Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '13

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
41776
 

Duygusal olan kazanamıyor!

Duygusal olan kazanamıyor!
 

Duygusallık denen illet insanların mayasında var. Basit gibi görünmesine karşın, bazen ortada hiçbir şey yokken, aniden kendini gösteriyor ya da kendini bastırmış bir şekilde saklıyor. ...............


Duygusallık konusunu daha önce de yazdım. Şimdi biraz daha değişik yanlarını anlatmak, yaşamımıza nasıl egemen olduğunu beyindeki bazı bölgelerden de bakarak, siz okurlara sunmak istiyorum.

Duygusallık denen illet insanların mayasında var. Basit gibi görünmesine karşın, bazen ortada hiçbir şey yokken, aniden kendini gösteriyor ya da kendini bastırmış bir şekilde saklıyor.

Ancak, değişen yaşam ve çalışma koşullarına ayak uydurabilmesi için insanın duygularını tanıması da şart.

Deniyor ki; duygularını yönetebilen, doğru iletişim ve empati kurabilenler, kazanıyor. Bir başka deyişle,duygusal zekası yüksek olanlar ve bunu kullanabilenler başarılı oluyor.

Bu görüş bir açıdan doğrudur. Ancak burada duygusallık ile duyguları birbirine karıştırmamak gerektiğini de düşünüyorum.

Hayatta hem kariyer anlamında hem de özel yaşantıda duyguları tanımak ve onları yönetmek çok özel bir meziyet gerektirmekte.

Duygusallık, duyguları başarılı yönetememeden kaynaklı, kişiye yaşamını her noktasında, başarısızlık ve mutsuzluk getirecek duyguların kontrolsüz karmaşık açığa çıkışlardır.

Kendini tanımak, duyguları seyretmek ve onları yönetebilmekle başlar. Duyguları yok sayamayız. Ancak duyguların duygusallık adı altında karmaşık hal alıp da bizlere hükmetmesine izin de veremeyiz.

İşin püf noktası da esasen burası.

Ne var ki, eğitim almış kişiler bile, basit bir konuda dahi duygusallıklarının esiri olabiliyorlar.Örneğin; sesini, tavrını, ayarlayamayıp, aklını, mantığını kullanamayabiliyorlar.

Sonuçta, kendilerini istenmedik durumlara düşürebiliyorlar.

Toplumsal yaşamdan bir örnek verelim; Olimpiyat seçmelerinde Madrid’i elememiz büyük bir çoşku ile karşılandı. Ancak kısa bir süre sonra Tokyo-İstanbul seçimi vardı.

Bunu düşünmeden zafer çığlıkları atma, bu iş bitti gözüyle bakma neyin eseriydi ki? Bu komik durum, duygusallığın sergilenmesi değil de nedir? Nasıl izah edilebilir?

Sonrası malum. Büyük düşkırıklığı.

Açık bir farkla Tokyo’nun gerisinde kalmanın getirdiği hüznü yaşadık.

Niye böyle duygusal oluyoruz ki?

Olayın bir başka incelenmesi gereken yanı da var.

Katıldığımız hemen hemen bütün spor dallarında gerideyiz. Yüzmeden tutun atletizme, basketbola kadar.

Bunun en öenmli nedeni; sosyal yaşamda, birbirimize olan davranışlarımızda, duygusallığın ön plana çıktığını ve empati kurabilme gibi duyguları kullanamadığımızı fark edemiyoruz.

Bunu biraz düşündüğümüzde önemli eksikliklerimizin olduğunu sanırım kabul edebiliriz.

Duygusallıktan vazgeçip, bu şekilde davranış ortaya koyduğumuzdaki kayıplarımızı görüp, kendimize bir ders çıkarsak herhalde daha doğru bir yaklaşım içinde oluruz.

Kısacası, duygusallığı ön planda yaşayan bugünkü insanın hali, ilk çağdakinden farklı bir durum arz etmiyor.

Şimdi, gelin isterseniz duygusallık konusunda bilimadamlarının beynin bazı bölümlerini ele alarak inceleyip, ortaya koyduklarına da bir göz atalım...

Beyinde duyguların, düşüncelerin ve hareketlerin bütünleşmesinde rol alan “bazal gangliya” adlı bir bölge var. Bu bölgenin fazlaca etkin olması endişe, kaygı, sinirlilik gibi duygusallıkları açığa çıkarabiliyor.

Duygusallık, beyindeki “singulat” adlı bölgenin aşırı çalışması ile geçmiş yaşantıları, kırgınlıkları unutamama,kin tutma, birşey istediği gibi olmadığında kızgınlık ortaya koyma şeklinde de kendini gösterebiliyor.

Diğer yandan “Prefrontal korteks”in etkin çalışmaması ise, daha çok güdüsel davranış ortaya koyma potansiyeli yaratarak, kişiyi hissi davranışlara sürükleyip, hatalardan ders çıkaramamaya sebep verebildiği gibi, sorun yaratma şeklinde de kendini gösterebiliyor.

Son olarak, “şakak lobu”nun düzenli çalışmaması da duygusal iniş ve çıkışları, dengesiz davranışları açığa çıkarabiliyor.

Unutulmamalı ki; gerçeklere aykırı düşecek, öz değerlere yapılacak yukarıda da incelediğimiz böylesine zıt hareketler, kimseye bir yarar getirmez.

Sevgili okurlar!

Hayatın duygusal olmayanın kazanması kuralına göre bir gelişme gösterdiğinin farkındasınız umarım.

Unutulmaması gereken husus; güven ortamının oluşması, olumlu diyologların tesisi, kişisel duyguların hükmettiği açığa çıkışlarla değil, duyguların tanıyıp, bunların farkına varan ve onları yönetebilen insanlarla gerçekleşiyor olması.

 

AHMED F. YÜKSEL

https://twitter.com/sufafy

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekten de insan geçmişte uğradığı haksızlıkları unutamıyor. Özellikle kırgınlıkları! Üstüne üstlük buna bir de şimdiki zamanda olmasını istedikleri de olmayınca; duygusal hatalar ZİRVE yapıyor. Demek ki, bu durumdan sorumlu olan beynimizdeki SİNGULAT adlı bölgeymiş!!! Yani, oranın aşırı çalışması! Buna engel olabilecek tek şey ise akıl- mantık sorumlusu ön lobumuzu devreye sokmak olacak. Elbette bu da zor, o halde yardımcı desteklere; İLİM ve ÖZEL ESMA ZİKİRLERİNE ihtiyacımız var kanaatindeyim.

Işınay Özgenç 
 10.03.2014 15:11
 

Günümüzde kişiler, kendilerini daha çok, ortaya koydukları duygusal tepkiler ile özdeşleştirip, duygusal karakterlerini benimsiyorlar. Sonuç olarak da spor adına takımı için taraftar döven, namusu adına adam öldüren, trafikte hakkı yendi diye karşısındakine akıl almaz şekilde kızma krizine girip küfreden ve tüm bu ortaya koydukları haller ile övünen, duygusallığı nedeniyle egosuna teslim olmuş akılcılıktan yoksun bir toplum halindeyiz. Umarım yazınız okuma şansını elde eden bizlere ders vermiştir.

zafer biryol 
 01.10.2013 14:02
 

Duyguları iyi yönetebilmek, yani her açığa çıkan duygunun peşinden gitmeyip, o duygudan bağımsız olarak hareket kararını alabilmek bence kişinin kendini tanıma, bilmesi ile doğru orantılı. Ne kadar açığa çıkan duygunun farkındaysan ve ona teslim olmuyorsan o kadar kendi terkibini fark etmiş durumdasın demek ki.

raci günay 
 01.10.2013 11:40
 

Yaradılış itibariyle Prefrontal korteks eğer en fazla insanda gelişmişse, akıl öncelikle insanoğluna bahşedilmişse ve akıl yoluyla duygularımızı kontrol etmeyi öğrenmek durumunda isek, iki ayaklı hayvandan en büyük farkımız bu; yani duygularımızı kontrol etmek olmalı diye düşünüyorum. Bizlere kavramları açan yazınız için teşekkürler.

osman sadi 
 01.10.2013 11:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 612
Toplam yorum
: 1991
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10246
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster