Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
144
 

Duymuyorum

Duymuyorum
 

O duymuyordu… Bu sorunu daha çocukluk yıllarında fark edilmişti. Yakın çevresine göre Adnan o yaşlarda bile sağırdı. Ailesi de aynı düşüncede sayılırdı. Evet o kesinlikle duymuyordu. Çocukluk arkadaşları ise bu durumu farklı yorumluyordu. Onlara göre o işine geleni duyan, işine gelmeyeni de duymayan bir insandı. Ne olursa olsun bilinen bir gerçekti bu sorun. Havaalanında yer hizmetlerinde otuz yıl küsur bir süre çalışan, sonra da emekli olan Adnan’ın kesinlikle bir işitme sorunu vardı.

Ona göre ise, üç yaşlarında iken bazı sesler duymuştu. Annesi, babası, komşular, akrabalar bir araya gelip toplandığı zamanlar o sesleri duyabiliyordu. Ağızlardan köpükler saçarcasına adeta kavga edercesine hırlayarak konuşarak, acayip, anormal sesler çıkarıyordu bu insanlar. Beş yaşına geldiğinde ise iki yıllık bir süre geçmişti ama aynı insanlar, hala yine aynı sesleri çıkarıyordu. Asıl ürktüğü, çekindiği, korktuğu ses ise annesiydi. Çenesi düşük kadın sadece uyuduğu zamanlar konuşmuyordu. Bir sürede babasını izledi seyretti. Bu çene yüzünden azılı bir şarapçı kariyerine ulaşan zavallı babasının çaresizliğine acımıştı. İlkokula başladığı ilk günlerde  aynı sesleri oralarda da  az da olsa işitmişti. Öğretmeni annesinden, babasında farksızdı. Sınıf arkadaşları da  çevreden komşu, akraba çocuklarıydı. Onlarda farksız gibiydi.
 
Dış dünyadan gelen bu yoğun parazit sesler farkında olmadan onu iç dünyasında sessiz bir yolculuğa çıkarmıştı. On yaşına bastığı günlerde o artık hiçbir şey duymuyordu. Hemen herkes ona acıyarak baktı. Adnan sağırdı ve zavallı bir duruma düşmüştü. Onunla dalga geçenlerde oldu. Ona yardımcı olmak isteyenler oldu. Ona bir şey duyurmak isteyen bir insanın kulağına iyice eğilerek bütün gücüyle bağırması gerekiyordu. O anda bazen duyar gibi olurken çoğunlukla yinede duymuyordu. O özürlü bir insandı. Böyle insanlara yardımcı olmakta bir sevaptı. Bu yüzden yaşam yolculuğunda ki süreçlerde başta ailesi olmak üzere okulda, mahallede, askerde, girdiği işlerde ona bir öncelik, bir kolaylık tanındı. Üstelik bu insanlarında devamlı surette Adnan’ın kulağına  eğilerek bütün gücüyle bir dana gibi böğürerek bağırmaya da hiç niyet yoktu. En iyisi onu kendi haline bırakmaktı. Önünde yer alan bütün engeller tek tek ortadan  kalkıyordu. Ona  hayatın her alanında bir kolaylık sağlanmıştı.
 
Askerden döner dönmez evlendirildi. Onun gibi çok az duyan bir kadın ona eş olarak sunulduğunda gülümsemişti. Kadın hem güzeldi hem de annesi gibi çenesi düşük bir dişi değildi. Üstelik yeni kurdukları o yuva çok sessizdi. Apartmanda ki diğer dairelerde çıkan, duyulan sesler, gürültüler, patırtılar yanında bu ev adeta bir huzureviydi. Bazı komşular bu yeni gelen sessiz aile ile tanışmak için evin kapısını çalarak   sıraya girmişti. İçeri girenler  daha oturur oturmaz iki donuk suratla karşılaşınca şaşırıyordu. Durmadan anlatan, çene çalan misafirler  bu karı kocaya ne anlatabilirdi ki?..Onlar kendilerini boşa yoruyordu. Yeni evli bir çift ceset onları dinliyordu. Durmadan konuşan, durmadan bağıran misafirler sonunda yorulur, ayağa kalkar   sonrada   vedalaşmak zorunda kalırdı. Bu da onların  ilk defa  ve son  kez misafirliği olurdu. Bu durum diğer hısım, akrabalar içinde geçerliydi.
 
Adnan karsıyla sessiz dünyalarında çok mutluydu. Herhangi bir neden ile ne bir misafirliğe giderlerdi ne de onların gelmelerini  isterlerdi. Dış dünyada yaşayan bu sorunlu insanlardan ikisi de kurtulmuştu. Bekli de sağır oldukları için Tanrıya şükür etmişlerdi. Hafta sonları eşini alır  deniz, göl, dağ, bayır, orman dolaşır yer içer gezer  tozardı. En mutlu olduğu anlardı onun için.
 
Ama her şeye rağmen Adnan az da olsa biraz sosyaldir. O kopmuş olduğu dış dünyaya ara sıra girip çıkar. Binde bir olsa da bir meyhaneye girer eski arkadaşlarının, tanıdıkların masalarına gider oturur. Onlara katılıp bir kenarda sessizce içer. Yine çocukluğunda duyduğu o parazit sesleri duyuyordur. Elli yıl gibi bir süre geçmiştir  ama insanlar sesler  hemen  her şey aynıdır. Gülümser  onlara... İnsanlar hem öfkeli hem neşeli içiyordur. Yine ağızlarda köpükler saçan insanlar haykırıyor, konuşuyordur. Karısından, anasından, babasından şikayetçi olanlar yine isyan ediyordur. Patronuna, arkadaşına kahredenler bir yana evine gelen son hacizci bankayı anlatanları, oraya buraya küfür eden insanları duymaya çaba gösterir. Onları  anlamaya çalışır Adnan.
 
“Adnan param bitti, iki bira ısmarlasana”
 
“Duymuyorum biraz bağır”
 
“Hey Adnan iki bira dedik”
 
“Duymuyorum”
 
“Bizi Atatürk kurtardı”
 
“Duymuyorum”
 
“ Tayyip baba adam. Helal olsun ona”
 
“Biraz daha bağır duymuyorum”
 
“Aziz Yıldırımın sonu ne olacak?..”
 
“Bilmiyorum”
 
“Ya bu 28 Şubat?..”
 
“Duymuyorum”
 
“Doktorları, öğretmenleri vuruyorlarmış”
 
“Bilmiyorum”
 
“Ya şu Kürtler ya bu  Araplar?..”
 
“Duymuyorum”
 
“Adnan emekli olmuşsun. Ne kadar ikramiye aldın?..”
 
“ Duymuyorum biraz  bağır. Biraz daha bağır Allahın belası adam duymuyorum seni ”
 
Çakır  keyif meyhaneden çıkarken gülümser, sonra da  mutlu bir şekilde yine   o sessiz mutlu evine doğru  yola koyulmuştur Adnan...
 
 
 
 
 

Hanife ÇITA bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Valla öyle bıktım ki ben de duymak istemiyorum:) selamlar,sevgiyle

Hanife ÇITA 
 14.07.2012 19:28
Cevap :
Aslında Adnan da bu tekniği iyi uyguluyor gibi...Sevgiler.  15.07.2012 13:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 107
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 387
Kayıt tarihi
: 19.01.12
 
 

Serbest ticaret ile iştigal ediyorum. Çeşitli sivil toplum örgütlerinde aktif görevlerde bulundum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster