Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Kasım '12

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
216
 

Edebiyat buhranlı havaları sever

Edebiyat nedir?
Edebiyat,
Ruhun gebe halidir..
Ruhun kıvranmasıdır..
Ruhun coşkusudur...
Hamile bir kadının, nice sıkıntılarla, dünyaya getirdiği bir bebektir..
Arafta kalan ruhun çıkardığı sonuçtur...
 
Edebiyat buhranlı havaları pek sever..
Susuzluktan yarılan toprakların suya duyduğu özlem gibi özlem duyar. Sevdiğinin asker yolunu bekleyen yar gibi sabırsızlıkla, hasretle bekler...
Edebiyat, mutluluğu sevmez mi, diyeceksiniz.
Elbette, sever. O mutluluğu yakalayabilmek için ruhun mücadeleleri gerekli değil midir? Yani, mutlulukta edebiyat gibi bir sonuçtur.
 
Edebiyat, hem kişiseldir hem de toplumsal...
 
Kişiseldir. Aşık oluruz, acı çekeriz, özlem duyarız, sevgiliyi sabırla beklemeye çalışırız, hasretini çekeriz, ruhun yaşadığı daha pek çok çalkantı, edebiyat denen çocuğun dünyaya gelmesine vesiledir.
 
Sonbahar mevsimi her ne kadar ölümü hatırlatsa da, duyguların tepe noktasına çıktığı bir mevsim değil midir? Aşkların doğduğu bir mevsim değil midir? Kasım'da aşk başkadır, diye popüler bir söylem bile vardır.
 
Sonbaharda havanın kararması, yaprağın dökülmesi insan ruhunda bir buhran oluşturmaz mı? Bu durumlar insanı duygysallaştırmaz mı? İçinden bir şey kopup gelmez mi? Eğer, yazmaya yabancı değilse, eline bir kalem ve kağıt alıp, veya bilgisayarının başına geçip, içinden kopup gelen şeyleri yazıya dökmek istemez mi?
 
Toplumsaldır. Yaşadığımız çevrede, şehirde, ülkede, dünyada yaşanan olumsuzluklar, haksızlıklar, adaletsizlikler, zulümler, acılar ve yoksulluklar insanın duygularını harekete geçirmez mi? Vicdan denen içindeki Tanrı'nın haykırışlarına kulak tıkayabilir mi, görmezden gelebilir mi, hissetmeyebilir mi?
 
Buhranlı dönemlere üç örnek vereceğim, üç dönemde de edebiyat en yüksek dönemlerini yaşamış:
 
-XIII. yüzyıl, Moğol istilaları ve korkusu, zayıflayan Selçuklu, kararmış havalar hep gökyüzünde, ama Rumi'yi, Hacı Bektaş'ı, Yunus'u ve daha bir çok büyük edebiyatçıyı çıkarmış.
-XVII. yüzyılın Osmanlısı, ahlaksızlık ve sefalet diz boyu olmuş, insanların uğradığı haksızlıklardan isyan ettikleri bir dönem, sürekli padişah değiştiği, İstanbul'da sürekli yangınlar çıktığı, her yangında İstanbul'un büyük bir kısmı yandığı, çocuk padişahların başa geçtiği, Valide sultanların entrikalar çevirdikleri, adaletsizliğin zirveye çıktığı bir dönem, ama edebiyat bayram etmiş. Yüzyıllar geçse bile kendisinden gıptayla söz ettirecek edebiyatçılar çıkarmış.
-XX. yüzyıl, ilk çeyreğinde yaşanmış büyük savaşlar, yüz binlerle ifade edilen ölümler, yoksulluk, adaletsizlik ve haksızlıklar insanların duygularını harekete geçirmiş, onlarca kaliteli eserler vermelerine sebep olmuş bir yüzyıldır.
 
Neydi, edebiyat buhranlı havaları sever...
 
Albert Camus'un sözüyle bitirelim:
 
"Mutluluk, bizi zorlayan kadere karşı kazanılmış zaferlerin 
en büyüğüdür.
 
Mutluluk, edebiyatla bir doğan, aynı ruhun evlatları değil midir?
 
Mustafa Yıldırım - 30-11-2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 480
Toplam yorum
: 252
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 653
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

Konyalıyım. Edebiyat okudum. Amatör yazar ve şairim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster