Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ekim '17

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
95
 

Duyulaştırılmış Sessizlik

 
Güneş, birbirine yakın duran adamla kadının omuz hizasında parlayıp omuzlarının arasından sızarak hızını yitiriyordu.  İkisi arasında var olan sessizlik dışında her şeyin sese dönüştüğü bir yer vardı.
 
Böyle zamanlarda en iyisi deniz kenarına gelmekti.  Denizin keyfi yerindeyse dalgalarıyla kıyıya güzel kelimeler bırakırdı. Bu ikisi için de iyi bir fırsata dönüşürdü çoğu zaman. Sahile vuran kelimelerden, birbirlerine söyleyecek anlamlı cümleler oluşturup gülümseyerek son verirlerdi bu sessizliğe. Bazen de yerinden kıpırdamayan denizden en ufak bir ses dahi gelmez , güzelliklerden bahsetseler de o durgunlukla akşamı bulurlardı.
 
Denizin keyfinin yerinde olduğu bir gündü ama ikisi de bedenlerinde taşıdıkları soru işaretlerinin yükünü tutuyorlardı.  Bu sessizlik, birçok şeyin habercisi gibi gelip kurulmuştu sahile.
 
Mavi kızıl bir çizginin karşısında oturup birbirlerine bakmamak için etraflarındaki deniz kabuklarıyla oynadılar bir süre. Kadın, bütün gün güneşin kızgınlaştırdığı kumların arasında kendine yer edinmiş kabukları toplayıp kule gibi duran kumların üzerine diziyordu sırayla. Adam, büyük bir boşluğun içinde yittiğini hissettirerek avuç içlerinden kumları akıtıyordu sonsuzluğa.
 
İkisi için de söylenecek bir cümle yeni bir hayatın başlangıcı olabilirdi.  Derin bir nefes aldı kadın, mavilik doldu ciğerlerine. Adam heyecanlandı , böyle bir nefesin ardından dökülecek ciddi kelimeler vardı, biraz da ürperdi belki de. Duymak istemeyeceği ama kendisinin de çok iyi bildiği cümleler dökülebilirdi kadının dudaklarından.
 
Ilık, tatlı bir rüzgar esti denizin üzerinden. Gözlerini kapattı kadın. Rüzgarın taşıdığı renkleri de bir solukta kattı ciğerlerine. Sonra gözlerini açıp devam etti kumla oynamaya. Şimdi nefes alma sırası adamdaydı çünkü konuşmamıştı kadın. Umutlandı adam, gün boyu güneş ışığının değdiği yerlerde şarkılar söyleyen balıklar kadar sevindi bu duruma. Aslında ikisinin de yüreği, karşılarında duran maviliğin berraklığı kadar temizdi. Uzun sürmedi adamın sevinci.
 “ Bana söylemek istediğin bir şeyler var mı? “ ,diye sordu kadın. Ses tonundaki netlik verilecek cevaba göre cümle taşıdığını fark ettiriyordu.  
 
Adam kadının yüzüne bakamadı bir süre, yerdeki açık koyu kum tanelerini inceliyor zaman kazanmak için sürekli gözlerini başka yerlere kaçırıyordu. Bunun anlamını kadın iyi biliyordu fakat duymak istemişti yine de. Gözlerini hiç kaçırmadı adamın üzerinden. O baktıkça kaçamak bakışlarla kafasını hafifçe kaldıran adamın yüreğine mavilik akıyordu.  Telaşlı, heyecanlı ses tonuyla sadece  “ Bilmiyorum.” , diyebildi adam.  
 
Aslında konuşmak istediği çok şey vardı. Şimdiye kadar ona olan sevgisinden bahsedemediğini düşünüyordu, ne söylemek istese söylemeden kadının anlamasını, böyle bir mucizenin gerçekleşmesini istiyordu. İstediği gibi olmadı tabi. Kadın bir süre daha sessiz kaldıktan sonra :
 “ Kafamızda taşıdığımız soru işaretlerine konuşarak cevap bulabileceğimizi düşünüyorum. Tek taraflı konuşmak, söylediklerimin bana geri dönmesinden başka bir hal değil. Söylediklerime, sorduklarıma karşılık sadece bir iki cümle duymak istiyorum.“ dedi.
 
- En doğal hakkı bu, diye düşündü adam.  Yine de konuşmaya cesaret edemedi. Saklamaktan yorulduğu  ne kadar kelime varsa hepsini sustu. Uzunca hem de. Yüzüne de bakamadı zaten.
 
Kadın, bunca zaman denk geldiği sessizliği kendi sesiyle derinlere ittiğini biliyordu. Yüreğinde adam için ayırdığı yer, gökyüzüne eşdeğerdi ama  ağır geliyordu artık bu sessizlikle karşılaşmak. Yankılanan sesinin ardından güvendiği, mutlu olduğu o sesi duyamaması yavaş yavaş tüketiyordu rüyalarını.
 
Avucunda tuttuğu kum tanelerini bıraktı yerine yavaşça. Bu güne kadar taşıdığı zaman gibi akıp gitti ellerinden. Omuzlarından beline doğru ip gibi süzülen, düz, sarı saçlarını düzeltti parmaklarıyla. Etrafına bakındı, belki de bir gidişin yaratacağı hissi ne kadar geç yaşatırsam o kadar az incitmiş olurum diye düşünüyordu. Bir yandan da adamın hala bir şey söylememiş olması yaptığı hamleyi doğrular nitelikteydi.  Ayağa kalktı, vücudunun güzelliğini ön plana çıkaran beyaz pantolonuna yapışmış kumları temizledi ve dönüp son kez adamın yüzüne baktı. O ise hala etrafındaki kumlarla oyunuyor, kadının yüzüne bakamıyordu.
 
Kendini ne zaman yalnız hissedersen sessizliğine sığın , sana veremediği cevapları aramaktan yorulduğunda beni anlamış olacaksın. Ben ise hayatında hep yutkunduğun bir geçmiş olarak var olacağım.” , dedi.  Ayak parmaklarıyla hafifçe dokunmasıyla deniz kabuklarını dizdiği kum yığını dağıldı. Sonsuzluğun içine karıştılar. Geriye sadece şarkısını yitirmiş balıkların var oluş döngüsü, gökyüzüne veda etmiş güneşin kızıllığı , sesini saklamış deniz ve sessizliğinde çırpınan adam kaldı.
 
Ilık bir rüzgar esti kadının ardından. Adamın yüreğindeki sessizliği ağırlaştırıp kayboldu.
 
Adam mı? Sessizliğine yenilmiş, mavi bir hayatı yitirmiş, tükenmiş bir bedenle zamanın pişmanlığı getirmesini bekler oldu. Hissettiği sadece buydu, sonu olmayan yalnızlık…
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 85
Kayıt tarihi
: 04.06.17
 
 

Mavinin içinde mavi, çocuklarla çocuk, üzülene omuz, sevinene gülümseme, bir kalemin varolmasına ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster