Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
131
 

Duvar

Duvar
 

Beyaz bir sis bulutu var gözlerimde aralanmaya başlayan, ışık süzülüyor o bulutların arasından alev topları gibi bir bir gözlerime düşüyor. Yanıyorum, cehennem gibi oluyor gözlerim. Birşeyler ters gidiyor ama nerede olduğumu dahi bilmiyorum. Sesimi çıkartmaya çalışıyorum. Kelimeler boğazımda düğümleniyor, avazım çıktığı kadar bağırıyorum, içime doğru benden başka beni duyan yok..

Acı, büyük bir acı bedenimi sarıyor, kaynağını ya da neremin acıdığını bilmiyorum. Büyük metal bir masaya yapıştırılmış gibiyim, masanın buz gibi soğukluğu sanki etimi kesiyor, sanki metal bir tabutun içinde gibiyim, kıpırdayamıyorum. Yüksek biryerdeyim, üzerimde yuvarlak bir lamba var, neredeyim? Ne oldu bana? Sözcükler içimdeki boşluktan aşağıya duvarlarıma çarpa çarpa derinliklerime düşüyor...

Gözyaşlarımı hissediyorum, damlalar lav katmanları gibi süzülüyor yanaklarımdan aşağıya, birbirine karışmış sesler duyuyorum. Önceleri birileri betona balyozla vuruyormuş gibi geliyor, Sesler yaklaştıkça balyoz da büyüyor kafamın içinde darbeler daha acılı, daha kanatıcı oluyor..
Buz gibiyim içim donuyor, nefes alıp almadığımın farkında bile değilim. Acaba öldüm mü? Burası cehennem mi? Öylese niye yanmak yerine donuyorum?
Beynimin boş sokaklarında karabasanlarımdan kaçmaya çalışıyorum. Duvarlarım katran karası, varlığım gereksiz, içim en yüksek yerine çıkıp, kendimi karabasanlarımın kollarına atmak istiyorum. Ne olduğunu, nerede olduğumu bilmemektense en büyük düşmanımla yüzleşmeye razıyım. Ölümle...
Beynimi delmeye devam eden seslerin, ayak sesleri olduğunu, başımdaki insanları duyunca anlıyorum..
Ne kadar büyük bir belanın içinde olduğumu anlamam o kadarda uzun sürmüyor,  sonun geldiğini biliyorum..
Neşteri göğsümün üstünde hissediyorum, derimi kesmeye başladıklarında etimden gelen sesi duyabiliyorum, kanımın nasıl süzüldüğünü hissedebiliyorum. Devasal bir acı kaplıyor tüm vücudumu, avazım çıktığı kadar çığlık atıyorum, yalvarıyorum, durun, durun, canım çok acıyor..
Neşter göğüslerimin arasından aşağıya inmeye devam ediyor, acım dinmiyor, git gide büyüyor, canlı canlı kesiyorlar beni dayanamıyorum, duyun sesimi artık duyun..
Baygınlık geçiriyorum acıya daha fazla dayanamıyorum. Beyim, ruhum ve bedenim iflas ediyor sonunda bitti derken daha büyük biracı sarıyor, acılarım git gide katlanarak büyüyor..
Bunu bana neden yapıorlar? Ne istiyorlar benden? Hangi canlı diri diri bunları yaşatır birine? Anlayamıyorum, anlamlandıramıyorum. Tek yapabildiğim dua etmek, bu acıların bitmesi ve ölmem için dua etmekten başka bir çarem yok.
Kendime tekrar geldiğimde birşeylerin ters gittiğini anlıyorum. Sesleri anlamaya çalışıyorum. Ama anlayamıyorum. Kalın sesli olan adamın sesi yankılanıyor içimde o sesle beraber umut da doluyor bedenime, kurtuldum. Fark ettiler sonunda yaşadığımı. Acılarım son bulacak..

Sabahın köründe evime gitmem gerekirken bense çalışmak zorundayım. Sürekli kafamın için diafondaki kadının sesi var oraya çağrılıyorsunuz, buraya çağrılıyorsunuz.. Bir kere o diafondan iyi misiniz? Bugün nasılsınız? dediğini duymadım kimsenin, nedense buradaki tüm pis işler beni bulur zaten şanslı biri olsam sabahın köründe kimse ölmezdi. Bende yatağımda mışıl mışıl yatıyor olurdum.
Ayak seslerim koridorda yankılanıyor. Sabahın beşi ölüm sessizliği var sanki merdivenleri ikişer ikişer iniyorum.
- Ah! Sonunda gelebildin.
- Trafik vardı anca gelebildim,
- Hadi oradan p..t herif sabahın beşinde ne trafiği,
- Yapma Cenk sence ne trafiği olabilir? (büyük bir kahkaha kolidorda yankılandı)
- Hadi artık kesip biçelimde şu karıyı, bu lanet olasıca yerden kurtulalım, bir an önce..
 Hazırlıkları tamamlayıp, kızın olduğu odaya girişimizi yaptık, o kadar güzel bir şeydi ki böyle bir meleğin öldüğüne inanmak çok acımasızca olurdu. Cenk kızı görünce uzun bir ıslık çaldı.
- Hakan hatunu görüyor musun? Gerçekten taş gibiymiş, ölmeseydi belki ona bir şans verebilirdim.
- Adi herif aklın fikrin uçkurunda..
- Hadi ama hatunu görünce seninde gözlerin fal taşı gibi açılmadı mı?
- Ben ölülerle sevişmem,
- Benim bu konuyu düşünmem gerek,
- Cenk sen tam bir o.çocuğusun,
- Biliyorum .(Ardından büyük bir kahkaha daha koptu)

Ellerimin göğüslerinin arasından kayıp gitmesi beni kendimden aldı. Vücudumu büyük bir enerji sardı. Tüm bedenim sanki adrenalinle kaplandı. Hiç bu kadar zevk almamıştım. Kanın kokusu, teninden süzülüşü esir etti beni kendine, hiç durmadan aynı şeyi yapabilirim. Neşterin o eti kesişi, ilk sevişmemden bile daha fazla haz veriyor. Ama bu durumda bir tuhaflık vardı. Sanki kız bir şeyler hissediyor gibi..

Cenk'in sersemlemesiyle durumu anlıyorum. Kız katapleksi.. İrkiliyorum bir kaç adım  geriye gidince fark ediyorum kızın gözlerinden yaş geldiğini.. Sadece iki seçeneğim var ya devam edeceğim zaten ölü olan kızı bir daha öldüreceğim, ya da duracağım.. Ama ben durmak istemiyorum.

 

Yazan: Çağla ALTUN (Yazıda geçen karakterler ve olaylar kurgudur)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 524
Kayıt tarihi
: 03.09.14
 
 

Sosyolog, İSG teknikeri, Kalite Uzmanı, Denetçi, Ressam, Fotoğrafçı, Şair, Yazar, Okuyucu, Anne, Ev..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster