Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ağustos '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
555
 

E -günlükte haftanın sonu ve başı

Söyleyecek tek kelime bulamıyorum. Aslında çok kelime buluyorum. Hani "senin ananı avradını, soyunu, sopunu, cibiliyetini, sülaleni" diye başlayan küfür sinsilesi vardır ya, aklıma bir tek o geliyor. Hastaneler de bebekler ölüyor, okullar çöküyor çocuklar ölüyor, bomba patlıyor, doğmamış bebekler ölüyor... Geri gelecekler mi? Asla! Ne yapacağız? Ölen çocuklarımız için gazeteye ilan verip "yenisi yapılacağından eskisi hükümsüzdür" mü diyeceğiz??? Bir sürü yalan, bir sürü riyakarlık, tedbirsizlik ve sonuç: Toplu doğa (şimdilik, insanı da, ağaçlar ve hayvanlarla birlikte doğanın bir parçası olarak görüyorum) katliamı...

Asla yerine konamayacak kadar değerli ağaç yandı. Oksijen kaynakları tükendi, gelecek nesillere berbat bir ortam hazırladık. Kendi çocuklarımızı hastalıklı ve doğanın nimetlerinden yoksun bıraktık. Yangında ölen hayvan ve böcek türlerinden kimse sözetmiyor ama, düşünmek bile istemiyorum. Çocuğunuz öldüğün de nasıl geri getiremiyorsanız, bu ağaçları ve onların bize sunduğu ortamı asla bugünkü hali ile kimse geri getiremeyecek. Her orman yangını geri getirilmesi mümkün olmayan bir yokoluştur. Bir çocuk ölümüdür...

Merhaba e-günlüğüm;
Bu ülkenin üzücü ve sıradışı berbat haberleri bitmez. Bu haberler olmaksızın yaşayamayan olaylar karşısında konuşup, yorum yapabilen bir toplum yarattık. Sakin ve huzurlu bir ülke de yaşayamayız. Her gün kötü haberlerle uyanmalı, yine kötü haberlerle yatmalıyız. Sürekli tedirgin yaşamalı, hayatımızı bu gibi berbat haberleri kanıksayarak devam ettirmeliyiz. Sorunlara, sorun katmalı, hep mutsuzluğu benimsemeli, mutluluğu öcü gibi göstermeliyiz... Yak ya! anneniz güzel mi sizin, anneanneniz?

Sevgili e-günlüğüm, Cumartesi gecesi yine facebook sayesin de bulduğum bir çocukluk arkadaşım ile buluştuk. O da benim gibi kafayı sıyırmış ve olaylara tepki göstermekten (pratik olarak) geri kalmayarak, insan iletişiminden yoksun bir vaziyette yaşamaya çalışıyormuş... Dertleştik, sohbet ettik, aradan geçen uzun zamanı telafi etmek istercesine rakı içtik. Sabah 04:00 e kadar bahçe de oturduk. Geçen zamanda ki aşklar, sevgiler, ayrılıklar, iş değiştirmeler, ev değiştirmeler hakkında birbirimizi bilgilendirdik. Bir ara mahalleden katılanlar oldu ve kısa oturup ayrıldılar. (iletişimimiz bozuk ya. içlerinden "zavallılar" demişlerdir.) Boss ile Linda saat 01:00 sıralarında birbirine girdi fakat anında kontrolü alıp ayırdım. Bu arada üç adet jilet, pardon diş yarası aldım. Ortalık tekrar sakinleşti ve sohbet aralarını rakı ile süsleyerek devam ettik. "Ne günlerdi ne günler hepsi gelip geçti" demiş ozanın biri...

Pazar günü tahmin edileceği üzere geç ve hoşaf (nasıl bir benzetme ise) gibi kalktım. Saat 13.00 de kalktım ve köpekler bile uyuyordu. Demek onlar da uykusuz kalmış ve seslerini çıkarmadan beni bekliyorlarmış. Berbat bir halde kalktım ve bir bardak sirkeli su içip bir nebze olsun kendime geldim. Boss ve Linda'yı sırası ile dışarı çıkartıp günlük yaşamı kucakladım. Vücudumda ki toksinleri atmak için terlemem gerekiyor du ve yürüyüşe çıktım. Uzun bir yürüyüşün ardından biraz rahatlamıştım. Duş aldım ve bir yürüyüşe daha çıktım. Artık iyi idim, akşam tekrar içebilirdim. Zaten bu işi sağlığım için değil, tekrar içebilmek için yapıyorum. Önceki içkinin kalıntılarından kurtulmadan, tekrar içmek sağlığa çok zararlıdır...

Bu gün tatiden dönenler sayesin de biraz daha hareketli geçiyor. İnsanlar da tatiden döndükleri için neşe dolular. Kapılarda sohbet ediyor, "hoşgeldiniz" diyorum. Herkesin yüzü gülüyor ama bu gülücükler bir ay sonra yerini asık ve mutsuz bir surat ifadesine bırakacak. Her sene öyle oluyor. Daha sonra görev bana düşüyor. Onları bitmek tükenmek bilmeyen enerjimle ve güler yüzümle neşelendireceğim.

E-günlüğüm; ne çok yazmışım. Hiç "yeter bu kadar, yazma artık" demiyorsun.
Hadi gidiyorum. Yarın nasılsa yine yazışacağız...

Biliyor musun? İtalya'yı 1990'da ziyaret eden turist sayısı 27 milyon, aynı dönemde İtalya nüfusu 60 milyonmuş...
Güzel söz: "Karanlığa söveceğine kalk bir mum yak" Konfiçyus

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Toksinleri atmak için ayran ve soda karışımı muhteşem! Nereden mi biliyorum, tabii ki kendimden! :)) Sevgilerimle...

Olcay Gülgün Karaoğlu 
 05.08.2008 1:28
Cevap :
Evet gülgün hanım doğru yazmışsınız. Toksinleri atmanın bir şekli de o:)) Çok şekli var biirsiniz:))  05.08.2008 8:11
 

Bir feysbukum bile yok,öf!

shalimar 
 04.08.2008 23:45
Cevap :
Lütfen bir facebook açalım:)) Kim kimdir bakalım öğrenelim:))  05.08.2008 8:11
 

önce fırçayı bas, yaygarıyı kopar. sonra rakının yararlarını anlata anlata bitiremiyorsun, valla 7 aydan sonra bir parlament yaktım, şimdi yanına rakıyıda eklersen hayatta bir daha toparlanamam:))

Ruksan İLDAN 
 04.08.2008 23:01
Cevap :
Bir akşam iş çıkışı bekleriz... Türkiye de rakı içmek için sebep aramaya gerek yok. Bu kadar olay olmasa rakı içermiyiz hiç? :))  05.08.2008 8:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 512
Toplam yorum
: 333
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 547
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster