Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1703
 

Duvar olmak…

Duvar olmak…
 

Görsel kaynak: www.zizimbizim.wordpress.com


Bir duvar olmak isterdim!

Rüşvetçi, yalancı, dolandırıcılara... Kötülere ve arsızlara karşı… Ama iyileri görünce de hemen yıkılıveren…

Kendini yüceltmek için, sanki cenkleşircesine, harcını oluşturan taşlara sürekli yük bindiren, daha duru ve derin bir saflığa, iyilik, sevgi ve bilgeliğe erişmek için de sürekli yükselen bir duvar.

Pırıl pırıl, sorumlu, çağdaş ve bilinçli gençlerin önlerini açmak için yıkılıveren, onurlu yaşlılar rahatça ve güvenle sırtlarını dayayabilsinler diye de arkalarında yükselen bir duvar…

Adaletin küçüldüğü, suçluların büyüdüğü… Haksız beraatlar arttıkça suçluların değil, vicdanlarda yargıçların hüküm giydikleri yerlerde yükselen… Eşitlik, özgürlük ve gerçek adalet istikametinde yol alan yerlerde ise hemen yıkılıverip parke taşlarına, Arnavut kaldırımlarına dönüşüveren bir duvar.

Erdemi sevdikleri için kötü şeyler yapmaktan nefret edenlerin arkasında, cezalandırılmaktan korktukları için kötülüklerden cayanlarınsa hemen önlerinde yeniden yükselen bir duvar…

Çin Seddi gibi yüzlerce kilometre

Kalın ve upuzun,

Ama, üzerinde yürüsün diye

Dürüste, iyiye ve gerçek sevgiye

Hep yol veren

Kindar, cahil ve hırslı kifayetsizlere karşı

Yıkılmaz bir set olan

Öylesi heybetli bir duvar

Bir duvar ki, "ağlama" ya da isyan duvarı değil

Tüm ebedi ve ezeli kazanımlarıyla insanlık duvarı!

Sadece etten ve kemikten oluşan değil

Akıl, bilinç, vicdan, etik ve irade bileşimli (*)

Çok özel bir duvar!

 

"Amma da attın be kardeşim, gönüllerin duvardan ombusmanı mısın?" dendiğini de duyar gibiyim

Haklısınız! Ne mümkün! Hem de tek başına!

Duvar olan belki de hayatın kendisi… Zamanın egemen ruhuna göre… Bazen ikiyüzlü ve kahpe, bazen de soylu ve yüce bir ruh ki; canı istediğini geçirip istemediğini durduran… Canı çektiğinin karşısında yıkılıp istemediğinin önünde yükseldikçe yükselen bir duvar… (**)

İ.Ersin KABAOĞLU,

22 şubat 2012, Ankara 

Not:

(*) Burada dayanılan felsefi temel İoanna Kuçuradi'nin felsefi antropolojiden etiğe doğru yol alan düşünce gelişimidir. Bunun da en önemli basamaklarından biri, aslında doçentlik tezi olan “İnsan ve Değerleri”dir. Temel sorun: Bir fenomen olarak insan problemini araştırmak değil, bir fenomen olarak değer problemini ortaya koymaktır. Kuçuradi burada hocası Mengüşoğlu'nun yaklaşımıyla hareket etmiştir. Mengüşoğlu, “Değişmez Değerler ve Değişen Davranışlar -Felsefi Ethik İçin Kritik Bir Hazırlık-“ adlı eserinde etik fenomenleri antropolojik-ontolojik bir yaklaşımla ortaya koymaya çalışırken, araştırmasını "değişen davranışlar"la değil "değişmez değerler"le temellendirmek isterken, antropolojik-ontolojik bir etik kurma amacındadır. Kuçuradi'nin yaptığı da hocasının bu girişimini daha sınırlı bir alanda, "değer problemi" çerçevesinde gerçekleştirmektir. Onun da vurgusu, değerlerin ve değerlendirmelerin değişmesine karşılık, "değer" in değişmez olduğu üzerinedir. Benim buradaki asıl vurgulamarım da aynı temelde anlaşılmalıdır.

 (**) Bu yazımı üç aylık Mülkiyeliler Birliği'nin "Gündem" adlı Bülteninde yayımlanmaya değer bularak şahsıma onur ve güç veren Mülkiyeliler Birliği Bülten Yazı Kurulu'na ve Mülkiyeliler  Birliği Yönetimi'ne teşekkürlerimle... Umarım yaklaşan yeni seçim sürecinde de buradaki "Duvarlar" gibi dostlar kazanarak değerli ve onurlu katkılarını bizlere yeniden sunmaya devam ederler...

ecemece, Yağız bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir duvar, hiç bu kadar anlamlı görünmemişti gözüme. İnşa edenlerin yüreğine, aklına, bileğine sağlık... Saygılar...

Eray Ergün 
 02.03.2012 1:05
Cevap :
Böylesi zarif bir yaklaşımla yorumlayan ve paylaşanların da yüreğine, aklına, bileğine sağlık... Sevgiler, esenlikler...  02.03.2012 14:16
 

İlahi Ersin beyefendi,yorumlarımın sizinle , mülkiyelilerle ilgili olduğunu nerden çıkardınız?Çok şaşırdım gerçekten.Genel olarak düzene tepki bunlar.Yazınız bana biraz duygu kattı ben de içimi döktüm.Hepsi bu.İnanın. Anne babanız için geçmişler olsun efendim.Umarım kısa sürede sağlıklarına kavuşurlar.Siz sitenin en beyefendi yazarısınız.Benim size karşı yazım olamaz.

Kerim Korkut 
 01.03.2012 13:24
Cevap :
Ben de o yüzden şaşırmıştım Kerim bey! Yorumlarınıza baktım baktım. Önce "bana karşı olamaz!" dedim. Ama fiillerdeki ikinci tekil ve ve çoğul şahıs kullanımları nız beni yanıllttı. Fakat "kimi olsa yanıltırdı" demeden yapamadım. Övgü ve sağlık temennilerinize içten teşekkürler.   02.03.2012 11:17
 

Şaheserler yarattı kimi yazarlarınız. Gerçekten haksızlık yapıldı size. Ayıp ettiler Nobelciler.”Emile Zola’ya neden Nobel verilmedi?” sorusuna bir akıllı “Zola Nobel’e değil ama Nobel Zola’ya layık olmadığı için “cevabını vermiş. Kim bilir beklide böyle düşünmüşlerdir. Sakın şöyle düşünmüş olmasınlar: Kullanılan dil, mekânlar, olaylar sanki Türkiye’de yaşayan insanların içinde geçmiyor gibi. Türk romanlarını anlayabilmek için içerik değil ama yazılış olarak Oksford bitirmeniz gerekir. Bu romanları siz kendiniz okumak için mi yazdınız? Sonra da kalkmış Kemallettin Tuğcu’nun, Yaşar Kemal’den daha fazla okunmasına kızıyorsunuz.

Kerim Korkut 
 29.02.2012 16:02
Cevap :
...Biraz daha düşününce bunun yazının dipnotundan hareketle bir "Mülkiye", "Mülkiyelilik" eleştirisi -hatta düşmanlığı- olduğunu anlamakta gecikmedim değerli Kerim Bey. O okulda okuyabilmeyi hep hayal edip de kazanamayanlarda da olan türe oldukça yakın bir tepki gibi görünmekte.... Ben -çoğunluk gibi- yurtsever, sade ve dürüst bir "Mülkiyeli" olduğum için de yorumunuzdaki vurgularınızın hiçbirini üzerime alınmadım! Öncelikle sizi -görülen ihtiyaca binaen- objektif bir "Mülkiye Tarihi okuması"na davet etmek isterim!Herkesin düşmanlığı ve kıskançlığı kendine diyelim. Öyle değil mi?  01.03.2012 11:58
 

Kimileriniz ressam oldu. Siz milyonluk açık artırmalarda tablom kaç para eder diye meraktan viski bardağını ısırırken bu âlemin dışındaki insanlar kibrit kutusunun üzerindeki üç kuruşluk bir resme bile imrenerek bakıyorlardı. Oysa onlar ancak sizin sayenizde resmin büyülü güzelliği ile tanışabilirlerdi. Onlara sizi ve sanatınızı tanıma, anlama şansı vermek yerine elinizde viski bardağı, ağzınızda puro tablonuzu yapıp dolarlarınızı saydınız. Nü çizdiniz, bulutlara âşık kızı çizdiniz, uçan balina çizdiniz de bu ülkenin insanlarını resmini bile yapmaya layık görmediniz.

Kerim Korkut 
 29.02.2012 16:02
Cevap :
Anne ve babamın had safhada ağırlaşan sağlık sorunlarıyla uğraştığım bu zorlu günlerde önce "acaba adresini mi şaşırmış?" dediğim bu dolu dolu ve birikimli bir nefretin sert debileriyle ekrana çarpan yorumunuz gerçekten ilginç! İlk bakışta; klasik - ve varoşlarda çok sık rastlanan- türden bir "elitizm" eleştirisine yakın akraba gibi durmakta!..  01.03.2012 11:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3204
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2374
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster