Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '13

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
693
 

Duygu ve düşüncelerin yaşlanması vücudun yaşlanmasından daha kötüdür

Duygu ve düşüncelerin yaşlanması vücudun yaşlanmasından daha kötüdür
 

(Herkesin mutlaka okuması gereken, insanların hayatını değiştirecek bir yazı)

İlerleyen yaşımızla beraber sadece bedenimiz değil duygu ve düşüncelerimiz de yaşlanır. Bedenimiz bazı şeyleri yapamadıkça onların bizim için gereksiz olduğunu düşünürüz. Ve gençlikte yaptığımız çoğu şeyleri yavaş yavaş terk edip kendimizi yaşlılığa alıştırmaya başlarız.

Ancak yaşam sepetini erken ve üstelik yanlış boşaltıyor olabiliriz. Yani henüz ananasları ve çilekleri atmamız gerekli değildir ama etrafın dolduruşu ve yanlış algılar bizi çiçeklerden bile uzaklaştırmış olabilir. Afişlerine yıllarca heyecanla baktığımız sinemaların önünden boynu bükük, başı öne eğik, ilgisiz ve üzgün geçip gideriz.

Aslında bu bir anlamda hayattan kopuştur. Oysa hayattan ne zaman kopacağımıza biz kendimiz karar veremeyiz; çünkü gözlerimizdeki ışıklar gözlerimiz kapandığı ana kadar parlamaya devam eder.

Hayatın umurunda bile değilizdir; bırakırsak, o da bizi bırakır. Ve bu kırılgan çağlarda hayatın bittiği şeklindeki duygularımızın depreşmesiyle hatalar yaparız. En büyük hatamız 60 yaşında hayatın bittiğini düşünen cahil ve boş insanları dinlemektir. Zaten böyle yetişmişsek daha da kötü. Birisinin söylemesine gerek kalmadan varıp duvar dibine otururuz. İnsanı duvar dibinde oturtan ayakları değil aklı ve yüreğidir. Ayaklarınız bir hastalık hali olmadığı sürece sizi gömüleceğiniz mezara kadar götürür. Ancak ayakların gideceği yolunuzun olması lazımdır. Duvar dibinde oturan kimsenin gideceği yol mezarlığa kadardır.

Âlimler, ulemalar ve hatta yaşam koçları bile yaşlılığa teslim olmuşlardır. Oysa vücut kendisini taşıdığı sürece insan hayatın içindedir. Türkiye’de 60 yaşından sonra seks yapan yoktur. Hayatı (biyolojik süresinden ileri) uzatmak mümkün değildir ama var olan ömrümüzü sonuna kadar yaşamak mümkündür.

Yanlış anlayışlar nedeniyle (yaş yetmiş, iş bitmiş gibi) hayatı 60 yaşında bitirip ama 90 yaşına kadar yaşayan kimse kara cahildir. Bu kimse 30 yıllık ömrünü yok etmiştir. İnsan bu 30 yılda da çok şeyler yapabilir.

Vücudun erken çökmemesi ve hastalıklar çıkmaması için “Az yeme diyeti” nin ömür boyu uygulanması gerekir. Az yeme diyeti gramla yemektir. Böyle yemediğiniz sürece biyolojik yaşınızı tamamlayamadan ölürsünüz. “Az yeme diyeti” aslında hayatın gerçek halidir ama biz bilmediğimiz için diyet programı sanıyoruz. Artık bu saatten sonra yılların alışkanlığını yenip bu diyeti uygulamak çok zordur ve binde bir kişi başarılı olur. Tahminen 1 yıllık tavizsiz bir sürede bu diyete alışılabilir.

Bu diyette ne yediğiniz değil miktarı önemlidir. Beş öğünde (sabah 07, 10.00,12.00,15.00 ve 18.00) bugün tükettiğimizin 1/3 miktarı kadar (ama imkânımız varsa favori yiyeceklerle her gün değişen çeşitlerle) yiyecek/içecek tüketmeliyiz.

İnsan sindirim sistemi günde yaklaşık ortalama 5 kilo yiyecek içeceği ve üstelik yıllarca karşılayacak yapıda değildir. Buna taş olsa demir olsa dayanmaz. Baskısından, şiddetinden bozulmasa bile artık maddesinin zararlarından bozulur. Hastalanıp erken ölmemizin nedeni çok yememizdir. Doktorlar bunu bize söylemezler; çünkü o zaman müşteri bulamazlar.

Bunun dışında hiçbir diyet insanı sağlığına kavuşturmaz. Aslında bu bir diyet değil yaşamın gerçek halidir. Zararlı alışkanlık, çevre ve genetik sorunları olmayan biri bu diyeti de uygularsa kesinlikle 100 yaşından önce ölmez.

Sözde genç ve dinç olmak için ileri yaşlarda ağır sporlar yapılması son derece yanlıştır. Bu, vücudu yapabileceğinin üzerinde zorlamaktır ve bir şekilde bedelini ödettirir. Ama vücudun hareketsiz kalması da yanlıştır. Yediklerimizi eritme derdimiz olmayacağı için yaşamımızı sürdürme adına yaptığımız hareketler bize yeter.

Zayıflamak için spor yapmak aptalca bir şeydir. Doğrusu hiç şişmanlamamaktır. Ayrıca spor vücudu bozar, çirkinleştirir.

Normal insanların (az yeme diyetli yaşayan) biyolojik yaşlarının sonlarına kadar (üst sınır 124) sağlıklı kalmaları mümkündür. E sağlıklı olduğun zamanda hayatına devam edersin. İlkel toplumlarda (bizim gibi) halkta bu bilinç henüz oluşmadığı ve insanlar dinin etkisiyle kaderci davrandıkları için erken yaşta gereksiz bir yaşlılık psikozuna girerler.

Ve bunların bu geri kafalı düşünceleri bütün toplumu etkiler. İnsanlar 50–60 yaşlarına geldiklerinde her an öleceklerini düşünerek hayatı bırakırlar. Bunların içinde mezar yerini ayırtanlar, vasiyetini yazanlar bile vardır. İşin kötüsü bu yanlış zihniyet okumuş aydın kişilerde de vardır. Ayrıca ileri yaştaki insanların bazı şeyleri yapmaları bu gerici toplum tarafından ayıp olarak görülür. 60 yaşındaki adam karısını öpemez. El ele gezemez. Maça, sinemaya gidemez. Bunların cinsel talepleri de rencide edici bir şekilde reddedilir. Adam/kadın utandırılır ve bunlar da mecburen cinselliği bırakırlar. Bu gerici zihniyete göre 60 yaşından sonra bir kişi sadece torun bakar. Düşünün adam 60 yaşında, 90 yaşında ölüyor; 30 yıllık hayatında sadece torun bakabilirmiş. Oysa 60, 70 hatta 80 yaşındaki birisi önemli bir sağlık sorunu yoksa 40 yaşındaki birisinin yaptığı her şeyi yapabilir.

Ne yazık ki bu yanlış anlayış yüzünden Türkiye’de insanların 60 yaşından sonra yaşasalar bile hayatları yoktur. Bazı geri zekâlı çocukları ve yakınları “sen yaşlısın bir kenarda otur” diyerek bu insanların hayatlarını bitirirler.

Elbette başka etkenler de vardır ama temel olarak ömrümüzü vücudumuzun dayanma süresi belirler. Ve sağlıklı bir vücut en az 80 yaşına kadar işlevini yerine getirir. Vücudumuz beyaz eşya gibidir; ne kadar iyi bakarsanız o kadar dayanır. Ben bir buzdolabını 25 yıl kullandım. Bacanağım aynı marka buzdolabından bu sürede 3 tane eskitti. Anlayın artık. En önemli konu bunu sizin anlamanızdır. Hayatınızı düzene sokmak için gerekli irade gücüne sahipseniz hiç durmayın. Zaman geçtikçe ömrünüz kısalıyor.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kim demiş önerilmez diye :)sıkı bir takipçiniz olarak katılmıyorum buna ...selam ve sevgiler.

Tülay EKER 
 04.03.2013 10:27
Cevap :
Benden de sevgiler selamlar!  04.03.2013 16:59
 

Bu yazınızı hangi ara kaçırmışım anlamadım. Belirli kalıplarla büyüyüp sürekli tekrarlar olunca direk o hayata dalıyoruz değiştirmeye kalkanlara da deli diyorlar babamın tabiri ile nahoş durum yaratıyor ama önemli olan dediğiniz gibi ne istediğimizi bilmek ve bunu alabilmek, sonuçta kimse kimsenin yüreğinin ağırlığını bilmiyor...selam ve sevgilerimle.

Tülay EKER 
 02.03.2013 14:41
Cevap :
Bu yazım önerilmiş.Hayret benim yazılarım önerilmez ama...  03.03.2013 9:44
 

Vicdan dediniz ya anahtar kelime bu işte :)))Birey adına insanlık adına birşeyler yapabiliyorsanız bu fiiilen onurlu birşekilde ortadaysa işte ben olmalıyım dersiniz.Barışta sevinçte aydınlıkta sizsiniz o zaman.Farklı düşnmüyoruz sadece yönler farklı aslında.Çok fazla sözle uzatmaya da gerek yok değil mi ,iyilik adına birşeyler yapabiliyorsak sevebiliyorsak herşeyi ne mutlu, yazıalrınız okuyorum.

zehraaa 
 01.03.2013 8:19
Cevap :
Yazılarınızı duygulanarak okudum.Pırlanta gibi yüreğe sahip bir insansınız.Sevgi okyanuslarında rüzgarın sert esmesine tahammül edemiyorsunuz. Merak etmeyin efendim, Kerim Korkut'un sevgiden başka inandığı Tanrı yoktur.  02.03.2013 12:04
 

Yanlış kimseyi birey olarak dünyayı değiştiremez.Değişim değişim deriz ama neye kime hangi değerlere erdemlere göre değişim?İçinde yaşama sevincini olduğu bir değişim !Birey kendi değişimini yaşar ve bu enerjiyi etrafına saçar İnanın yazdıklarınızdan milyonlarca yazı çıkartılabilir aynı mantık, düşünce, yöntemle.Demek istediğim şry abmbaşka savunmanıza nazaran böyle bir cevap yazamk istedim...Başarılar

zehraaa 
 27.02.2013 8:14
Cevap :
Güneşte leke varsa vicdanlar susmamalı.Görüyorum ki siz karanlıkları bile kabul ediyorsunuz.Yaşadığımız hayatta bir sorun görmüyorsanız zaten sizinle yolumuz ayrı.Sizin dilek tutan tavşanınız ve kendiliğinden barış tanrınız sorunları çözer.Bence barış güvercini uçurmaya devam ediniz. Ama biliniz ki o barış güvercinleri ikinci defa uçamadılar. Biz yanlış olabiliriz; düşüncelerimiz de. Ama buradayız,halkın kurtuluş umudunun başladığı yerde.Siz neredesiniz?  27.02.2013 19:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 5376
Toplam yorum
: 13891
Toplam mesaj
: 282
Ort. okunma sayısı
: 656
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster