Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Aralık '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
470
 

E-günlükte vücut tepkisi, anayasa mahkemesi başkanı, gazze, günlük:)

Bir arkadaşım vardı İzmirde. Askerde arkadaş olmuştuk ve seneler sonra yanına zitarete gitmiştim. Çok hastaydı ama sebebi bilinmiyordu. Gittiğimde onda kaldım ve yardımcı olmaya çalıştım. Her gün bir yerleri ağrıyor, sancıyor, doktorlara gidiyoruz ama bir şeyi yok. Her şey normal. Geceleri uyuyamıyor, sürekli gergin ve sinirli, vücudu kabarıyor, kaşınıyor, kıçı başı ağrıyor. Her gün bir ağrı veya başka şikayet ile değişik doktorlara gitmeye devam ettik. (belki doktorun bir anlamıyor da diğeri anlar diye) En sonunda Üniversiteden bir prof. bulduk ve tavsiye üzerine ona gittik. (bu arada ben teşhisi koydum ve tedavi yöntemlerini söyledim ama dinleyen kim?) Doktor "bir hafta bana müsade edin ve her gün gelin" dedi. Hmmm aklı başında birine benziyor. Test yaptırmadı ve bir hafta boyunca gittik. Doktor manyak mıdır nedir, muayene etmiyor, sadece sorular sorup, dinliyor. "Ne biçim doktorsun sen, psikiatrist misin nesin" diye söyleniyor arkadaşım. Ben merakla izliyor ve takip ediyorum. Hafta bitti ve son kez gidiyoruz. Arkadaşım çok heyecanlı. Teşhis konacak ve tedavi edilecek. Ağrılarından ve kaşıntılarından kutulacak. Prof. Arkadaşımı karşısına aldı ve şöyle dedi. "Vücudun konuşuyor" Arkadaşımın gözleri faltaşı gibi açıldı ve doktor devam etti. "Evet vücudun konuşuyor ve sana bir şeyler anlatmaya çalışıyor." Arkadaşım kısık bir sesle "ne gibi?" diye sordu. Doktor gayet kendinden emin, "sen konuşmazsan, sorunlarını içine atar, gerçeklerden kaçmaya çalışırsan, pişmanlıklarınla yüzleşmezsen, bir süre sonra vücudun bu veya daha değişik şekilde tepki vererek konuşur" diye bastırdı. Çok doğru. Arkadaşıma, samimi arkadaşlarına içini dökmesini, (varsa) sorunlarını paylaşacak birilerini bulmasını, gerçeklerden kaçmamasını ve pişmanlıklarını açığa çıkarıp yüzleşmesini tavsiye etti. İlaç bile yazmadı. (böyle doktorların kölesi olurum) Arkadaşımın yanında bir hafta daha kaldım. Bir hafta bol bol konuştuk. Bir hafta sonunda ne ağrıları, ne kızarıklıkları, ne de asabiyeti kaldı. Hepsi geçmişti. Ben mi? Hayatımın tecrübesini kazandım. Gerçeklerden hiç kaçmadım, hiç bir şeyi içime atmadım ve anılarıma hiç ara vermedim... En önemlisi, sonradan pişman olacağım şeyleri yapmamaya çalıştım... Demek iyi arkadaş her eve lazımmış...

Merhaba e-günlüğüm; günlük yazmak güzeldir. başında "e" de olsa yine de yazmak lazım.

Yazmayacaktım ama dayanamadım. Bir sürü insanın gözleri önünde bir adamı veya bir kadını bıçaklasalar, dövseler ve kimse karışmasa, kıyamet kopar. "vay efendim ne kadar duyarsız toplum olduk", "adam öldürüyorlar kimse kılını kıpırdatmıyor" gibi naralar atılır. Hatta gazeteler olayı "toplumsal duyarsızlık" olarak niteleyip başlık atar. Haklılık payı var... Peki bütün dünya'nın gözleri önünde Afganistan'da, Irak'da ve şimdi de Gazze'de yüzlerce sivil, kadın, çocuk bombalanıyor, öldürülüyor da, neden kimsenin sesi çıkmıyor, herkes seyrediyor? Toplumsal duyarsızlık, küresel duyarsızlık boyutlarına mı taşındı? Yazıklar olsun bu olayları seyreden ülke liderlerine... Hepsini toplayıp, benim bahçede 0 derecede gurup terapi yapmak lazım... Bak bir daha böyle olaylara kayıtsız kalıyorlar mı? Şiddetle kınıyorum...

Vay be! Anayasa mahkemesi tarihinde ilk kez böyle istikrarsız açıklamalara ve tartışmalara sahne olmuş... Görülmemiş bir görüş ayrılığı yaşanıyormuş... Çok doğal. Mahkeme dediğin hukuk kurallarının işlediği bir yerdir. Hukuk kurallarını kimler işletir ve yürütür? Hukukçular. Hatta böyle önemli bir yerde bu işi, Hukuk profesörleri yapmalı. Bir bakıyoruz ki Anayasa Mahkemesi Başkanı Hukukçu değil. Hatta hukuk fakültesi mezunu bile değilmiş. Hatta ve hatta üniversite mezunu bile değil miş... Akademi mezunu imiş. (ben o kadar bile değilim, yine iyi okumuş, iyi tahsil almış.) Eskişehir İktisadi Ticari Bilimler Akademisi... (bu bilgileri Yekta Güngör Özden'i telefonla arayıp kendisinden aldım) Peki Anayasa Mahkemesi gibi çok önemli bir kurumun başında ne işi var? (yahu soruyu sordum ama cevabını bilmiyorum ki.) Komplekslerini tatmin ediyordur diye bir varsayım atabilirim ortaya. Ya da o zaman adam yokluğu varmış, ondan rica etmişler ve olmuş... Neyse bu konu, kör cahil bir vatandaş olarak, beni ilgilendirse de aşıyor. Derine inmemek lazım. Sonra oksijen yetmezliği, vurgun yeme gibi kazalara maruz kalabiliriz... Bir hastanenin başına getirilen baş hekimin, eczacı kalfası olmasına benziyor gibi...

Değerli e-günlüğüm; Bu haberi anlayamadım tercüme eder misin? Haber şöyle: Yeni Borçlar Kanunu’nda yapılan değişiklikle işverenler işçilerini psikolojik tacizden korumakla yükümlü olacak. Duygusal tacize uğrayan işçiler işverenden maddi-manevi tazminat talebinde bulunabilecekler. Tamam tamam, duygusal taciz, koruma, taciz olma durumlarını anladım. "Borçlar kanunu" nu anlayamadım. Bu iş yeri taciz olayının "borçlar kanunu" ile ne alakası var. Taciz edince borçlu mu oluyoruz veya tacize uğrayınca borçlu duruma mı düşüyoruz? Karşılıksız çek gibi bir şey mi bu duygusal taciz olayı... Kim kime borçlu kalıyor da bu kanun, "borçlar kanunu" maddesine giriyor acaba?

Ne günlere kaldık. Bilgisayarıma "6 taksitte varis ameliyatı" "9 taksitte göz ameliyatı" gibi mailler geliyor.

E-günlüğüm; havalar soğudu mu, yoksa bana mı öyle geliyor? Dün akşam bahçede otururken sanki üşüyor gibi oldum. Gerçi, iki gündür başım dönüyordu (bana has) onun için içki içmedim, ondan mı diyeceğim ama değil. İçki yerine Sıcak su da haşlanmış nane ve limon yapıp içine karabiber atıp içtim. Fena ısıtıyor. Hatta terletiyor. Başımın dönmesi içkiden mi diye test ettim ama değilmiş. Gece 23:00 de geçti. (iki saat önce) Sabah işe geldim ve baş dönmemin sebebi ortaya çıktı. İç güdülerimmiş. Geçelim bu konuyu...

Sabah işe geldiğimde arabamın ön lastiği iyice inmişti. Bir aydır patlak olduğunu bildiğim halde şişirip şişirip dolaşıyordum. Bu gün bir ara fırsat bulunca yaptırayım da başıma kötü şeyler gelmesin...

Evet hava soğukmuş. Güneş ısıtmayan cinsinden. Bu güneş soğutuyor. Terleyince anladım. Sanki terim soğurken vücuduma buz kalıpları sarıyorlar gibi oluyor. Öğle yemeğini yedikten sonra biraz ısındım ve kendime geldim. Öğleden sonra da fırsat bulup lastiği yaptırdım.

Gün sakin geçiyor e-günlüğüm. Ancak her gittiğim yerde yine hasta insanlarla karşılaşıyorum. Neden insanlar bu kadar sık hastalanmaya başladı acaba? Tavsiyem anneannelerini arayıp danışmaları. Bir doktordan daha çok ve daha kalıcı bilgi vereceklerine eminim. Ben mi? Yok bana bir şey olmaz... İyiyim iyi. Eeee nasıl derler? Taş gibi...

Akşam yemeğimizi yedik. Limonlu ve karabiberli sebze çorbası. Bu havalarda en güzel yiyecek. Tatlı olarak da komposto var dı. Eh fena değil, bunu da bulamayanlar var.

Evet değerli e-günlüğüm, farkındayım çok uzattım. Gidiyorum. Yarın yazışacağız nasıl olsa. Hoşçakal

Biliyor musun: İnsan vücudunda bulunan toplam 206 kemiğin yarısından fazlası el ve ayaklarımızda imiş...

Çirkin söz: “Şimdi savaş zamanı..." Savunma Bakanı Ehud Barak (soyadının baş harfini "y" olarak değiştirmek serbest)

Güzel söz: "Korkaklar ve Bilgisizler tarihin her döneminde sorunlarını silahla ve kanla çözmeye çalışmışlardır..." HZS (BBY)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 512
Toplam yorum
: 333
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 547
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster