Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
462
 

E-günlük deli mi, aptal mı?

Eğitimli, kültürlü, okumuş bir adam arabası ile giderken, yolda lastiği patlamış.
Tesadüf bu ya, tam da akıl hastanesi önünde...

Adam arabadan inip lastiği sökmüş, cıvataları kenara koymuş ve bagajdan yedek lastiği alırken, cıvatalar yuvarlanıp kanalizasyon deliğinden içeri düşmüş...
Adam küfür üzerine küfür ediyor, lanet okuyor muş. Başlamış düşünmeye...
Bütün olanları, bahçe tel örgüsünün ardından izleyen bir deli, adama seslenmiş. "Hey kardeş! bi baksana"

Adam söylene söylene delinin yanına gitmiş. Deli; tel örgülerin ardına çömelmiş ve adama fısıltılı bir ses tonu ile her tekerlekten bir cıvata sök, söktüğün üç cıvata ile stepne'yi tak. Böylece bütün lastiklerde ki cıvata sayısı eşit olur ve seni tamirciye kadar götürür" demiş.

Adam düşünmüş ve "vay be, çok mantıklı" diye söylenip, hemen uygulamış.
Sonra dönüp adama; "burası akıl hastanesi değil mi, senin ne işin var burada?" demiş.

Bahçede ki adam gayet sakin ama, bu sefer sesini biraz yükselterek:
"ben aptal olduğum için değil, deli olduğum için buradayım" demiş...

Merhaba e-günlüğüm; Devir tersine döndü. "Deli değil" dediklerimiz delinin daniskası çıktı. Ülkemiz de herkes, her kurum bir birine girdi. Hakimler, savcıları, avukatlar hakimleri, hakimler avukatları dava ediyor, suçluyor. Polisler, askerler, özel görevliler gözaltına alınıyor, Dört bir yandan silahlar, mermiler, bombalar çıkıyor, kazılar yapılıyor, kuru kafalar çıkıyor, toplu cinayetlerden söz ediliyor.

Ne demek lazım şimdi? "Bir deli kuyuya taş atmış, bin akıllı çıkaramamış" mı yoksa "Bir akıllı kuyuya taş atmış, bin deli çıkaramamış" mı? Yargı bağımsızlığı da diğer bağımsızlıklar gibi "laf"ta kaldı. Artık "deli" ile "aptal" ı bir birinden ayırt etmek lazım...

Her gün birileri tutuklanıyor, her gün yeni bir olay ile güne başlıyoruz. Devlet kendisi ile hesaplaşıyor gibi bir durum gözleniyor. Galiba gözden kaçıyor. Birileri "ihtila" yapıyor ama, bildiğimiz "ihtilal"lerden değil. Bu daha önce dünya'da örnekleri çok görülen bir ihtilal... Senaryo şöyle: Emperyalist devletler gözünü kestirdiği ülkelerin ilerlemesini durdurmak ve önünü kesmek için radikal dincileri kullanıyorlar. Bunların teorileri, yaşamları, devlet düzenleri din üzerine. Çünkü Emperyalistler çok iyi biliyor ki, "muğlak" fikir ve teoriler insanları bir birine düşürmekten, düşmanlığa, şiddete yöneltmekten başka bir işe yaramaz... İnsanlar bir birine düşünce, düşman olunca, şiddete yönelince ve doğal olarak güven ortamı kalmayınca devreye girip, o ülkeyi demokratikleştirme adına işgal ediyor ve bütün kaynaklarına sahip oluyorlar... Biz de olur mu? Olur ama biz görmeyiz. Bu senaryo yüz, iki yüz sene sonrası için gerçekleştirilmesi düşünülmüş bir ortadoğu senaryosu. Derin ve uzun mevzu. Fazla bir şey yazamam ki, bilgim yok... Aslında her şey ortada. Yasaklanan kitaplara baksana e-günlüğüm. Hepsi cinsel içerikli ve hepsini okudum, bazı önerileri uyguladım. Tavsiye ederim... Ne olacak şimdi. Hafızamı mı silecekler... Uygulamalarımı geri mi saracaklar... Bu ülke yöneticilerinin (aslında diğer ülke yöneticilerinin de) eksik yönleri, beceremedikleri bir şey var ve o yönleri sağlıklı olanları, becerebilenleri yok etmeye, kısıtlamaya çalışıyorlar... (aslında bu cümlenin sonuna bin tane nokta koymam gerek)

Değerli e-günlüğüm; en iyisi mi biz yine kendi senaryolarımıza dönelim ve uygulayalım. Dün gece yine gülmekten yerlere yattım. Joker her gün biraz daha fazla öğrenmiş olarak Boss'un karşısına çıkıyor... Oyun oynamayı öğrendi ve şimdi oyun oynatıyor. Ortaya bir sopa atıyorum, önce Boss kapıyor, sonra Joker peşinde dört dönüp o'nu kovalıyor. Boss duruyor, sopayı bırakıyor ama, Joker hiç oralı değil. (yanaşırsa Boss "hır" lıyor) Bir ara Boss sopa'dan uzaklaşıyor ve Joker "ok" gibi yerinden fırlayıp sopayı kapıyor. Oyun tersine dönüyor ve Joker önde Boss arkada bir koşuşturmaca başlıyor. Kimse kimseden şikayetçi değil, kimse kimseyi dava etmiyor. Suçlu yok, aptal yok, sahtekar yok. Herkes bir birine güveniyor ve bir birini severek uyum sağlıyor. Öğrendik mi?

Votka yaptım yine kendime ve "loca" dan izledim köpeklerin uyum içersinde ki oyunlarını. Oğlumla sohbet ettik. (bu sefer gerçeklerden söz etmedim) Baba, oğul değil de arkadaş muhabbetleri yaptık.

Sabah iş yerine geldim ve tam servise çıkacağım, arabam çalışmadı. Kaputu açıp baktım ve hemen arızayı tespit ettim. Yakıt hortumu boş. (şeffaf bir hortum) Yan tarafında bir pompa var, hemen pompaladım ve yakıt geldi ama, bu sefer de damla damla akıtmaya başladı. Bastım kontağa çalıştırdım arabayı ve servislerimi tamamladım. "eskilerden kim kaldı" diye de kendimle övünmeden yapamadım. Her halde çok yakında arabamı servise göndereceğim... Yandım yine, bir sürü olmadık masraf çıkacak.

Birisi okula girip gaz bombası atsa, öğrenciler ve çevredekiler hastanelik olsa, o bombayı atanı terörist diye vururlar. Polis okula gaz bombası atıyor, bir sürü öğrenci ve sivil hastanelik oluyor, "pardon yanlışlıkla oldu" deniyor ve olan çocuklara oluyor. İşte "demokrasi" böyle bir yönetim biçimi... Benim kuracağım yönetim biçiminde güvenlik güçlerinin hata yapma olasığı "sıfır" olacak. Hata yapan bir terörist gibi cezalandırılacak... (ne zaman kuracağım belli değil)
İnsanları getirdik, onlara yer gösterdik, ev yaptılar ses çıkarmadık, hatta çoğuna ruhsat bile verdik. Şimdi panzerlerle, bombalarla kovalıyoruz. Ne güzel, ne güzel...

Hava sıcak. Tam güneşlenilecek hava. Soyunup yatacaksın deniz kenarına ve iki seçenekten biri ile yaşayacaksın. Ya cilt kanseri olacak, ya da "d" vitamini depolayıp bronzlaşacaksın. (insanlar "d" vitamininden yoksun kaldığı için bilumum yerleri "mantar" hastalığı oluyor. "d" vitaminini güneş'den başka alacak yer de yok...) Ekvator'da yaşayanlar da cilt kanseri görülmediğine göre birinci seçenek bana uydurma gibi geliyor... (bol bol güneş yağı satmak için) Güneş ışınları ile etkileşime giren kozmetik ürünlerin her türlü felaketi getireceğini buradan bilim adamlarına ve sıradan, sıradışı vatandaşlara duyurmayı bir borç bilirim...

İnsanlık adına duyurumuzu yaptık. Şimdi, kendi yaşamımıza dönelim e-günlüğüm. Öğle yemeğimizi yedik, servise gittim, iş yerine geldim, servise gittim, iş yerine geldim (bu işlemi günde otuz kere yapıyorum.) Pazara gittim, taze fasulye, kabak, patates aldım, markete gittim süt, bira, votka, çamaşır suyu, traş bıçağı, pamuk aldım (bu sefer anormallik yok) ve akşamı ettim. Linda ile akşam yemeğimizi yedik. Tam veda etmek için bilgisayarın başına geldim, telefon çaldı ve servise gittim. Şimdi geldim ve Güle güle e-günlüğüm. Biraz geciktim kusura kalma. Yarın yazışmak üzere. Hoşçakal

Biliyor musun: Eşeklerin gözleri, dört ayaklarınıda görecek şekilde imiş... (bize benziyor demek ki, biz de görebiliyoruz)

Çirkin söz: ''Bir kadının yüreğinde ki kötülük yüzünde okunur..." Stendhall
Güzel söz: "Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen..." Yunus Emre

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 512
Toplam yorum
: 333
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 540
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster