Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '13

 
Kategori
Meslekler
Okunma Sayısı
197
 

Duvar

Duvar
 

“Aynı anda ne kadar çok şey istiyoruz!

Birkaç kez duvara vurunca hemen vazgeçiyoruz. Aynı anda her şey olmaya çalışırken hiçbir şey olamıyoruz”

 

Sabah, keyfim yok, mevcut durumları kabullenememe mikrobu, bünyenin savunma mekanizmasının surlarını çevirmiş, ruhu dinlendirmek, kimseye bulaşmamak ve de gereksiz tartışmaların kahramanı olmamak için, gözden ırak, müşterisi az, kuytusu bol bir cafenin en dip masasındayım…

Vivaldi’nin dört mevsimi, dört mevsimin, sonbaharı çalıyor…

Tesadüf mü?

İri yarı, saçları üç numaraya vurulmuş garson arkadaşın, özel ve titizlikle yaptığı seçim mi?

Her neyse…

Günün ilk kahvesi ile birlikte gazeteleri getiriyor, daha önce uğramışlığım gazete sormuşluğum, “hangisi” sorusuna, “fark etmez” demişliğim var…

Havayı Koklayan Adam’ın söylediğine göre; sıcaklık mevsim normallerinin üzerindeymiş…

Giydiğim zaman, görenin “zayıflamışsın” dediği mavi gömleğim, yanımda; koltuğumun altına sıkıştırdığım, yazıya oturduğum zaman, neydi şu adamın adı diye kitaplığa gittiğim, gelene kadar unuttuğum ve şuan hatırlamadığım ve tekrar gidip bakacağım

Aret Vartanyanyan’ın Gerçekten Yaşıyor musun isimli kitabı var…

 

Nasıl soru?

Gerçekten yaşıyor musun?

Kitabı ilk gördüğümde, kendi kendime mırıldandım sorunun cevabını;

Nefes alıp veriyorum ama buna yaşamak denir mi?

Ne arabesk bir cümle oldu bu! Silmek elimde fakat kalsın…

 

Hiç aklımızda olmayan kitapları alalım diye böyle filmler çeviriyorlar.

Şöyle her şeyi bilen adam havasında, konuşur, sohbet eder gibi yazmış, okuyucuyu etkilemek için farklı taktikler kullanmış…

“ Şuan göz bebeklerine bakıyorum…”

“ Elinden tuttum balkona çıkıyoruz…”

 

Bu cümleler ve yaklaşım bayan okurların hoşuna gidebilir!

Ne yalan söyleyeyim; bir ne oluyor ya geldi bana…

Elbise üzerime oturmadı, fırfırları beğenmedim, danteli az, yakası açık geldi, üstelik çorabım da kaçmış!

 

İşin şaka tarafı bir tarafa; özgüveni fazla, dili; seyirciye oynamış bulsam da, kahveden aldığım ilk yudumla birlikte okumaya başladım…

Birkaç defa telefonum çaldı, açmadım…

Daha sonra arayanlara telefonu evde unuttuğumu söyleyip, çıktım işin içinden, inandılar mı?

Bilmem!

Pek önemli değil işin açığı…

 

“Aynı anda ne kadar çok şey istiyoruz!

Birkaç kez duvara vurunca hemen vazgeçiyoruz. Aynı anda her şey olmaya çalışırken hiçbir şey olamıyoruz”

 

Cümlesine kadar keyifliydi her şey…

Sonra kitabı masanın üzerine bıraktım, manzara güzel olsaydı lafın tam burasında anlatmak lazım gelirdi, gözlerimi gökyüzünün maviliğine çaktım, sonbaharın sarıya boyadığı ağaçlara ve yere düşen ölü yaprakların rüzgârda savrulmasına…

Kel bir cadde, ruhsuz trafik ışıkları, kırmızı ışık yeşile döndüğü an itibarı ile nefes almayı bırakıp, kornaya basan şoförler, tıka basa dolu otobüs durağı, yıllardır orada durmasına rağmen şimdiye kadar hiçbir yayanın kullanmadığı üst geçit…

İşin gücün olmayacak bir gün üst geçidin altından geçen yayaların fotoğrafını çekeceksin de ironi burada zaten, üstgeçidin tam altında yaya geçidi var…

 

Hayat, aynı anda her şey olunması konusunda zorluyorsa ne yapacağız?

Satıcıyım ya ben, kendi işimden bir satıcı da olması gereken özelliklerden konuşalım…

Şirket araba veriyor, bir kere iyi araç kullanacaksın… Bunun için iyi şoför olman gerekiyor.

Yüzün hep gülecek!

Öyle derdin, tasan olmayacak… Olacak da yansıtmayacaksın, e o zaman bir aktörün özelliklerinin bünyede barınması lazım…

Duygularının ve hissettiklerinin yüzüne yansımaması için bir politikacıda olması gereken özellikler?

Bir tutam o özelliklerden de katalım…

Yıkılmaz bir iraden olacak, birlikte çalıştığın insanları motive edeceksin ve bildiklerini öğreteceksin…

Hayat Koçluğu ve Eğitmenlik!

Rakamlara vakıf olacaksın, ne sattığını, kaça sattığını, ciroyu, geçen yıl yaptığın ciroyu ondan önceki yıl yaptığın ciroyu bileceksin ki karşılaştırma yapabilesin, büyüdün mü, küçüldün mü?

Oldun mu ucundan istatistikçi?

Bir sonraki yılın planlarını yapman, rakamsal tahminlerde bulunman lazım, haydi işine kehanet ve fütüroloji girdi…

Değişik hobileri olan müşterilerin var adama gittiğin zaman sürekli iş konuşacak değilsin ya…

Borsa, at yarışı, Türkiye ve Dünya gündemi, spor, özellikle futbol, kadınlar, erkekler, trentler, tatil yöreleri, mekânlar, yemekler, doğa, müzik ve şu an yazamadığım konular hakkında da bilgi sahibi olman, üstelik sen gittikten sonra google’ye girip araştıracakları için bu bilgilerin doğru ve net olması gerekiyor ki, karizmayı çizdirmeyesin…

Hepsine araştırmacı diyelim

 

Müşterinin morali bozuk?

Anlatması rahatlaması lazım; olduk mu psikolog?

Bu adamlar toplumun bireyi değil mi? Olayın içinde insan etkileşimi var?

Bir tutam sosyolog?

İnsanların başına gelenleri, gördükleri ve yaşadıklarını kabullenmesi için olaylara bir kulp bulması gerekiyor, en basit haliyle felsefenin tanımı sanki…

Satıcı oldu filozof!

Yazarken sıkıldım…

Anlatıma aile hayatını, sosyal ilişkilerinizi, hobilerinizi, iş başlığı altına girmeyen görev ve sorumluluklarınızı, sıfatlarınızı ekleyin…

Şimdi yazdıklarımı kendi işinize uyarlayın…

 

Nihayetinde; Günümüz insanı, her şey olmaya çalışırken, duvara toslamayacak da ne yapacak? 

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Günyadın...günümün ilk okumasıydı,bitti...kahvemin yarısı duruyor..."bahçeler içinde duvarsız sursuz" da duruyor aklımın bir köşesinde,nicedir :)) *ha bir de öyle ucundan kenarından değil kökünden gövdesinden "yazar" olmak var ki öylesin benim gözümde*...eyvallah...

nedim üstün 
 09.11.2013 7:08
Cevap :
Teşekkür ederim Sayın Üstün, kıyısından köşesinden elimden geldiği kadar… Selamlar…  09.11.2013 22:38
 

Lokma meselesi kapmak için zıplamak, zıpladığında bahtına duvara toslamak. Hayat lokmadan ibaret olmuş. Kariyer, işi sevme, işte sevilme, verimli olma, uzmanlaşma ve en önemlisi bilginle yetiştirme artık ikinci değil plandan bile atılmış. Varsa sosyal güvence birde bir lokma balıklama dal oraya gitsin. Saygılarımla

E Ruhi YALÇIN 
 09.11.2013 2:27
Cevap :
Saygı bizden Sayın Yalçın, sosyal güvence diye diye kaç nesil heba oldu gitti… Emeklilik özlemi çeken yok etrafımda, nasıl yaparız da daha uzun çalışırız diye tartışıyoruz…  09.11.2013 22:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1280
Toplam yorum
: 7730
Toplam mesaj
: 187
Ort. okunma sayısı
: 1089
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı ve Ilık Havada Hoşça Kal adlı kitapların yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster