Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
601
 

E-günlük ve İngiltere'nin sorunu...

AB Türkiye'den neden rahatsızlık duyuyor ki? Tamam nüfusumuz fazla, işsiz oranımız yüksek ama, onlar bizden rahatsızlık duyarlarken daha başka rahatsızlıkları gözden kaçırıyorlar... Kendileri bir ülke de (İngiltere'de) en az bizim ülkemiz kadar nüfusu olan vatandaşları ile uğraşıyorlar. Bizim işsizlerimiz dört milyon. Tamamı yurt dışında aileleri ile iş arasa, 16 milyon yapar ve her ülkeye bir milyon kişi falan düşüyor... Bu da pek külfet yaratmaz...
Merhaba e-günlüğüm; Bilimadamları, İngiltere'de genetik mutasyona uğrayarak, zehire karşı dirençli hale gelen farelerin 2007 yılından bu yana yüzde 200 artarak, 80 milyona ulaştığını tahmin ediyor.

Gördünüz mü, sadece İngiltere, ölümsüz hale gelen seksen milyon mülteci ve kaçak göçmenle (fareler) uğraşıyor. Üstelik sadece kemiriyor, tüketiyorlar. İşte böyle. Alma mazlumun ah'ını çıkar aheste aheste... Yakında bir de hanta virüsü hortlarsa vay hallerine. O zaman yalvaracaklar bize "ne olur biraz işçi gönderin" diye.

Bizim evin bahçesindede bir sürü fare var ama hiç birini ilaçlamadığımız için normal ölümlü yaşamlarına devam ediyorlar. Doğal dengelerini koruyorlar. Kimseye zararlarıda yok. Birlikte geçinip gidiyoruz. Hatta ben onları bahçenin bir köşesine ekmek parçaları atarak besliyorum... Dün bir gazete de Leman Sam'ın röportajı var mış, bir arkadaşım bahsetti. O da benim gibi normal insan mış. Hayvanlarla, böceklerel, bitkilerle konuşuyor muş... Aferin o'na. Kimlerle konuşulması gerektiğini, kimlerle gerçek dost olunabileceğini anlamış. Kendisine saygılarımı iletiyorum...

Değerli e-günlüğüm; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Sn. Türkan Saylanı bu sabah 04:30 da kaybettik. Gerçekten ülkesi ve gelecek nesiller için mücadele eden insanlardan biri idi.

Bizim hayat devam ediyor. Cumartesi akşamı oğlum arkadaşları ile dışarı çıktı. Sahile iniyor, cadde'de geziyorlar. Ben de bahçede normal ve monoton yaşantıma devam ettim. (köpeklerim, ağaçlar, böcekler, çiçekler, ben, sigaram ve rakım.)

Pazar sabahı havanın sıcaklığından uyuyamadım, erkenden kalktım. Tabi bütün işlerim erken bitti. Oğlum tiyatro dersine gitti ve ben de işlerimi bitirip bahçeyi süpürüp temizledim. yakıcı bir güneş var dı ve yaktı. Bahçeyi süpürürken farkında olmadan doğal olarak yanmışım. yüz elli altı faktörlü, bin beş yüz korumalı yağ falan kullanmadım. Güneşin en tepede olduğu zamanda kendiliğimden yandım. Her hafta biraz yanarsam bronz bir tenim olacak. Öğleden sonra oğlum geldi ve birlikte motor'u servise götürdük. Kışın kullanmadığım için akü'sü bitmiş. Birde ayna ve koltuğu kırıktı, onları yenilettik. Servise gidip gelirken motoru, pratiği gelişsin diye oğluma kullandırdım... Serviste işimiz bitip eve geldiğimizde yemek saati yaklaşmıştı ve umumi istek üzerine sucuklu yumurta yapmaya karar verdik. (sıcakta da hiç çekilmez) Fazla ağır olmaması için sucukları ısıtıp, yağlarını döktüm ve sulandırılmış süt ile bol domatesli sucuklu yumurtayı yaptım. (özel tarif, hanımla bilmez)

Sonra bilindiği gibi, traş, manikür, pedikür, banyo, Linda'nın yemeği, Boss'un yemeği, Joker'in yemeği, ihtiyaçları derken gün bitiyor. Oğlumu bir ara market'e yolladım, geldiğinde peşinde yavru bir sokak köpeği var dı. Çok acıkmış olduğu belli idi ama alıp bakamazdık. Boss o'nu fena yapar. Biz de yan bahçede ona mama hazırlayıp doyurduk. Sonra tel örgülerinin arkasından bahçeye bir göz gezdirdi, arazinin sahipleri olduğunu anladı ve kendiliğinden gitti. Hava kararmadan Boss ile top oynadık. Oğlum da fotoğraflarımızı çekti. Sene sonu okul panosunda yayınlayacak mış...

Sabah iş yerine geldiğimde, yine hafta başı olması sebebi ile erkenden servisler başladı. Öğlene kadar hiç durmadan terledim durdum. Bu içki sigarayı boşuna içiyorum zaten. Sırf hamallık. Vücudumda ne kadar domuz, kuş, kene, aids, kanser, hanta virüsü varsa, kuluçka dönemini tamamlayamadan hepsi kızartma oluyor. Bir türlü zararlı maddelerden faydalanamıyorum. Zararlı demedikleri maddeler ise etkilemeye devam ediyor.

Öğle yemeğimin ardından, Joker'i çıkarmaya gittim (günde iki kez yemek verdiğimiz için üç kez çıkarıyoruz) ve tekrar iş yerime geldim. Oğlum erken geldi. Okulda dersler boş geçiyor muş ve hocalarından izin almışlar. Hoca'sı da beni arayıp haber verdi.

Sıcakla birlikte rüzgar da esiyor. Doğa işini biir. İlk bahar mevsimin de ağaçların çiftleşmesi için rüzgar yapar. Yaz'ın ise rüzgarı kesip kendini dinlenmeye çekilir. Biraz oksijen alır, biraz güneş ve ardından bu süre içersinde meydana gelip, çoğalan mikropları öldürmek için doğayı süpürüp (sonbahar), her yeri temizler ve havayı soğutup kar yağdırır. İşte böyle çalışıyor doğa'nın çarkı. Ne de olsa bir anne...

E-günlüğüm; akşam yemeğimizi de yedik ve gidiyorum. Yarın yine, yeniden yazışırız. Hoşçakal...

Biliyor musun: Dünya'nın en sıcak yeri Libya'da El-Aziziya imiş. En yüksek sıcaklı 58 derece olarak ölçülmüş... (üzerimize bu sıcaklıkta su dökülse yanarız.)
Çirkin söz: "Biz seri katiller, sizin oğlunuz, kocanızız. Biz her yerdeyiz. Ve gelecekte daha çok çocuğunuz ölmüş olacak..." Ted Bundy
Güzel söz: "Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır..." Goethe

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 512
Toplam yorum
: 333
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 539
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster