Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
14874
 

Duygusallık her zaman ön planda

Duygusallık her zaman ön planda
 

Siz farkettiniz mi bilmiyorum ama duygusallık, gündelik yaşamın hemen hemen tüm süreçlerinde yerini almış durumda. ...........


Bu konuya daha önce de değindim!

O nedenle bu yazıyı yazmamın faydası var mı bilemiyorum ama doğrusu zararlı olabileceğini de düşünmüyorum.

Şimdi diyorum ki, şöyle kısaca biraz anımsayalım olup-bitenleri, çevremizdeki olayları.

Ne halde bulunduğumuzu fark edelim.

Diyeceksiniz ki, o kadar çok yalan söyleniyor, gerçekler o denli saptırılarak anlatılıyor, bireylerin arasındaki diyaloglar hesapsız kitapsız gerçekleşiyor ki, bahsini ettiğim sebepler arasında duygusallığın yaşanmaması imkansız oluyor.

Sonuçta şöyle veya böyle, kanımızın çekilmesine yol açan bir durum yaratıyor.

Ve mutlaka çözülmeli, samimiyetle sorunlar aşılmalı.

Bugün çok sıradan bir şekilde kullandığımız duygusallık denen illet insanların mayasında mevcut.

Ve bir çok davranışlar kişiye özel ayrıcalıktan kaynaklanıyor.

Eşitlik ilkesi bozulduğu içindir ki davranışlar bu türde gerçekleşiyor.

Bir çoğu da örf ve adetlerden geleneğimizden gelen değerlerle ilgili.

Ne var ki biz bunun üzerinde durmuyor davranışlarımıza devam ediyoruz.

Siz farkettiniz mi bilmiyorum ama duygusallık, gündelik yaşamın hemen hemen tüm süreçlerinde yerini almış durumda.

Hemen belirtelim; beynin veri tabanı değişmediği için bireylerin karşılaştıkları olaylarda neler yapabileceği hiç tahmin edilemiyor.

Somut boyutta, bazen de ortada hiçbir şey yokken, aniden açığa çıkıveriyor.

Bilindiği gibi kapsamlı bir eğitim almamış, sıradan bir insanın, basit bir konuda, “hatta her şeyin kararacağı bir ölüm anından geçmek anlamında bile olsa” duygularından vazgeçmediği ortada.

İnsanın kapıldığı bu duygunun aşırılığını acaba neye bağlamalıyız?

Tüm benliğimizi kavrayan hislerin farkındalığını?

Şunları görüyoruz.

Herhalde nefretle gerilmiş yüzlerin ardında, beynimizi etkileyen başka şeyler olmalı.

Hafif saldırganlıkla başlayan “muhatabını yok etme, ortadan kaldırma isteği köküne kibrit suyu dökme işlevi” gibi eylemleri kapsıyor bu anllattığım şeyler.

Evet sadistçe bir zevk bu.

Katlanılması güç birşey.

İşlevsellikte sesini, tavrını, aklını, mantığını ayarlayamayan, vahşetin, gücün böylesine futursuzca sunulmasındaki aşırılığın tek bir kelime ile izahı var.

Duygular!

Sevgili okurlar!

Bir spor müsabakası öncesini veya sonrasını gözlemleyin.

Bu ülkenin çocukları sopalarla birbirine giriyor; hatta döner bıçaklarıyla birbirlerine saldırmaktan çekinmiyor, yakaladıkları yerde acımasızca 3-5 kişi tek bir kişiyi dövüyor.

Hiç aldırış etmiyor.

Sakat mı kalır, ölür mü diye düşünmüyor.

Görüldüğü üzere, insanoğlu daha “sürüleşme aşamasından” çıkamamış.

Çaba gösterilmedikçe bu zaaflardan kurtulunamıyor.

Takdir edersiniz ki, bugünkü insanın hali, ilk çağdakinden farklı bir durum arz etmiyor.

Ancak, astroloji bilimini takip ederek insan yapısını bir nebze olsun çözebilenler, kişinin haritası ile ilgili bilgiye sahip olup, yaşanılan ‘duygusallık’ boyutuna vakıf oluyorlar.

Örneğin, ‘su’grubuna giren burçların karakteristiği duygusal olmaları.

İlk akla gelen, yengeç burcundan olanlar. ‘Balık burçlular’da duygusal.

Ama onların duygusallığı başkalarına karşı.

‘Yengeçlerin’aksine, sevdiklerini yerine acı çekerler, kendileri için değil.

‘Akrepler’ise kıskançlığa, sadistliğe varan şekilde duygusal.

Kendilerine bir şey yapılmadığında sakince yaşarlar, ama savunma anında bunu açıkça ortaya koyarlar. ‘Koçlarda’ ise‘ben’e dayalı bir duygusallık söz konusu.

Bunu “kıskançlık” diye nitelendirmek daha mantıklı olur.

Anlatmak, istediğim husus, duyguların, hangi burçtan olursa olsun, her zaman bir bireyin yaşamında, bir şekilde açığa çıkması.

Konuyu beyin açısından ele aldığımızda şöyle ifade edebiliriz.

Duygu amigdala hafızasında bulunuyor.

Ay amigdalaya tekabül ediyor. Amigdala çok hızlı. Güneş ise prefrontal korteksi simgeliyor. Bu anlamda güneş (yani akıl) aya yani amigdalaya(duyguları önlemeye) yetişemiyor.

Astrolojide güneş ve ay rötarı yok. Dünyanın dönüş sistemi ile alakalı bundan farklı olarak tutulumları var.

Diğer gezegenlerde ise bu koşullar söz konusu değil. Rötar olabiliyor. En önemlisi Merkür ün rötarda oluşu.

Pek tabidir ki sonuçları zaman içinde beliriyor.

Avam türü çalışmalar ile duygusallığın üstesinden gelmek söz konusu değil.

Yakın zamana kadar yanınızda gibi görünen, size sempati duyan bir kişi, mantığına ters düşen bir olay karşısında duygusallığa düşerek, karşınızda yer alabiliyor.

Birden şaşırıp çevrenize: “Buna da ne oluyor yani şimdi?” demek zorunda kalıyorsunuz.

Olayın başka yanlarıda var.  

Sevdiğinizi düşündüğünüz, ama çok da fazla paylaşım yapmaktan kaçındığınız biri, kendini acilen mutlaka bir yerlerde görmek istiyorsa acaba ne hissedersiniz?

Şayet duygu periyoduna giriyorsanız bundan mutlaka kaçının derim.

Bırakın kendi sorunlarını kendi halletsin.

Benim açımdan, duygusallık problemleri arasında en önemlisi; bireyin bilgiç tavırlarla muhatabına, endişe verici şekilde dayatma yapması.

O kendi isteklerinde yoğunlaştıkça, artık ortalık duygusallıktan geçilmiyor.

Bu aşamada biraz duralım Hz. Muhammed’in (sav) yaşamına bir göz atalım!

O çok cesur, ama tevazu sahibi, insan ile insansı arasındaki farkı bilen bütün değerlerin insanda mevcut olduğunu düşünen, bunun için ne yapmak ve nasıl yaşamak gerektiğini bize gösterebilen bir uyarıcı, rehber idi.

Kendisini yakından tanıyanlar söz birliği etmişçesine iyiliğinden, zarifliğinden ve “emin insan” oluşundan bahsederler. O insan olma özelliklerine, bu erdemlere nasıl sahip olabileceğimizi bize gösterdi.

O tanık edenlerinde şaşkınlıkla vurguladığı üzere, her olayda basiretli bir biçimde yumuşak davranarak, çok hassas süreçlerin bozulmasına (örneğin taif meselesi gibi) izin vermemesi. İnanmayanlara dahi merhamet göstermesi. Kendisini mahkum eden Ebu Cehil’i ve Ebu Leheb’in defalarca ayağına gitmesi. Onlara evrensel dini, İslâm’ı seçmelerini teklif etmesi.

Bizler onun ahlakını takip edebiliyor muyuz?

Yaşadıklarımız büyük bir çelişki değil mi, onun yaşamına göre.

Burda biraz duralım, düşünelim;

Şayet her halükârda karşı safta olanların aşağılanmasına, küçük düşürülmesine, hatta şiddete maruz kalmalarına, inanç sistemlerinin yok olmasına tanıklık etmek istemiyorsak, sadece kendimizi tatmin eden ve “benliğimizin baskın bir parçası haline gelen bu duygulardan”, bir an önce kurtulalım, sıyrılalım derim.

 

AHMED F. YÜKSEL

https://twitter.com/sufafy

 

https://twitter.com/AhmedHulusi

http://www.ahmedhulusi.org/

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel ve yerinde analizler var yazıda. Özellikle dikkatimi çeken, toplumsal anlamda en çok zaaf ve duygusallıkla davrandığımız konuların işlenmesi. Hele de spor müsabakaları. Daha geçtiğimiz hafta Trabzonspor- Fenerbahçe maçı neydi öyle… O kadar canımız sıkıldı ki, bahsetmek bile şu anda sinirlerimi tekrar zıplattı.. Fakat en mühimi de yazıda bahsedilen en büyük duygusallık, belki de en fenası; birisinin başkasına bazı yaptırımlarda bulunması..!!! Offf off işte en sinir edici olan da bu.. ve en yazık olan da şu ki; bu konuda neden rekor seviyede bir ülkeyiz. Neden bu en fazla bizde var. Patron- işveren, ebeveynler- çocuklar, öğretmenler- öğrenciler, karlar- kocalar vb. ilişkilerinde vıcık vıcık böyle bir tahakküm altındayız…Bilgiç tavırlarla ilişkileri de, kişileri de mahvediyoruz ne yazık ki…

Kortan Tanaçyolu 
 15.03.2014 15:30
 

Bu yazıya yorum yazacaktım, özellikle burçlar ve amigdalaydı öne aldıklarım. Bu arada cep telefonumdan takip ettiğim twetter mesajlarına tam da şu an sıcağı sıcağına şu mesaj geldi. En doğrusu hemen buraya yazmak ve paylaşmaktı sanırım. Belki de ufak bir eş zamanlılık yaşadım kendi çapımda?) İşte bu kıymetli söz: ‘’AMİGDALA KORUNMA POZİSYONU ALDIĞINDA, ÇARESİZ KALMIŞSA, ‘SAÇMALAMAK’ DEDİĞİMİZ MANTIKSAL BÜTÜNLÜKSÜZ KONUŞMALAR DUYULUR. HOŞ GÖRÜN ACZDİR O! ‘’ Ahmed Hulusi…

Hakan Ünye 
 06.03.2014 18:26
 

Duygusallık denilince benim aklıma hemen şu gelir; Allah’ın sisteminde= Sünnetullahta duygusallığa yer olmadığı. Bu bilgiyi Üstad Ahmed Hulusi’nin yazıları ve sohbetlerinde duymuştum ilk. O zaman neden bunu düşünmediğimi düşündüm. Çünkü çevremiz ve duygu dostlarımız bizleri hep duygusallığın iyi bir şey olduğuna inandırmışlardı. İşte burada karşımıza gene KAVRAM KARGAŞALARI çıkar. Oysa kişinin duyarlı ve sorumlu olması başkadır, kendisini yönlendiren; akıl ve mantıktan yoksun, kişiyi mutsuzluğa sürükleyen duygusal davranışları başkadır. İşte bunu kavramadan yetişen bizler (istisnalar elbette vardır) hem başkaları hem de kendimiz için muhteşem cehennemler yaratırız. Farkında bile olmadan. Bu yüzden yazınızı çok dikkatli okudum ve çok da faydalandım. Teşekkürler…

Birol Gedik 
 06.03.2014 0:27
 

Şu anda hem bu güzel yazıyı okuyorum, hem de televizyonda çok güzel bir programı takip ediyorum. Sevgili Sevil Atasoy’un beğenerek izlediğim programı var Habertürk’te.. Üstelik konu da: AŞK! Yani duygularımızın en zirvede çalıştığı bir konu..Beyinle ilgili olarak Sayın Yüksel’in yazılarından o kadar çok şey öğrendik ki, umarım bu program da katkı sağlar. Aslında bu kadar önemli bir konuya; tasavvufla ilgilenen bir konuşmacı da çağırmalarını isterdim. Zira oradaki aşk kavramı başlı başına farklı bir olay! Bildiğim bir şey varsa; ham ve hayvansal duygularla değil de; öze yakın duygularla her şeyin güzel ve yerli yerinde olacağıdır. Yazıda geçen AMİGDALA’yı siz siz olun Güneşinizden hızlı çalıştırmayın…

Kenan Erkan 
 28.02.2014 23:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 530
Toplam yorum
: 1644
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 11496
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Akşam Gazetesi, Radikal Gazetesi, Piyasalar Dergisi, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Yeni Dünya ve Po..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster