Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '14

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
220
 

Duvardaki anahtar

Dimitri’nin evine o akşam üniversite'den yakın dostları gelmişti. Üniversite'ye yeni atanan çok yakın bir arkadaşını ağırlamaktan Dimitri ve eşi çok mutluydu.

Sohbetin ilerleyen saatlerinde arkadaşının gözü bir ara duvardaki asılı duran anahtara takıldı. Ve sordu    

- Dimitri duvarda asılı duran şu anahtarın bir özelliği var mı diye sordu ve devam etti Neden salona böyle bir anahtar astınız?

Dimitri anahtara bakarak derin bir iç geçirdi ve başladı anlatmaya

DÖRT AY ÖNCE

Dimitri’nin Ürgüp- Mustafa Paşa'ya ilk gelişiydi bu, Şaşkınlık ve derinlemesine bakışlarla etrafı, insanlara inceliyordu, etrafına bakındı yardım alabileceği kimse var mı diye. Aslında çok güzel Türkçe konuşuyordu. Çünkü Babasının çok istemesi sonucu Üniversite'de Türkoloji bölümünü bitirmişti. Ayrıca aynı üniversite de öğretim görevlisi olarak çalışıyordu. Dimitri'nin babası vaktiyle Mustafa Paşa da (Sinasos)  ( Göreme ) de yaşamış ve 1924 deki mübadele anlaşması gereği tüm taşınabilir eşya ve duygularını da birlikte götürmüştü Yunanistan'a.

Dimitri Babasından bir egzotik masal dinler gibi dinlemişti ailesinin Mustafa Paşa'da ki yaşantısını. Okulda Türklerle ilgili ne anlatılmışsa olumsuz olarak; Babası bunu reddedip Türklerin insani değerlerinin ne kadar üstün olduğunu, diğer milletlerden ne kadar daha farklı olduğunu, yardım sever, misafirperver olduklarını bir bir anlatmıştı. İşte bu yoğun duygu yükü ile birlikte gelmişti Mustafa Paşa'ya Dimitri. Tıpkı " Limon ağacı “ romanındaki Beşir gibi "ailesinin yaşadığı mahalleyi, sokağı ve Baba ve Annesinin buruk ve hüzünlü bir şekilde anlattıkları evlerini görmeye.

Dimitri ilk gördüğü esnafa Belediye başkanı ile görüşmek istediğini ifade ederek yardım istedi, Esnaf işini bırakarak bu düzgün ancak daha farklı tavır ile Türkçe konuşan Dimitri’yi Belediye başkanına götürdü. Belediye başkanı Misafirini içeri buyur etti.     Çay ve kahve ikramından sonra Dimitri Başkana ziyaret maksadını anlattı.

Mübadele nedeniyle Annesi, Babası ve Ablası doğup büyüdükleri Sinasos’u Mustafapaşa’yı bırakıp Bin bir zorluklarla birlikte Önce karayolu ile Mersin ‘e daha sonrada gemi yolculuğu ile Selanik e ulaşmışlar. Sinasos tan ayrılmadan önce Babası Hemen yakınlarında ki Komşuları  "Mehmet amcaya;

- Mehmet Bey belki tekrar gelebiliriz. Bunca yıl komşuluğumuz, arkadaşlığımız ve dostluğumuz oldu. Sana güvenim tamdır. Bu evimin anahtarı, içeride eşyalarımız da var. Birkaç yıl içinde geri dönebilirsek anahtarı senden alırım. Diyerek evinin anahtarını Komşu Mehmet Beye teslim etmiş.

Şimdi ben müsaadenizle; Babam ve Annemin hüzünle anlattıkları, yaşadıkları, kokularını, anılarını bıraktıkları bu evi, evimizi görmek istiyorum.

Başkan ( x ) Bey düşünceli bir bakışla misafirine;

- Buyurun gidelim diyerek ayağa kalktı.

Bekleyen bir araç ile hareket ederek çok da uzak olmayan bir mahallede fazlada gösterişli olmayan ve olan iki evin önünde durdular. Başkan gösterişsiz evin kapısın çaldı, Kapıyı o günlerde 105 yaşına yeni basmış olan Mehmet amca açtı. Ürkek bakışlarla misafirlerini incelemeye başlamıştı. Başkanı tanımıştı ama yanındaki misafirini tanıyamamıştı. Biraz daha yaklaştı, inceledi, inceledi ve sonunda, sanki yıllar öncesinde kaybettiği bir dostunu, arkadaşını bulmuş gibi kendinden beklenmeyen bir şekilde gür bir sesle sanki tarifi olmayan bir feryat halinde, çığlık atarak

- Sen, sen Hiristo’nun oğlusun değil mi? dedi ve iki gözünden yaşlar akmaya başladı. Sanki bir asır önce kaybettiği çok sevdiği dostunu bulmuş gibi Dimitri’ye sarıldı ve Hıçkıra, hıçkıra ağladı, ağladı.                                                                               Dimitri olanları büyük bir şaşkınlık içerisinde sanki bir film, bir drama seyreder gibi yaşıyordu. İçeri geçtiler. Mehmet amca iyice yaşlanmış ve güçsüzleşmişti. Ancak sanki misafirinin gelmesiyle kanatlanmış bir küheylan gibi heyecandan kabına sığmayacak bir enerji ile konuşmaya, anlatmaya başladı.                                                        - - -

- Evladım seni bana Allah gönderdi. Ölmeden yapmak istediğim tek şeyi Allah’ım bana şimdi nasip etti dedi ve topraktan kazılarak yapılmış yüklük içindeki ahşap kutudan eski, paslı, ipliğe bağlı basit bir anahtar getirdi ve dedi ki,

- Hristo oğlum al bu anahtar senin , Babanın evinin anahtarı, yıllardır bu emaneti saklamıştım, işte şimdi bu emaneti sana teslim ediyorum. Yandaki ev Babanların evidir. Olduğu şekliyle korudum, bir gün baban gelir diye. Şimdi mutlu bir şekilde ölebilirim artık dedi.

Şaşkınlık sırası Dimitri ye gelmişti. Anahtarı tereddüt ederek almak için hamle yapmasıyla birlikte yoğun bir duygu fırtınasından olsa gerek daha fazla heyecana dayanamayarak öylece bayılıp düştü ve kaldı.

Dimitri az sonra verilen kolonya ile ayılmış ve olanları tekrar tekrar düşünmeye başlamıştı. Babası bir kere daha çok doğru söylemişti. Ailesine ait emanetler tozlu ama el değmeden öylece yerlerinde duruyordu.

Mehmet amca emanetleri çok iyi korumuştu. Ülkemizin diğer bölgelerinde olduğu gibi burada da Türkler ile Rumlar aslında bir arada çok iyi komşuluklar yaşanmıştı..                   Birlikte Hıristo’nun ailesinin ailesine ait evi gezdiler.                                                                           Dimitri Babasının, Annesinin ve Ablasının yaşadığı eve hem şaşkınlıkla, hem özlemle hem de buruk bir heyecanla baktı, baktı, Öyle bir sessizlik yaşandı ki sadece anların sesi, dostluğun sesi vardı kulaklarda,

Veda saati gelmişti. Dimitri ve Mehmet amca sanki bir daha görüşemeyeceklermiş gibi sımsıkı birbirlerine sarılmışlardı. .( Bu doğruydu çünkü Mehmet amca yaklaşık 40 gün sonra vefat etti )Dimitri ve Mehmet Amca hıçkırarak ağlıyorlardı.

Dimitri Ayrılırken elinde tuttuğu anahtarı Mehmet amcanın elinin içinden nazikçe alarak “ Ben müsaaden olur ise ile Babama ve anneme ait olan evimizin anahtarını yanımda götürmek istiyorum.” Dedi.  Mehmet amca cevaben

- Elbette evladım çünkü o artık senin anahtarın, senin evin dedi içten bir gururla,

Dimitri ise hiç beklenmedik bir şekilde;

- Mehmet Amcacığım, evet anahtar bizim evimizin anahtarı ama ben bunu Baba ve annemin anıları ile birlikte beraberimde götürüyorum. Dikkat ettiysen evimizin kapısını da kilitlemedim, kapıyı açık bıraktım. Şimdi sen ona yeni bir kilit al, kilit te anahtar da senin olsun. Çünkü bu ev senindir.                                                                             Bu sefer şaşkınlık sırası Mehmet amcaya gelmişti. Utangaç ama sevgi dolu , asalet dolu  bakışlarla konuşmadan ev konusunda Hristo ile anlaştılar.            

Hristo evine gelen arkadaşına

- İşte böyle Sevgili Arkadaşım; sormuş olduğun anahtarın hikâyesi işte budur. Bu anahtar ki hakikatte Bana göre Türk - Yunan dostluğunun da anahtarıdır.                          Bu anahtarı Türk milletin Dürüstlüğünü, asaletini herkese anlatayım diye odamın görülür duvarına bilerek astım. Bundan da gurur duyuyorum.                                                                      İnanıyorum ki Babam ve Annem hatta Ablam yaşasaydı onlarda yaptıklarımdan guru duyardı.

Not: Hikâye alıntıdır. Bu yaşanmış buruk hikâye, sevgili dostum, Mustafa Paşa eski Belediye başkanı Sn  ( X ) Bey tarafından tarafıma anlatılmıştır. 26 Kasım 2013

Mustafa TURHAN  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 161
Kayıt tarihi
: 02.11.13
 
 

TSK dan EMEKLİYİM ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster