda olması içler acısıydıvalla.
Yani sonuç olarak artık tükenmekte olan bu meslek erbaplarından, tencerecilerden, hiç haz etmedim yıllarca. Adlarınıduymak sinirlerimi bozmaya yeterdi o derece yani. Ve fakat şimdi gönlümde bir that kurdular. Birinin yapmış olduğu takdire şayan bir davranış, onun kişiliğinde hepsini sevmeme yol açtı. Allahım ben ne iyi kalpli, affedici bi insanım ya… Tencerecileri severim ben o kadar!
 
Şimdi başka bi konuya atlayacağım ama hikayenin sonuda ikisini birbirine bağlayacağım, yani yapabilirim bence.
 
Evde kalmış olma ihtimali, 30’lu yaşların ilk yarısının sonlarında olan tüm kadınları derin bir hezeyana sürükler. Hatta Ferda arkadaşım bu kadın tipine “duvak beyinliler” diyor gerçi “gelin beyinliler” diyo ama ben modifiye ettim. Evlilikten başka hiçbişey düşünememe, odaklanma durumu olaarak kısaca özetlenebilir bu içler acısı durum.
Yani komik ve negatif bir tanım gibi algılansa da evliliğe odaklanmanın o hezeyan döneminde kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum ben. Çevremde tanıdığım, bu hezeyanı yaşayan öyle çok akıllı, iş ve mevki sahibi, güzel, iyi eğitimli, evinde kedi, dışarda dişi aslan, kalbi kadar temiz bir sürü kadın var ki. En büyük korkuları da çocuk sahibi olamamak tabii. Bir çocuğum olmasına rağmen bende bile böyle bir korku yok desem yalan söylemiş olurum. Hem zaten yumurtalarımı dondurmaya karar verdim ben. Yani kullanmazsak kırıp yeriz artık ne yapalım.
Sonuç olarak, Türkiye’de her bir HARİKA kadına 4 de 1 pek de HARİKA OLMAYAN erkek düştüğü sonucunu çıkardım ben, hiçbir bilimsel araştırmaya dayandırmadan. Dayandırmayazağım da zaten, bence öyle. Bu kadınların eli yüzü, işi düzgün bir erkek bulma olasılıkları gitgide azalıyor. Manavdaki tüm taze meyveler satılmış, geriye çürükler kalmış. Bahsetmiş olduğum yaş ortalamasına sahip erkeklerin çoğu çoktan kapılmış yani. Piyasadakiler de ikinci turu atıyor ve evlenmeye pek de niyetleri yok. Piyasadaki ikinci grup erkekler de olgun kadınlardan hoşlanan piliçler (ay bu lafı seviyorum). Onların da doğal olarak evlenmeye hiç niyetleri yok. Hem duvak beyinlilerin, hayatlarının tüm alanlarında başarı sağlarken, hayatlarının erkekleriyle tanışma fırsatları o kadar düşük ki. Benim favorim şuaralar görücü usulü. Çok ciddiyim ya, sen sokaktan buluyosun da ne oluyor? En azından yeni dönem çöpçatanlar, iki kişiyi de iyi tanıyıp birbirlerine uyabileceklerini düşünüyolar. Ailelerini tanıyolar. Yani kesinlikle güvenli ve risksiz bi yöntem. Dibine kadar destekliyorum.
Lafı uzatmayım bir gün ofiste bu meseleyi konuşuyoruz. “Kader kısmet işte” diye bitiyor tüm hikayeler. Aralarında bir hikaye var ki bu duvak beyinlere umut ışığı olur, sevgi pıtırcığı olup mutluluğa kanat açabilme şansları doğabileceğine olan inançları artar diye anlatmak isterim. Çok acayip bir hikaye bence.
 
Evvet bakın şimdi iki hikayeyi nasıl bağlıyorum.
 
Sene 90’lar kapı cikcikliyor. 30 lu yaşların sonunda bir bayan açıyor kapıyı. Kapının diğer tarafında kim var bilin bakalım? Bizim meşhur tencereci. Adam başlıyor şatış taktik uygulamalarına. Ama kadıncağız dudağının ucunda bir gülümsemeyle adamı dinlermiş gibi yapıyor. Artık dayanamayacağı sırada da lafını ağzına tıkıveriyor:
 
“Kardeşim iyi güzel getirmişsin tencereleri de benim evim tencere kaynıyor. Gel bak içeriye göstereyim çeyiz dolabım hıncahınç tencere dolu. Lakin evlenecek adam bulamazken ben tencereyi ne yapayım?”
 
Ah adam birden insafa geliyor.
 
“Ablacım sıkmayın canınızı ben sizi münasip bir beyle tanıştırırım ama o zaman alırsınız benim tencereleri”.
 
Aralarında bir yakınlaşma doğuyor. Seviyorlar birbirlerini. Böyle karşılıklı şakalar espriler eşliğinde ayrılıyolar birbirlerinden.
 
Gel zaman git zaman, bizim tencereci evleri gezmeye devam ediyor. Başka bir kapıyı cikcikletiyor bu kez:
 
Kapıyı orta yaşlarda bir beyefendi açıyor. Bizim tencereci laf kalabalığı yapıyor yine tencereleri üzerine. Adam sıkkın ve baygın diyor ki:
 
“ Valla kullanmayacağım tencereyi alamam kardeşim. Ben yemek pişirmeyi pek beceremem. Bana yetecek üç beş tane tencerem var evimde. Hem zaten bana yemek pişirecek bir karım da yok, hadi onun için alayım desem. Yani kusura bakma”
 
“Eşin yok mu ağabey senin?
“Yok kardeşim, kafama göre birini bulamadım ben, yıllardır yalnız yaşıyorum”
“İster miydin ağabey evlenmek filan?”
“E isterdim tabii yalnızlık zor be kardeşim”
Bingo:)
 
Tencereci hemen düzeneği kuruyor, çeyizleri bol olan ablayla üç beş tenceresi olup ama eşi olmayan ağabeyi tanıştırıyor. Resmen birbirlerini seviyorlar ve evlenmeye karar veriyorlar.
 
 
 
Tencereci de nikah şahitleri olmuş ve çocuklarının ismini de “Tencer” koymuşlar tencereyi anımsattığı için. Yoksa Tuncer miydi o isim, aman herneyse.
Yok şaka yahu ben nerden bileyşm sonunu ama hikaye gerçek. Hikayenin kadın kahramanıbizim ofisteki bir arkadaşımın tanıdığı.
Bence gerçek hayat filmlerdekinden bile daha olasılık dışı yemin ederim. 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

YAZIYI OKUDUKTAN SONRA DUVAK BEYİNLİLERİ DAHA BİR YAKINDAN TANIMA ŞEREFİNE NAİL OLDUM.ALLAH BÜTÜN DUVAK BEYİNLİLERİN HAYATINA BİR TENCERE HİKAYESİ NASİP ETSİN.SAYGILARIMLA.

KARALAMETRE 
 20.12.2012 14:07
Cevap :
Aminnnn:)  24.12.2012 16:19
 

:))) Bence Sencer Tuncer den çok daha iyi bir seçim olabilridi haklısınız. Yazıyı beğenmenize sevindim buarada teşekkür ederim:)

Biyolojik Anne 
 06.05.2012 15:41
 

Sencer'dir o isim Sencer:)))...gülümsüyorum bi güzel...teşekkür ettim...eyvallah...

nedim üstün 
 05.05.2012 12:19
Cevap :
:))) Bence Sencer Tuncer den çok daha iyi bir seçim olabilridi haklısınız. Yazıyı beğenmenize sevindim buarada teşekkür ederim:)  07.09.2012 17:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 665
Kayıt tarihi
: 20.04.12
 
 

Ankara doğumluyum. Yıllardır formlarda meslek alanına tam olarak ne yazacağımı bilemedim. Filolog..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster