Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
397
 

E-günlüğe göre devlet...

Devlet ana mı, Devlet baba mı?
Kestirmek çok zor. Devletin analığı veya babalığı benim ve benim gibi düşünenlerin umrunda değil. Devlet vatandaşının memurudur ve vatandaşından aldığı vergilerle işini en iyi şekilde, hiç bir vatandaşını mağdur etmeden, yolsuzluklara, çetelere, soygunculara göz yummadan yapmalıdır... Ülkesini, toprak bütünlüğünü koruduğu gibi halkını da korumalıdır. Halk'ını koruyamayan bir devlet zaman içersinde toprağını ve iktidarını da koruyamaz...

Baba ise:
Koruyucu, sorumluluk sahibi, ailesine ve çocuklarına düşkün, ailesinin geçimini sağlayan, eve ekmek ve yiyecek getiren, dürüst, saygılı, bilgili, kazandığını ailesi ve hatta komşuları, arkadaşları ile paylaşan, kendi oluşturduğu değerlere önem veren gibi bir çok olumlu vasıf taşımalı...

Ana ise: Şefkatli, yardımsever, iyi kalpli, çocuklarına ve ailesine düşkün, üretken, yaratıcı, iyi ve kötü günde desteğini ve enerjisini ailesinden eksik etmeyen, mutlulğun, huzurun mimarı, pratik zekalı, planlama ve program yapma özelliğine sahip, eğitici, öğretici, yaşamın getirdiği zorluklara katlanmasını bilen, yaşamın her anından ders çıkartmasını bilen, yılmayan, içgüdüsel olarak özverili ve fedakar özelliklere sahip olabilen gibi bir çok olumlu vasıf taşımalı...

Merhaba e-günlüğüm; İyi güzel yazmışsın da ben bu özelliklerin hiç birini "devlet" yapılanmasında göremiyorum. Bizim devlet anlayışımız biraz farklı galiba. Biz devlet olarak, vatandaşı, dövüyor, suçluyor, aç bırakıyor, yandaşlarımızdan başkasını koruyup kollamıyor, kimseye yardım eli uzatmıyor, uzanan elleri kırıyor, rant peşinde koşuyor, ülkeyi satıyor, suç örgütlerini destekliyor, huzursuzluk yaratıyor, mutsuzluk ve sağlıksızlık ortamı yaratıyoruz. Zaman zaman vatandaş ile dalga geçiyor, küçümsüyor, hiçe sayıyoruz. Bazan en değerli kurumlarımızı bile kendi içimizde rezil kepaze ediyor, suçu sabitlenmemiş kişi ve kurumları bile yerden yere vuruyoruz. Sık sık medya'yı baş suçlu ilan ediyor, çoluk çocuk demeden "terör suçlusu" diye hapislere atıp çürütüyoruz, kadın, erkek, çoluk çocuk demeden "meta" laştırıyor, her birini ayrı ayrı tüketim canavarı yetiştiriyoruz... Eğitmiyor, şartlıyoruz, öğretmiyor, koyunlaştırıyoruz.

En iyisi mi biz bu yapılanmaya "Komprador burjuvazi" veya "Kapifaşist" (ben uydurdum) demeye devam edelim. Ülke elden gittiğinde bir mum yakar, halimize ağlarız...

Sayın Abdüllatif Şener yeni kurduğu oluşum ile ve verdiği demeçler ile sol'a yatırım yapar gibi görünüyor. Ne yapsam acaba, şimdiye kadar hiç kullanmadığım oy'umu o'na mı versem... (güleç bir ifade takınıyorum) Kendimden başkasına oy vermem...

Değerli e-günlüğüm; Cumartesi akşamı eve gidip yine kendime oy verip "gece'nin tek hakimi, kim olmalı" seçimini ezici bir çoğunlukla kazanarak (hiç red oy'u çıkmadı) gece hakimiyetimi sürdürmeye devam ettim. Boss'u saldım, masamı kurdum ve bana oy veren gece'nin gerçek sahiplerinin şikayetlerini dinledim. Hepsinin ortak bir şikayeti var. İnsan... Düşünemeyen insan. Hatta bir yağmur yağdığı için 40'a yakın kişi öldüğü halde heyecenla, bağıra çağıra maç izleyen, sıkı sıkı kadın, magazin, dedikodu programları izleyen, kendi dünyaları ve kendi zevklerinden başka hiç bir şeyle ilgilenmeyen insanlar... (şikayetim yok, izlesinler, onlar uzaylı) Geçenlerde bir ülke'de tekne kazası oldu ve yirmi kişi öldü. Ülke, ulusal yas ilan etmişti. Ne garip bir ülke. Yirmi kişi öldü diye yas ilan edilir mi? Biz elli bin kişi öldüğünde bile yas ilan etmiyoruz. "Ölen ölür kalan sağlar bizimdir" deyip geçiyoruz.

Fazla uzattık yine e-günlüğüm. Kısa keselim biraz. 12 eylül darbesi hakkında yazmadım mı? Yazmaya değer mi? Amerika'dan füze alımı daha önemli haber ama onu da yazmayacağım... Alsınlar, füze almakla savaş kazanılmaz... Selden sonra meydana gelen pislikler kimin pislikleri, yağmur'un mu? Öyle her konuyu irdelersek Microsoft'un server'ları bile yetmez yazdıklarımıza.

Pazar sabahı kendime izin verip biraz geç kalktım ve güzel bir kahvaltı yaptım. Yalnız olduğum için yalnız başıma köpeklerimi çıkarıp, yalnız başıma yürüyüşüme çıktım. Yalnız başıma çay içip, yalnız başıma gazete ve dergi okudum. (yanımda biri var mıydı hatırlamıyorum) Sonra yalnız başıma eve dönüp yoga yaptım. İyi dinlendiriyor. Yakında Yogi olacağım az kaldı. Bu iktidar beni, sonunda bilge kişi yapacak... Uzak doğu'dan beni ziyarete gelecekler. Az kaldı... İşte "her işte bir hayır vardır" diye boşuna dememişler.

Pazar akşamı güzel bir domates çorbası vardı, o'nu ufak bir çalışma ile tavuklu, yeşil biberli domates çorbası yaptım. Üzüm şurupları da artık dinlenmiş olduğundan bir şişe de üzüm şurubu açıp bir güzel akşam yemeği ziyafeti çektim. Ben yemeğe oturmadan Linda'nın yemeğini veriyorum ki beni rahatsız etmesin... Ardından her zamanki gibi traş, manikür pedikür, banyo derken hava kararıverdi. ABD salatası siparişim vardı, o'nu hazırlayıp, Boss'un yemeğini verdim ve bahçe'ye çıkıp saltanat koltuğuma oturdum. Arkadaşım annesineden döndü ve o'nu karşıladım. Gelirken Safranbolu lokumları falan getirmiş... Ilık, sakin, sessiz, keyifli bir akşamın ardından yatağa.

Bu sabah yine kalkıp, üst kattakilerin attıkları sahur pisliklerini temizledim ve Linda'yı alıp işe geldim. Biraz hareketli başladık ama yine hareket yerini hareketsizliğe bıraktı.

Öğle yemeğimin ardından tatlı olarak tabi ki Safranbolu lokumu yedim. Bir kutu bitti diyebilirim. Hava güneşli ve sıcak. Bulutlar yine topluyor. "Susuzluktan bahsederseniz ben size yine su'yu gösteririm" diyor...

Akşam üzeri yine yemeğimi ve Safranbolu lokumumu yedim. Bu sefer lokum bitti peşinden diğer "çekme lokum"'un kutusunu yarıladım. Bu lokumların hiç bir çeşidine dayanamıyorum. Türk lokumları bir başka oluyor... (yanlış anlamayalım lütfen) Neyse bu "lokum" konusuna sonra gireriz. Şimdi sen git. Yolun uzun. Nasılsa editör abi, amca, abla, seni sayfadaki yerine sahur vakti koyuyor. Yarın yazışacağız yine. Tabi afet falan olmazsa... Hoşçakal.

Biliyor musun: 12 Eylül ihtilali döneminde, 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlen miş, Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılanmış, 517 kişiye idam cezası verilmiş, 50'si idam edilmiş, 300 kişi kuşkulu bir şekilde ölmüş, 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atılmış, 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istenmiş, ... ntvmsnbc.com (bu rapor böyle uzayıp gidiyor, neyini yazayım?)
Çirkin söz: "Asmayalım da, besleyelim mi..." Kenan Evren
Güzel söz: "Oy kullanarak bir şeyler değiştirilebilseydi, oy kullanmak yasa dışı ilan edilirdi..." Emma Goldman

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 512
Toplam yorum
: 333
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 543
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster